Hüsnü Öndül tarafından İHD İnsan Hakları Akademisi Diyarbakır Birimi tarafından düzenlenen 15 Ekim 2016 tarihli “Seminer” çalışmasında sunulmuştur.

A) İHD ve Türkiye’de İnsan Hakları Hareketinin Tarihçesi

İHD 17 Temmuz 1986 tarihinde 98 kurucu üye tarafından kuruldu. Kurucular arasında pek çok sol görüşlü tutuklu ve hükümlünün anne/babası, eşi, kardeşi vardı. Ayrıca pek çok gazeteci ve yazar, avukat, hekim, akademisyen, mimar , mühendis ve öğretmen de kurucu oldular.

12 Eylül 1980’de Türkiye’de askeri darbe oldu ve askeri darbe döneminde 650 bin kişi gözaltına alınmış, 173 kişi işkence ile öldürülmüş , binlerce insana davalar açılmış, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na dayanarak çok sayıda kamu görevlisi işten çıkarılmıştı. Cezaevlerinde baskılar, işkenceler yaygın ve sistematik bir hal almıştı. Bu muamelelere karşı açlık grevleri ve ölüm oruçlarıyla direnişler geliştirilmişti. Bu koşullarda sol görüşlü tutukluların aileleri bir dernek kuruluşu için 1980’li yılların ortalarından itibaren harekete geçtiler. Pek çok tanınmış insana ulaşıp onları da harekete geçirdiler. Zamanla bu konuda oluşacak örgütsel yapının sadece cezaevleri merkezli ve mahpus haklarıyla sınırlı bir çalışma yapan örgüt olmasından ziyade daha genel amaçlı bir örgüt/dernek olması dillendirilir oldu. Mağdur hareketi olarak başlayan süreç insan hakları örgütü kurulmasına evrildi.

Derneğin adının İnsan Hakları Derneği olması, kuruluşundan kısa bir süre önce aralarında daha sonra Derneğin Genel Başkanlıklarını da yapacak olan Nevzat Helvacı, Akın Birdal, Husnu Öndül’ün de bulunduğu,  bazı mahpus yakınlarının ve daha sonra kurucu olacak bazı aydınların (Muzaffer İlhan  Erdost, Prof. Dr. Sadun  Aren, Doç. Dr. Haluk Gerger, Av. İbrahim Açan, Av. Erşen Şansal) katıldığı toplantıda – Ankara Onur İş hanında bulunan Ekin Bilar adlı şirketin dairesinde- kararlaştırıldı.

Toplantıda, insan hak ve özgürlüklerini savunma ya da insan haklarını koruma, insan haklarını savunma derneği gibi adlar önerildi. İnsan hakları sözcüğü ile birlikte mahpus ya da tutuklu veya hükümlü adları ve dayanışma kelimesinin de yer aldığı öneriler de seslendirildi.Koruma ya da savunma sıfatları kullanılmadan doğrudan İnsan Hakları Derneği olması kararlaştırıldı.

Derneğin tüzüğünü İHD’nin ilk genel başkanı olacak olan Av. Nevzat Helvacı yazmıştı.O tarihte yürürlükte olan 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 1. maddesi derneklerin belirli bir amacı olmasını şart koşuyordu. İdare, “belirli bir amacı” tek amaç olarak yorumluyordu. Nevzat Bey’in yazdığı tüzükte amaç çok geniş tutulmuştu.17 Temmuz 1986 tarihinde kuruluş başvurusu yapıldı. Başvuru ile birlikte kurulmuş ve  tüzel kişilik kazanılmış oluyordu. Ancak İçişleri Bakanlığı tarafından Tüzük onaylanmadı. İçişleri Bakanlığının eleştirilerini karşılayacak değişiklikleri yapmak üzere beş kişilik bir komisyon oluşturuldu. Komisyon, avukatlar Halit Çelenk, Erşen Şansal, Hüsnü Öndül, Aydın Erdoğan ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Nurkut İnan’dan oluşuyordu.

Komisyon üyeleri Ankara Kızılay’da, Aydın Erdoğan’ın avukatlık bürosunda toplandı. Tartışmalar sonunda  Doç. Dr. Nurkut İnan, hala geçerli olan amaç maddesini, “derneğin belirgin ve tek amacı ‘insan hak ve özgürlükleri konusunda’ çalışmalar yapmaktır” biçiminde düzenledi. Sonraki maddelerde de benzer kısa değişiklikler yapıldı. Bu değişikler İçişleri Bakanlığı tarafından onaylandı. Böylelikle, kuruluştan yaklaşık 8-9 ay sonra tüzük onaylanmış oldu. Onay ile birlikte peş peşe şubeler açılmaya başlandı.

Kuruluş döneminde, Aziz Nesin’in, aydınların İHD kurucusu olmalarındaki belirleyici rolünü vurgulamak gerekir. Kuruluş için gerekli belgeler, kendileri de kurucu olacak olan avukatlar İbrahim Açan, Kazım Bayraktar, Aykut Başçıl, Ahmet Bozkurt Çağlar ve Hüsnü Öndül’ün avukatlık bürosunda toplanıyordu.

