ADALET BAKANI SAYIN HİKMET SAMİ TÜRK’E AÇIK MEKTUP

601

Konu: Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 16.05.01 tarihli yazısına yanıt

Türkiye'de 6 aydır yaşanmakta olan cezaevleri krizi, insan hayatını tehdit etmeye devam ediyor. İnsan hayatını kurtarmak ve cezaevlerinde insan sağlığına ve onuruna uygun yaşam koşullarını tesis etmek için geliştirdiğimiz öneriler, ne yazık ki bir sonuca ulaşmadı. Bugün için açlık grevlerini durdurmak için yapılması gereken tek şeyin, uluslararası standartlara ve İşkenceyi Önleme Komitesi tavsiyelerine de uygun olarak, tecrit uygulamalarının durdurulması ve tutuklu-hükümlülerle diyalog sürecinin başlatılması olduğunu, çeşitli vesilelerle belirtmiş bulunuyoruz. Bir kere daha, hükümetin yurttaşlarıyla, özellikle de tamamen hükümetin denetimi altında bulunan yurttaşlarıyla görüşmesinin, demokratik hukuk devletinin olağan bir usulü olduğunu da belirtelim. Hatırlanacağı gibi, İşkenceyi Önleme Komitesi de, 1999 yılında yayımlanan gözlem raporunda, cezaevlerindeki protesto eylemlerinin diyalog yoluyla çözümlenmesini önermiş bulunuyordu.

Cezaevleri krizinin önemli bir yönü de, cezaevleri sorunlarıyla ilgili mesleki kuruluşların, insan hakları kuruluşlarının ve diğer demokratik kuruluşların, pratikte devreden çıkartılmış olmasıdır. Sizin de 19 Aralık 2000 tarihine kadar uygulamanızda gösterdiğiniz gibi, bir ülkedeki sorunlar, o ülkenin bütün meşru yapılarının katılımıyla çözümlenir. İnsan hayatının söz konusu olduğu durumlarda, hükümetin daha esnek olması ve daha geniş bir toplumsal katılımı teşvik etmesi beklenir.

2000 yılı Kasım ayından beri, Türkiye'de insan hakları ve demokratikleşme alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının bir bölümünün ve her kriz döneminde olduğu gibi özellikle İnsan Hakları Derneğinin örgütlenme hakkı ve toplantı ve gösteri hakkı büyük ölçüde kısıtlanmakta, bu kuruluşların yöneticilerinin ifade özgürlüğünü kullanmaları, medyadaki tekelleşme ve siyasal yargı yoluyla engellenmektedir. İnsan Hakları Derneğinin 6 şubesi, cezaevleriyle ilgili çalışmaları nedeniyle, çeşitli bahanelerle kapatılmış, tüzel kişiliğimize karşı kapatma ve yöneticilerimize karşı ceza davaları açılmıştır. Aynı nedenle İstanbul Barosuna karşı açılan soruşturma ve Türk Tabipler Birliğine karşı açılan dava, 12 Eylül 1980 sonrası uygulamalarına doğrudan bir dönüşe işaret eden en son örneklerdir.

İnsan Hakları Derneği, Tüzüğüne uygun olarak, Türkiye'deki bütün cezaevlerinde insan sağlığına ve onuruna uygun koşulların oluşturulması için çalışmakla yükümlüdür. Bu konudaki ölçütleri de, hükümetlerarası ya da yerel yasal ve idari düzenlemeler değil, insanlığın ortak birikimi olan uluslararası standartlardır.

Derneğimiz, bugünkü cezaevleri krizine ilişkin olarak, avukat ve aileler ile tahliye edilen eski tutuklu ve hükümlülerden, kaygı verici raporlar almaktadır. Bu raporlar, ciddi sağlık sorunları olan kişilere sağlık hizmetlerinin sağlanmadığı, tutuklu ve hükümlülerin hastane ya da duruşmalara sevkinin yapılmadığı ya da sevkler sırasında kötü muamele gördüğü, aile ve avukat görüşmelerinin kısıtlandığı, F Tipi cezaevlerinde henüz standart olmayan uygulamaların sıklıkla kötü muameleyi içerdiği gibi kaygıları yansıtmaktadır. Ayrıca, Avrupa standartları açısından işkence yasağı normuna aykırı olan mutlak tecrit ve küçük grup tecriti uygulamalarının, yalnızca F Tipi cezaevlerinde değil, diğer cezaevlerinde de uygulandığı anlaşılmaktadır.

Çeşitli rapor ve açıklamalarımızın yanı sıra size şahsen de ilettiğimiz bu iddiaları yerinde araştırmak, Derneğimizin ve ilgili mesleki kuruluşların görevidir. Kaldı ki, bizim ya da uluslararası ya da ulusal başka kuruluşlar ile kişilerin size ve kamuya ilettiği iddialar, hiçbir araştırma yapılmaksızın reddedilmekte, art niyetli olduğu iddia edilmektedir. Bu durumda yapılması gereken tek şey, görevli kuruluşların yerinde inceleme yapmasıdır.

Buna karşılık, Baroların ve Tabip Odaların F Tipi cezaevlerine girişleri engellenmektedir. Derneğimizin 24 Nisan 2001 tarihinde yapmış olduğu aynı yöndeki başvuru da, 16 Mayıs 2001 tarihli ve 21 Mayıs günü elimize geçen bir yazıyla reddedilmiştir. Ceza ve Tevkifleri Genel Müdürlüğünün yazısında gösterilen gerekçe, "güvenlik"tir. Bu gerekçeyi anlamakta zorluk çekmemizi anlayışla karşılayacağınızı umuyoruz.

Derneğimiz yöneticilerinin Türkiye cezaevlerinde inceleme yapması, kendi güvenlikleri, kurum personelinin güvenliği ya da tutuklu ve hükümlülerin güvenliği açısından mı tehlikelidir, yoksa "devletin güvenliği" açısından mı tehlikelidir? F Tipi cezaevlerinde uygulanmakta olan mutlak tecrit rejimi altında tutuklu ve hükümlüler kimsenin "güvenliğini tehdit" edemeyeceğine göre, bu cezaevlerinde Türkiye yurttaşlarının güvenliğini tehdit eden kimlerdir?

Bu vesileyle, ilgili meslek kuruluşları ve insan hakları kuruluşlarından oluşacak bir heyetin F tipi ve diğer ceza ve tutukevlerinde inceleme yapması ve tutuklu-hükümlülerin temsilcileriyle görüşmesi için olanak tanınmasını dileriz.

Saygılarımızla,

İHD MYK adına,
Hüsnü Öndül
Genel Başkan