26 HAZİRAN İŞKENCE GÖRENLERLE DAYANIŞMA GÜNÜ

Bu gün, "26 HAZİRAN, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İŞKENCE GÖRENLERLE DAYANIŞMA GÜNÜ". Bugünü önemli ve anlamlı kılan gelişme, bundan on sekiz yıl önce Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme’nin yürürlüğe girmiş olmasıdır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 12 Aralık 1997 tarihinde aldığı kararla, her yıl 26 Haziran gününü, “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” ilan etmiştir.

İşkenceye karşı mücadelede ve işkencenin ortadan kaldırılmasında, işkence mağdurlarının yanı başında olmak ve dayanışma göstermek ayrı bir öneme sahiptir. Çünkü işkence, kişilere ve geniş yığınlara gözdağı vermeyi, yıldırmayı, bedensel ve zihinsel bütünlüğünü bozmayı ve yalnızlaştırmayı hedefler. Bu yüzdendir ki, insanlığa karşı işlenmiş suç olan işkenceye karşı çıkmak, işkencecileri kamuoyu önünde mahkum etmek ve işkence mağdurları ile dayanışma duygularımızı yüksek sesle dile getirmek istiyoruz.

İşkence insan onurunun ve insan haklarının barbarca ihlal edilmesidir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 5, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. ve Anayasa’nın 17. maddeleri işkenceyi yasaklamıştır. İşkenceye özgülensin ya da özgülenmesin bütün insan hakları belgelerinde işkence yasağı “mutlak” bir biçiminde düzenlenmiştir.

İşkence yasağının mutlaklığı, işkenceyi önlemek için etkili yasal, adli, idari, her türlü tedbirin alınmasını; hiçbir istisnai durum, savaş hali, iç siyasi karışıklık veya olağanüstü halin, işkencenin gerekçesi olarak kullanılamayacağını, bir üst görevlinin veya bir kamu merciinin emrinin de, işkenceyi haklı gösteremeyeceğini ifade eder. Tahrik, meşru müdafaa, bir başka hakkın korunması, tehlikenin savuşturulması gibi gerekçeler de işkence uygulamasının dayanağını oluşturamaz.

Ülkemizde son yıllarda gerçekleştirilen reformların önemli bir bölümünü işkence sorunu oluşturmasına rağmen gelinen noktada hiçbir gelişme kaydedilememiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan ve yapılması planlanan değişikliklerle, işkencenin önlenmesinde etkili olabilecek alanlarda kolluğun yetkileri artırılmış ve reform sürecinde kat edilen mesafeden daha geri bir noktaya gelinmiştir.

Adli vakalarda ve özellikle çocuk soruşturmalarında işkence uygulamaları yoğun bir biçimde sürmektedir. Özge-Der tarafından yürütülen proje çalışması sırasında ortaya çıkan sonuçlar da çocukların yasadışı ve keyfi yöntemlerle tutulduklarını ve bu esnada yoğun biçimde işkence gördüklerini göstermiştir. Adli suç zanlısı işkence mağdurlarında hak arama bilincinin gelişmemesi ve diğer pek çok faktör, bu vakalarda işkencenin açığa çıkmasını ve işkenceye karşı mücadeleyi engellemektedir.

Sistematik ve kurumsal işkence, işkencecilerin ve sorumluların cezasızlığı olgusuyla birlikte devam etmektedir. İşkenceye “sıfır tolerans” yerine, işkence mağdurunun adalet talebine “sıfır tolerans” gösterilmektedir. İşkencecilerin korunduğu ve bu amaçla idari ve yasal her türlü olanakların işkenceciler lehine kullanıldığı bir sistemde ve ortamda, başta işkence mağdurları olmak üzere, bireylerin kendilerini güvende hissetmeleri mümkün değildir.