İHD logosu, 30-31 Ağustos 1987’de, o tarihte genel merkezin bulunduğu Ankara Konur Sokak’ta yapılan toplantıda kararlaştırıldı. Logo, Tan Oral tarafından hazırlanmıştı ve zincirler arasından dik bir şekilde yükselen, kırmızı renkli kardelen çiçeği İHD logosu olacaktı. Bu konuda İHD’nin internet sitesinde şöyle bir anlatım bulunmaktadır: “Kardelen çiçeği, direnci, baskılar karşısında yılmamayı ve aydınlığa çıkmayı simgeliyor. Kardelen çiçeği nasıl buzların arasından çıkıyor; doğuşu, hayatı simgeliyorsa 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası kurulan İnsan Hakları Derneği de özgürlüğü, umudu, adaleti temsil ediyor. Sonuç olarak kararlaştırılan logo; baskı, zulüm ve işkenceye karşı bir direnişi, bir başkaldırıyı simgeliyordu. Bunun için de en zor koşullarda kar ve buz tabakalarını kırarak gün ışığına duran kardelen çiçeğinin sembolize edilmesi seçilmişti.”

İHD’nin ilk kampanyası “ölüm cezasına karşı, genel af için imza kampanyası”ydı. 150 bin imza toplandı ve Genel Başkan Nevzat Helvacı tarafından Aralık 1988 tarihinde o tarihteki TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut’a takdim edildi. 1999 yılında da Akın Birdal’ın başkan olduğu dönemde ikinci kez ölüm cezasına karşı kampanya başlatıldı. Kampanya Akın Birdal’ın haziran 1999’da hapsedilmesinden sonra da sürdürüldü ve 539 bin imza toplandı. Tesadüf ki Yıldırım Akbulut yine Meclis Başkanı’ydı. İmzalar, Haziran 1999’da Akın Bey’in hapsedilmesi ve İHD üyeliği ve genel başkanlığından istifa etmek zorunda bırakılmasından sonra Genel Başkanlık  görevini üstlenen Husnu Ondul tarafından Yıldırım Akbulut’a teslim edildi. Her iki kampanyada da pek çok İHD yönetici ve üyesi gözaltılara ve baskılara karşı, sokaklarda, kahvelerde, pazarlarda, meydanlarda vs. imzaları toplamışlardı.

Güncelliği nedeniyle bir konudan daha bahsedebiliriz:

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün püskürtülmesinin ardından yaşanan OHAL  ve kamudan ihraçlar meselesi 12 Eylül döneminde de yaşanmış ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na dayalı olarak pek çok  kamu görevlisi (yaklaşık 8500 kişi) ihraç edilmişti. İHD’nin ilk komisyonlarından birisi 1402’likler Komisyonu’ydu (1988) ve bu komisyonun hazırladığı rapor Türk-İş aracılığı ile İLO Genel Kuruluna götürülmüş (1989) ve İLO Türkiye’yi 111 sayılı Ayrımcılık Sözleşmesi (iş ve meslek) ihlali nedeniyle izlemeye almıştı. Bu konudaki gelişmeler o tarihte komisyonun sekreterliğini yapan kurucularımızdan, değerli Haldun Özen tarafından yazılan “Entelektüelin Dramı” (2002) adını taşıyan kitapta anlatılmaktadır.

İlk dönem etkinlikler bakımından 1987 yılı Ağustos sonlarında İstanbul’da başlayıp Bursa, Eskişehir üzerinden Ankara’da sona eren İHD ve mahpus yakınlarının büyük yürüyüşünden ve Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde polisin darbelerine maruz kalmalarından,  darp nedeniyle sevgili kurucularımızdan Didar Şensoy’un fenalaşarak hastaneye kaldırılmasından ve yaşamını yitirmesinden de söz etmeliyiz. İHD başından beri cezaevleri konusunda eksilmeyen bir ilgi ile mücadele etti.

İHD tarihçesi ile ilgili olarak, daha geniş bilgilenme için arkadaşlarımızın görevlendirmesiyle tarafımdan 1996 yılında hazırlanan “10.Yıl broşürü”ne, 15.yılımızda (2001) Genel Başkan olduğum dönemde 10. yıldan sonraki gelişmeleri de içeren ve o tarihte Genel Sekreterimiz olan (ilk kadın genel sekreter) Feray Salman’ın katkılarıyla hazırlanan 15. yıl kitapçığımıza ve Emir Ali Türkmen tarafından her iki çalışmayı da içeren “20. Yıl, Uzun İnce Bir Yoldayız (2006)” adlı kitaba ve Nevzat Helvacı’nın “Karanlıkta Yol Aramak” kitabına  bakılabilir.

İHD bu 30 yılda kayıplarla ilgili,  ilki 18 Aralık 1992  tarihinde olmak üzere (bak. 18 Aralık 1992 tarihli basın açıklaması, ihd.org.tr) olmak üzere ikincisi de Cumartesi Annelerinin 27 mayıs 1995’te İstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde başlattığı oturma eyleminden sonra olmak üzere 01 Haziran 1995’ten itibaren kayıplar kampanyası başlattı.

İHD son 30 yılda pek çok kez, ifade özgürlüğü, barış kampanyaları, hapishaneler, DGM’lerin kapatılması kampanyaları, işkencenin önlenmesi kampanyaları gerçekleştirdi. İHD ve yönetici ve üyeleri hakkında binden fazla soruşturma ve davalar açıldı. Pek çok şube çeşitli sürelerle valiliklerce kapatıldı. 22 İHD yöneticisi ve  üyesi öldürüldü. Onların şahsında Metin Can’ı, Hasan Kaya’yı ve Vedat Aydın’ı anmak isterim.

Genel Başkanımız Akın Birdal Mayıs 1998 tarihinde genel merkez binamızda öldürülmek istenmiş ve vücuduna 7 kurşun isabet etmiştir. Kasım 1999 tarihinde bir grup, İHD Genel Merkezi’ni basarak genel başkan Husnu Öndül’ü darp etmiş, eşyalara zarar vermiştir. Aynı şekilde çeşitli tarihlerde şube binalarına ve şube yönetici ve üyelerine yönelik saldırılar , bombalamalar, ateş etmeler, ölüm tehditleri olmuştur.

İHD, Uluslar arası İnsan Hakları Federasyonu (FİDH) ve Avrupa Akdeniz İnsan Hakları Ağı’nın(EMHRN) üyesidir.Uluslararası Ceza mahkemesi Türkiye koalisyonunun sözcülüğünü yapmaktadır. İHOP’un kurucusudur (2005).

İHD, işkenceyle daha etkili mücadele ve işkence görenlerin teşhis ve tedavileri için  Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nı (TİHV) kurmuştur (1990). TİHV’i kurabilmek için Olağanüstü Genel Kurulu’nu toplayıp Tüzüğünü değiştirmiştir.

Vakfın senedini hazırlama görevi Hüsnü Öndül’e verilmiştir. Hazırlık işlerini yürütmek üzere daha sonra vakfın 20 yıl süresince başkanlığını yapacak olan Yavuz Önen ve vakfın ilk genel sekreterliğini yapacak olan  Haldun Özen ve Hüsnü Öndül’den oluşan bir komite oluşturulmuştur.

Kimlerin kurucu olacağına (32 gerçek kişi ve bir tüzel kişi olarak İHD) İHD Merkez Yönetim Kurulu karar vermiştir. Vakfın malvarlığı 50 milyon Türk lirasıydı. İHD tüzel kişiliği 18 milyon diğer gerçek kişiler birer milyon lira ile katkıda bulunmuşlardı.

Vakfın kuruluşunda ve sonraki dönem çalışmalarında TTB’nin yönetimlerinin ve hekim arkadaşlarımızın olağanüstü emek ve katkılarını vurgulamak isterim.TİHV’de pek çok sosyal hizmet uzmanı ve psikolog arkadaşımız işkence görenlerin yaralarına merhem olmaya çalışmışlardır.

Vakıf 1990 tarihinde kurulmuş ve o günden bugüne 15 bin işkence mağduruna tıbbi ve psikolojik hizmet vermiş ve işkenceyi belgelemiştir. TİHV, BM belgesi olan İstanbul Protokolü’nün hazırlanmasına öncülük eden kurumlardan birisidir. İHD ve İHD’liler olarak TİHV ile gurur duymaktayız.

İHD 2010 yılında da kendi bünyesinde İnsan Hakları Akademisi’ni kurmuştur. Düzenli olmamakla birlikte uzun yıllar İnsan Hakları Bültenleri yayımlamıştır. İHD, 10. yıl broşürünün (1996) arka sahifesindeki “ilkesel yaklaşımlar”ı zaman içerisinde zenginleştirerek İHD İlkeleri olarak Tüzük hükmü haline getirmiştir.

İHD, 24 Ekim 1992 tarihli 4. Olağan Genel Kurulu’nda insan hakları hukuku yanında insancıl hukuku da ilgi alanına katmıştır.

Bundan önce de 1990 yılındaki 3.Olağan Genel Kurulu ve o Genel Kurul’da Diyarbakır delegemiz Vedat Aydın’ı ve  bir sivil itaatsizlik eylemi olarak Kürtçe konuşmasını anmak gerekir. O tarihlerde 2932 sayılı Türkçeden başka dillerin konuşulmasını yasaklayan bir yasa bulunmaktaydı. ”Kanunla yasaklanmış dil” deniyordu. Ayrıca 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun çeşitli maddelerinde derneklerin bütün yazışma, açıklama ve etkinliklerinde Türkçe  dışında bir dil kullanamayacağı, kullanılması halinde de dernek tüzel  kişiliklerine yaptırım öngören maddeler vardı. Delegemiz Kürtçe konuştuğu için gözaltına alınmış, ardından tutuklanmıştı. 2932 sayılı Kanun 1991 yılında yürürlükten kaldırıldı. Dernekler Kanunu’ndaki bu konudaki yasaklayıcı hükümler de AB’ye aday ülke ilan edilişin ardından (Aralık 1999) 2000’li yılların başında  yürürlükten kaldırıldı.

Bu gün İHD, insan haklarına herkesin sahip olduğunu, insan haklarının evrensel olduğunu, bölünmez ve bütünsel olduğunu, bütün insan haklarının birbirine bağlı ve birbiriyle ilişkili olduğu tezlerini savunmaktadır. Evrensellik konusunda BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni (1948), bölünmezlik ilkesi konusunda 1968 Tahran Bildirisi’ni hatırlamalıyız. Yine evrensellik, bölünmezlik, birbirine bağlı ve ilişkili olma ve herkes için olma konusunda Dünya İnsan Hakları Konferansı Viyana Bildirisi’nin (1993) 1, 5 ve 8. maddelerini anmak gerekir. Ayrıca İHD, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını, düşünce özgürlüğünü kabul ettiğini ve ölüm cezası ve işkenceye kayıtsız şartsız karşı çıktığını ilkeleri arasına almıştır.

İHD medeni ve siyasi haklar ile, ekonomik,sosyal ve kültürel hakları ve ayrıca dayanışma haklarını (halkların hakları, barış, insanlığın ortak malvarlığı vb.) savunmaktadır. Bu konular Tüzük’te ilkeler başlıklı maddede Tüzük hükmü haline getirilmiştir.