İşkence mağdurlarının “adalet” talebinin gerçekleşmemesi ve işkencecilerin cezasız kalması, işkencecilere cesaret vermekte, işkencenin sistematik ve kurumsal yapısını güçlendirmekte, diğer işkencecilerin de "ceza görmeyecekleri” yönündeki inançlarının pekişmesine yol açmakta, hatta açılan karşı dava ve soruşturmalarla işkence mağdurları sanıklaştırılmakta ve suçluluk duygusuna itilmektedir. Mağduru olduğu işkence davasının ağırlığını, işkencecilerinin cezalandırılacağı umuduyla hafifleten ve “kimse cezasız kalmasın” talebiyle inatlaştıran İ.A’nın, davanın beraat kararı ile sonuçlanması üzerine dile getirdiği şu tepki unutulmamalıdır: “Şimdi ben miyim suçlu olan?”.

İnsan Hakları Derneği, işkencesiz bir dünyanın, işkencesiz bir Türkiye’nin olanaklı olduğunu düşünmektedir. Bu olanağın gerçekleşmesi, bizlerin işkence mağdurlarıyla dayanışmasına ve işkenceye karşı mücadelede güç birliği oluşturmasına bağlıdır.

İŞKENCE MAĞDURLARI İÇİN ADALET; İŞKENCECİLERİN CEZASIZLIĞINA SON!

İŞKENCEYE SESSİZ KALMA!

İnsan Hakları Derneği, işkence yasağının mutlaklığını güvence altına alacak ve işkencenin önlenmesinde etkili olacağına inandığı şu önerileri yinelemektedir:

Hükümet, işkence vakalarını kararlılıkla ve etkili bir biçimde soruşturmaya, işkencecileri, amirlerini ve siyasi sorumlularını derhal görevden almalıdır.

İşkencenin tıbbi açıdan belgelenmesi için yeterli olanaklar sağlanmalı, Adli Tıp Kurumu bu konuda yeterli, güvenilir, bağımsız ve özerk bir statüye kavuşturulmalıdır. İşkence mağdurları istedikleri hekime muayene olma ve tıbbi rapor alma hakkına sahip olmalıdır. Tıbbi muayene ve raporların gizli olmalıdır. Suç tespiti amacıyla yapılacak tıbbi muayene ve vücuttan örnek alma işlemleri sırasında işkence mağdurunun bilgilendirilmiş onamı alınmalıdır. İşkence suçunu kanıtlama yükü işkence mağduruna bırakılmamalıdır. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiler, sahip oldukları haklar konusunda derhal bilgilendirilmeli, istediklerinde kendi seçtikleri bir hekimi ve avukatlarını görebilmeli; yakınlarıyla düzenli iletişim kurabilmelidir.

İşkence gören kişiye, adil ve suçun ağırlığı ile orantılı tazminat verilmeli; işkence sonrasındaki bütün tedavi, rehabilitasyon ve benzeri sağlık harcamaları devlet tarafından karşılanmalıdır.

İşkence gören kişi, suçlu bulununcaya kadar asla tutuklanmamalı; suçlu bulunması halinde, cezanın infazı tedavi sonrasına bırakılmalıdır.

İşkencenin etkili biçimde belgelenmesini ve soruşturulmasını sağlamak üzere, avukat yardımı, savcıların gözaltı birimlerini ve kayıtlarını denetleme görevi, işkence yasağının gereklerine uygun olarak yerine getirilmelidir.

İşkence suçu, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olup zamanaşımına, affa uğratılamaz. Cezanın ertelenmesi, şartla salıverme gibi işkence nedeniyle verilen cezaların tam olarak infazını engelleyen cezasızlık mekanizmaları işletilemez.

Basın ve yayın organları, işkence sorununa yer ayırmalı; işkence davalarını izlemek ve kamuoyu tarafından bilinmesini sağlamak suretiyle, işkenceye karşı kamuoyu bilincinin oluşmasına katkı sunmalıdır.

Türkiye vakit yitirmeksizin, savaş, soykırım ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar konusunda uluslararası yargılama yetkisine sahip Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’ne katılmalıdır.

İşkencenin önlenmesi ve özgürlüğünden yoksun tutulan kişilerin işkenceden korunması bağlamında ulusal önleme mekanizması kurulmasını öngören BM İşkenceyi Önleme Sözleşmesi Seçmeli Protokolü, Türkiye tarafından ivedilikle imzalanmalı ve onaylanmalıdır.

İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi

Bir cevap yazın