İHD’nin 34 şubesi ve 4 temsilciliği ile birlikte yaklaşık 10 bin üyesi bulunmaktadır. Gelirleri, üye aidatları ve bağışlarından oluşmaktadır.

1993 yılı sonundan itibaren eğitim ile sınırlı olmak üzere devletlerarası topluluklardan (AB, BM gibi) proje karşılığı maddi destek almaktadır. AB ilk kez Türkiye’de üretilen projeleri 1993 yılı sonunda desteklemeye başlamış ve 1993 yılında desteklenen ilk 3 projeden birisi İHD’nin “Hukukçuların Bireysel Başvuru Hakkı Açısından Eğitimi” projesi olmuştur. İkinci proje de “eğitimcilerin eğitimi” projesi olmuştur.

İHD hükümetlerden ve siyasi partilerden bağımsız bir insan hakları örgütüdür. İHD, kuruluşundan beri ihlalleri belgelemekte, mağdurlara tıbbi, psikolojik ve hukuksal destek sağlamaktadır. Cezasızlıkla mücadele etmekte, ve suç duyurularında bulunmaktadır. İnsan hakları eğitimine katkı sunmakta, insan hakları kavramını tanıtmakta ve insan hakları kültürünün oluşmasına katkı sağlamaktadır.

Türkiye’deki diğer insan hakları örgütlerinden bazılarını da şöyle tanıtabiliriz:

  1. TİHV 1990 tarihinde İHD öncülüğünde, İHD ve  32 gerçek kişi tarafından Ankara merkezli olarak  kurulmuştur. İşkence teşhis,tedavi ve rehabilitasyonu ile insan hakları raporları konusunda çalışmaktadır.
  2. Yurttaşlık Derneği (eski adı Helsinki Yurttaşlar Derneği):  1993 yılında İstanbul’da kurulmuştur. Şubesi yoktur. Temel haklar ve özgürlükler, barış, demokrasi, çoğulculuk ve sorunların karşılıklı anlayış ve diyalogla çözümü konularında çalışmaktadır. İHOP bileşenidir.
  3. Mazlum-Der, 1991 yılında Ankara merkezli olarak 54 kişi tarafından kurulmuştur. 22 şubesi vardır .Genel olarak insan haklarını savunmaktadır. Düşünce ve inanç özgürlüğü, Kürt sorunundan kaynaklı ihlaller ağırlıklı olarak çalışma yaptığı alanlardır.
  4. İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD), 2003 yılında İzmir merkezli olarak kurulmuştur. Genel olarak insan hakları konularında, ifade özgürlüğü, mülteci hakları, uluslararası ceza mahkemesi ve diğer insan hakları konusunda çalışmalar yapmak üzere kurulmuştur. İHOP bileşenidir.
  5. İnsan Hakları Araştırmaları Deneği (İHAD), inanç özgürlüğü, nefret suçu, kadına yönelik şiddet, mülteci konuları ve diğer insan hakları konularında çalışmaktadır. Şubesi bulunmamaktadır. İHOP bileşenidir (NOT:  Kasım 2016 tarihli KHK ile kapatılmıştır).
  6. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, 2002 yılında kurulmuştur. İfade özgürlüğü, mahpus hakları, hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma hakkı, işkence ve mülteci hakları ağırlıklı çalışma alanıdır. Af Örgütü dünyanın en popüler ve en yaygın insan hakları örgütüdür. 1961 yılında Londra’da kurulmuş, 150 ülkede 3 milyondan fazla üyesi bulunmaktadır. İHOP bileşenidir.
  7. İnsan Hakları Ortak Platformu 2005 yılında beş insan hakları örgütü (İHD; Af Örgütü, Mazlum Der, TİHV, Helsinki Yurttaşlar Derneği) tarafından kurulmuştur. Daha sonra TİHV ve Mazlum Der ayrılmış, yerlerine İHGD ve İHAD üye olmuşlardır. Dernekler yasası platformlara tüzel kişilik tanımamaktadır. Yasal ad olarak, İçişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı ile diğer resmi kurumlarla ilişkilerinde Kapasite Geliştirme Derneği adını kullanmaktadır.

İHOP bir çatı örgütü değildir. Ağlar biçiminde çalışmaktadır. Bileşenlerinin yerine geçerek çalışma yapmamaktadır.

1)Cezasızlıkla Mücadele Ağı,

2)İnsan Hakları Eğitimi Ortak Çalışma Ağı,

3)Mülteci Hakları Koordinasyonu,

4)Mersin Ayrımcılıkla Mücadele Platformu

5)Uluslararası Ceza Mahkemesi Koalisyonu

desteklediği ağlardandır.

Ağırlıklı olarak,  ayrımcılıkla mücadele, eğitim, gölge raporlar, hukukun üstünlüğü ve cezasızlık, insan hakları savunucularının korunması konularında çalışmaktadır. Uluslararası belgelerin (rapor, bildiri, sözleşme, protokol, şart, mahkeme ya da komite/komisyon karar, yorum gibi belgelerin çevirileri yapılmaktadır).

AİHM kararlarının uygulanmasının izlenmesini son beş yıldır yapmaktadır. Bu proje Avrupa’da sivil toplumun AİHM kararlarının sivil toplum tarafından izlenmesi pratiği bakımından ilktir. İnsan hakları belgeliği adı altında elektronik bir kütüphane oluşturmuştur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler fakültesi ile birlikte 2007 yılından itibaren yaz okulları düzenlemektedir.

B) İnsan Haklarını Savunma Hakkı

Dünyada ve Türkiye’de insan haklarını savunmak için çalışan insan hakları savunucularının  neler yaptıklarını bir düşünelim. Konuyla ilgili ulusalüstü belgelerde şu özelliklere dikkat çekilir:

  • İnsan Hakları Kavramını Tanıtırlar,
  • Herkes için insan haklarını savunurlar,
  • Her yerde savunurlar(evrensellik, bütünsellik,bölünmezlik ilkeleri gereği).
  • Cezasızlık kültürü ile mücadele ederler,
  • Barışçıl eylemlerde bulunurlar,
  • İhlal bilgilerini toplarlar ve yayarlar (teşhis ve teşhir),
  • Mağdurlarla dayanışma içersinde olurlar.
  • İnsan haklarına saygı yükümlülüğü için çalışırlar.
  • Sözleşmelerin uygulanmasına yardımcı olurlar.
  • İnsan hakları eğitimi yaparlar.
  • İnsan hakları öğretimi yaparlar.
  • Dilekçe verirler, basın açıklaması yaparlar, protesto gösterisi yaparlar…

Bununla birlikte kısaca dört başlık altında toplanabilir savunucuların neler yaptıkları. BM, Avrupa Konseyi ve AB organlarının rehber ilkelerinde yer alır bu özellikler.

Şöyle:

  1. İnsan hakları  ihlallerini belgelemek.Bunu yazılı, sözlü anlatımla, raporlarla, fotoğrafla,video ile, tanıklarla vb. çalışmalarla yaparlar.
  2. Mağdurları desteklerler. Bu destek hukuki, tıbbi, psikolojik olabilir. İnsan hakları savunucuları mağdurları hak sahibi kişiler olarak görür. Bu kişilerin hakları ihlal edilmiştir.
  3. Cezasızlıkla mücadele ederler. Cezasızlık bilindiği gibi ağır insan hakları ihlallerinin (işkence, gözaltında kayıp, yargısız infaz gibi eylemler ağır insan hakları ihlali olarak nitelenebilir) faillerinin aranmaması, bulunmaması, soruşturulmaması, kovuşturulmaması, yargılanmaması ve suçlu bulunduklarında da cezalandırılmaması halidir. Bir durumdur yani cezasızlık.

Hak savunucuları bu durumun değişmesi için mücadele ederler. Suç duyurularında bulunurlar.Galatasaray lisesi önünde her cumartesi 600 haftadan fazla zamandır, bugün bu salonda saat 12.00’de  400 haftadan fazladır oturma eylemi yapan, keza Batman’da da aynı süredir oturma yapan insanlar yalnız mağdur olan ve yalnız kendi çocuğunun akibetini soran ve sorumluların bulunması ve yargılanmasını ve cezalandırılmasını isteyen insanlar değil artık. Onlar insan hakları savunucularıdır. Hem kendi çocuklarının hem de başkalarının çocuklarının akibetini soruyorlar ve sorumluların cezalandırılması için çaba gösteriyorlar. Fakat aynı zamanda bu eylemlerin tekrarlanmaması için önlemler alınmasını istiyorlar. Söz gelimi şu anda da sürdürüldüğü gibi, kayıplar sözleşmesinin ve uluslararası ceza mahkemesi Roma Statüsü’nün Türkiye tarafından onaylanmasını istiyorlar.

4. İnsan hakları kavramını tanıtırlar ve kültürünün oluşması için ve insan hakları eğitimi için çaba gösterirler.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi’ni 9 Aralık 1998 tarihinde kabul etti. Tam adı, “Kişilerin, Grupların ve Toplum Organlarının Evrensel Ölçekte Tanınmış İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Geliştirme ve Koruma Hak ve Sorumlulukları Bildigesi” 20 maddelik bir bildirgedir. Bildiride insan haklarını savunmanın herkesin insan hakkı olduğu vurgulanır.

Savunuculara tanınan haklar, insan haklarının korunması, gerçekleştirilmesi ve geliştirilmesindeki rolleri vurgulanır ve onların çalışmalarının kolaylaştırılmaları, hükümetlerin onları tanımaları, desteklemeleri ve korumaları hüküm altına  alınmaktadır.

BM İnsan Hakları Savunucuları 29 nolu Bilgi belgesi’nde de  dünyada insan hakları savunucularının karşılaştığı riskler şöyle sayılır: taciz, gözaltı, tutuklama, işten atılma, itibarsızlaştırma, seyahat özgürlüğünden mahrumiyet, öldürülme, kaybedilme, yargı baskısı vs.

BM Genel Sekreteri Özel Temsilcisi Hina Jilani 2004 ekim ayında Türkiye’yi ziyaret etmişti. O tarihte İHD Genel Başkanı olan Hüsnü Öndül ile de görüşmüştü. Ocak 2005 tarihinde de raporunu yayımladı.

9 Aralık 1998 tarihli kısaca İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirisi olarak bilinen Bildiri’nin 1. maddesinde insan haklarını savunmanın herkesin insan hakkı olduğu belirtilir. Demek ki insan haklarını savunmak, bir insan hakkıdır. Yukarıda anlatılanlardan sonra “İnsan hakları savunucusu kimdir?”, “Kime insan hakları savunucusu denir?” sorusunu sorabiliriz ve cevabını da verebiliriz.

Şöyle tarif edebiliriz:

Bireysel olarak ya da başkalarıyla birlikte (dernek, vakıf, platform, inisiyatif ve benzeri ad ve formatlar altında) insan haklarını korumak ve geliştirmek, gerçekleştirmek için çalışan kişilere insan hakları savunucusu denir.

Bildirinin insan hakları savunucularına tanınan haklar ve onlara sağlanan korumalar, 1, 5, 6, 7, 8, 9, 11, 12, 13. maddelerde sıralanır. Devletlerin görevleri de 2, 9, 12, 14 ve 15. maddelerde yer alır. Bunun yanında Bildiri’de herkese düşen sorumluluklara da yer verilir. Bunlar 10, 11 ve 18. maddelerde yazılır. Bildirinin 3. ve 4. maddeleri ise ulusal mevzuatın rolüne ayrılmıştır.

İnsan hakları savunucuları olarak dünyanın çeşitli yerlerinde baskı görenler gibi İHD’yi anlatırken karşılaştığı çok yoğun baskılara kısmen değinmiş olduk. Dernek kapatma, kaybedilme istenmeleri, yargısız infaza maruz bırakılma, itibarsızlaştırılmak istenme, öldürülme, gözaltına alınma, tutuklanma ve yargı baskısına maruz kalma olayları yaşanmıştır.

Voltaire’ye sormuşlar “İnsan hakları için ne yapabiliriz?” diye. Onun da  şöyle cevap verdiği söylenir: “İnsanların bilmelerini sağlayın” (Bkz. İnsan Haklarını Anlamak). İnsan hakları savunucularının herhalde en önemli fonksiyonlarından birisi de insanların bilmelerini sağlamış olmalarıdır. İhlalleri görünür kılmalarıdır.

C) İnsan Hakları Hukukunun Temel Özellikleri

İnsan hakları hukuku, devlet-birey (kişi) ilişkisini esas alır. Hak ile hukuk ve hak ile özgürlük kavramları çoğu kez birbiriyle bağlantılı düşünülür, konuşulur haldedir. Özgürlük, serbestliktir. Neyin serbestliği? Bir şeyi yapma ya da yapmama serbestliği. Özgürlük soyut, hak ise somuttur denebilir. Hak için bir durumdur demenin yanında, benim kabulüme göre insanın sahip olduğu ya da talep edebileceği, kullanabileceği, faydalanabileceği, yaralanabileceği bir yetki de diyebiliriz.

Genel olarak hak, özgürlüğün hukuksal formata bürünmüş halidir denilebilir. Hak açısından yetki temel özelliğine dikkat çekmiştik. Şöyle de söylenebilir ama insan hakları söz konusu olduğunda eksik kalır: Hak, yetkidir demiştim. Yetkiye açıklık getiren düşünceler de vardır: “hak, hukuk tarafından tanınan ve korunan bir yetkidir.”

İnsan hakkı olarak kabul edilen hakların, özne, konu, muhatap, yaptırım olarak sayabileceğimiz dört unsuru vardır. Söz gelimi, özne unsuru, hakkın sahibine işaret eder. Konu unsuru, o hak ile korunan değeri anlatır. Muhatap unsuru, koruma, yükümlülük, sorumluluklara işaret eder ki her durumda devlettir.Devletlerin insan haklarına saygı, koruma, negatif, pozitif ve tedarik yükümlülüklerini hatırlamamız lazım. Saygı yükümlülükleri ve bunun gerektirdikleri hep devletleri hatırlatır bize.Öte yandan yaptırım unsuru vardır.İhlaller durumunda idari ya da cezai yaptırımlar söz  konusudur.Ulusal, bölgesel ya da uluslar arası ölçekte düşünülebilir.

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu “özgürlük geniş kapsamlı ve soyut, hak ise özgürlüğün somutlaşmış biçimidir. Özgürlük bütün hakların kökenidir.” der.

İ. Kuçuradi, Uludağ Konuşmaları kitabında insanın özgürlüğü (antropolojik özgürlük), kişilerin özgürlüğü ve toplumsal özgürlük ayrımlarını yapar. İnsanın özgürlüğü, tür olarak insanın bir özelliğidir. Bu tür özgürlük tür olarak insan için bir olanaktır. Değerli eylemde bulunma olanağı anlamına gelir.Kişi özgürlüğü etik özgürlüktür. Kişilerin eylemde bulunmaları, yaşarken gerçekleştirilen şey anlamındadır. Dürüstlük,saygı,güven etik değerlerdir.

Etik özgürlük konusunda Albert Camus’un romanındaki Dr.Rieux’un vebaya karşı verdiği mücadeleyi hatırlayalım.Mücadelesini “kahramanlık” olarak niteleyen gazeteciye Dr.Rieux, “bunun kahramanlıkla “alakasının olmadığını söyler.” Peki ne ile alakası var?” şeklindeki soruya “dürüstlük ile” diye cevap verir.Dürüstlüğü ise genel olarak bilmediğini ama kendi durumunda “işini yapmak” der. Böylece bu ikinci tür özgürlük kişi değeri, etik değer olarak anlaşılabilir. Toplumsal özgürlük de bir fikir olarak, toplumsal ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgilidir. Bu ilişkilerin kurulması,değiştirilmesi,yürütülmesinde değer bilgisinin hesaba katılmasıyla ilgilidir. Toplumsal özgürlük konusu karşımıza moral (ahlak) ve hukuksal boyutlarıyla çıkar.

Bir de eşitlik kavramı var biliyorsunuz. Eşitlik, genel olarak hukuksal bir kavram anlamında, bizim anayasa mahkemesi’nin de işaret ettiği gibi, aynı durumda olanlara farklı uygulama yapılmaması anlamına gelir. Daha çok yasa karşısında eşitlik, mahkemelerde eşitlik gibi anlaşılıyor ya da çok önemli elbette ama seçim sandığına atılan her oyun eşit olması olarak anlaşılıyor. Halbuki İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 1. maddesini hatırlayalım, insanların haklarda ve onurda eşitliği vurgulanır. Sadece mahkemede, sandıkta, yasa karşısında değil, sadece haklarda da değil; insanlar, onurda da eşittir. İnsan onuruna sahip olma bakımından da eşittir. Dolayısıyla eşitlik ilkesi temel ilkelerden birisidir ve daha geniş anlamalıyız.

İnsan hakları her  insan için doğuştan kazanılan, evrensel olan yani dünyanın her yerinde her sistemde geçerli olan, bütün hakların birbiriyle ilişkili olduğu, birinin diğerine tercih edilemez olduğu, bölünmez ve bütünsel olduğu haklardır. İnsan hakları, insan onurunun (insanın şeref ve haysiyetinin) korunması için geliştirilmiş kural ve standartlardır.

İnsan onuru, bir muamele beklentisini ortaya koyar.Bu muamele etme kadar,insan onuruna uygun muamele görmeyi içerir.Muamele etme ve görme devletler açısından da bireyler açısından da gereklidir..İnsan onuru, ancak Jack Donnelly’in de ifade ettiği gibi, ilişik listedeki(ilişik liste ile insan hakları belgelerindeki haklar ve özgürlükler kastediliyor) hakların tanınması, uygulanması ve geliştirilmesiyle korunur.

İHD’nin, “insan, haklarıyla insandır” sloganının da anlamı budur.İlişik liste, bugün itibariyle medeni ve siyasi, ekonomik,sosyal,kültürel ve dayanışma hakları olmak üzere 183 hak ve özgürlüktür. İnsan, bu hakların herkese tanınması ve uygulanmasıyla insandır.

İnsan hakları bir fikirdir, düşüncedir. İnsan aklının ürünüdür.”İnsan hakları fikri, rasyonalizm ve aydınlanmacılık felsefesi, liberalizm ve demokrasi ve ayrıca sosyalizm temelinde inşa edilen modern zaman felsefi düşüncesinin sonucunda ortaya çıkmıştır(İnsan Haklarını Anlamak, Türkiye Adalet Akademisi Yayını, 2014, s.39).

İnsan haklarının kaynağı hayattır. Hayat bilindiği gibi dinamiktir. O halde insan hakları statik değil, dinamik karakterlidir.Sürekli gelişir.Çünkü dinamik olan hayatın içinde çeşitli ve yeni yaşama durumları vardır, oluşur.Bu yeni yaşama durumları, gün gelir hak formatında düzenlenen yeni normatif düzenlemelere konu olur.Meseleye tarihsel baktığımızda söz gelimi Magna Carta’da (Büyük Ferman, 1215), İngiltere kralı bu ferman ile yetkilerini kısıtlamıştır. 63 maddelik bir fermandır ve 8-10 hak kategorisi ile  sınırlı ama çok önemli hak ve özgürlük düzenlenmiştir. Yargılanmadan ve hüküm giymeden kimse tutuklanmayacak, mal ve mülkten mahrum edilmeyecek, sürgün edilmeyecek, zarara uğratılmayacaktır. Hukukun üstünlüğü ve kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı doğrultusunda atılmış çok önemli bir insan hakları belgesidir.

1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ise 17 maddeden ibarettir.Burada da özgürlük,güvenlik,baskıya karşı direnme hakkı,mülkiyet, suç ve cezaların yasallığı, masumiyet karinesi,,düşünce ve inanç özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı gibi Magna Carta’dan daha fazla 15 kadar, tanıma ve koruma altına alınmış hakları ve özgürlükleri görmekteyiz.10 Aralık 1948 tarihinde kabul ve ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ise  30 maddelik bir bildiridir. Bildirisinin 1-18 maddeleri medeni, 19-21 maddeleri siyasi, 22-26 maddeleri ekonomik ve sosyal ve 27-28 maddeleri kültürel hakları düzenlemektedir.

Evrensel Bildiride yaklaşık 50-60 hak ve özgürlük sayılıdır. Dolayısıyla insan haklarının 1215’i esas alırsak sürekli geliştiğini dinamik ve evrimci bir karakteri olduğunu görüyoruz. 1948 sonrasını ve bugünü değerlendirecek olursak geçen 60’yılı aşkın sürede yaklaşık 111 medeni ve siyasi hakkı, 72 ekonomik sosyal ve kültürel ve dayanışma hakkını -ki toplamı 183’ü buluyor- saymak mümkün.Böylece insan haklarının kaynağının hayat olmasının, dinamik ve evrimci karakterli olmasının sonucu insan hakları olarak nitelenen yeni hakların varlığı olmasıdır.

Yukarıda değindiğimiz belgeler ve özellikler nedeniyle şahsen ben  temel olan-temel olmayan insan hakkı ayrımı yapmıyorum. İnsan haklarını, evrenselliği, bölünmezliği, bütünselliği, birbirine bağlı oluşu ve birinin diğerine tercih edilemezliği anlayışı ile kavrıyoruz.

İnsan hakları fikrinin oluşmasında  felsefi, siyasi ve dini akımların rolü yadsınamaz.

Ayrıca tek bir ulusun değil, insanlığın ortak aklının ürünüdür.Söz gelimi, insan Hakları Evrensel Bildirisini hazırlama görevi BM İnsan Hakları Komisyonuna verilmişti.Başkan ABD Başkanı’nın da eşi olan,  E. Rousevelt, yardımcıları Fransız Anayasa profesörü Rene Cassin ve Lübnanlı Joseph Malik’ti. Komisyonda çeşitli milliyetlerden devletlerden ve dinlerden 80 uzman görevli çalışmıştı.Dolayısıyla Evrensel Bildiri’deki fikirler bütün insanlığa aittir.İnsan hakları hukuku mültidisiplinerdir.

Felsefe, hukuk,siyaset bilimi,ekonomi,sosyoloji,tıp,psikoloji,tarih ve benzeri pek çok disiplinden oluşur.

İnsan hakları, bünyesinde  tarihselliği bakımından üç kuşak hakkı barındırır.

1. kuşak olarak medeni ve siyasi haklar, ikinci kuşak olarak ekonomik ,sosyal ve kültürel haklar ve üçüncü kuşak olarak dayanışma hakları(halkların hakları,barış,insanlığın ortak malvarlığından faydalanma hakları gibi) sayılabilir.

İnsan hakları hukuku bakımından devletlerin çeşitli yükümlülükleri vardır . İkiz Sözleşmeler bakımından oluşturulan BM Medeni ve Siyasal Haklar Komitesi ve Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar komitesi yorumları çerçevesinde , devletlerin sözleşmelerde yer alan haklar bakımından birtakım doğrudan yükümlülükleri bulunmaktadır.Mesela, hakların hiçbir ayırımcılık gözetmeden uygulanmasının güvence altına alınması  ve her türlü etkili tedbirlerin alınması yükümlülüğü bunlar arasında yer almaktadır.

Ayrıca İkiz Sözleşmeler ile ilgili Komitelerin yorumlarına göre, haklar ve özgürlükler devletlere, üç tür özel yükümlülük yükler.Bunlar, a)Saygı duyma(riayet etme) yükümlülüğü, b)Koruma yükümlülüğü ve c) yerine getirme(gerçekleştirme) yükümlülüğüdür( Yükümlülükler hakkında daha geniş bilgi için, lütfen bakınız, İnsan Hakları Ortak Platformu internet sitesi,  Ekonomik Sosyal ve Kültürel Hakları Komitesi’nin yorumlar kararları).

Hak ve özgürlüklerin devletlere yüklediği yükümlülükler açısından   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) de bazı tasniflerde bulunur.

Örneğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1. maddesinin başlığı “İnsan Haklarına Saygı Yükümlülüğü”dür. Saygı yükümlülüğünün de gerektirdikleri vardır.

Bunlar,

a) Kişi bakımından yükümlülükler. Herkes içindir.

b) Yer bakımından yükümlülükler. Egemenlik alanıyla sınırlıdır.

c) Konu bakımından yükümlülükler. Sözleşmedeki haklar ve taraf olunan protokol hükümleri bakımındandır.

D) Zaman bakımından yükümlülükler. Sözleşme ve protokollerin tarafı olduktan sonraki dönemdeki işlemler bakımındandır.

AİHM insan hakları ihlalleri bakımından da iki tür tasnif yapmaktadır: Devletlerin negatif yükümlülükleri ve pozitif yükümlülükleri. Negatif yükümlülük, ihlal etmeme yükümlülüğüdür. Söz gelimi işkence yapmama yükümlülüğü negatif yükümlülüktür.

İkinci tür yükümlülük pozitif yükümlülüktür. Bu yükümlülük önlem alma yükümlülüğüdür. Sonuç yükümlülüğü değildir. Örneğin etkin soruşturma yapma veya toplanma özgürlüğü hakkını kullanmak isteyenlerin bu haklarını kullanabilmeleri ve saldırıya uğramamaları için önlemler alma bu tür  pozitif yükümlülüklerdendir.

İnsan haklarını koruma yükümlülüğü devletlerin yükümlülüğüdür.

Kanımca, makro ölçekte şunu söyleyebiliriz: İnsan hakları genelde iki temel güç tarafından korunur. Birincisi haklarının ve özgürlüklerinin bilincinde olan bireyler tarafından, sivil alandan doğru bir korumadır. İnsan haklarının kamuoyu tarafından  korunması diyebiliriz. Burada iç ve dış kamuoyunu birlikte anıyoruz.

İkinci koruma türü, ulusal, bölgesel ya da evrensel ölçekte olmak üzere hukuksal koruma diyebiliriz. Her bir ülkenin iç hukuk düzeninin maddi yasaları, usul yasaları ve mekanizmalarının insan haklarını korumaya elverişli olması ve işletilmesi hatırlanmalıdır.

Hukukun koruması, hukukun üstünlüğü ilkesinin yaşam bulması ile mümkün ve olanaklıdır.Burada da yargısal koruma hayati önemdedir.AİHM hukukun üstünlüğü ilkesi için,” kamu otoritelerinin bireyin haklarına ve özgürlüklerine müdahalesinin etkin hukuksal denetimi anlamına gelir “ demektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, 1983).

İnsan hakları hukukunda iki tür ihlal vardır. 1.si dikey ihlallerdir. Dikey ihlaller, devletler tarafından (devletin kamu görevlileri tarafından) gerçekleştirilen ihlallerdir. İkincisi yatay ihlallerdir. Yatay ihlaller bireyler ya da birey toplulukları tarafından gerçekleştirilirler. Söz gelimi kadınlara yönelik erkek şiddeti veya işçi-işveren ilişkilerinden kaynaklı ihlaller bu tür ihlallerdendir.İnsan hakları hukukunda her halükarda devletler insan hakları ihlallerinden sorumludur.İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirisi’nin başlangıç bölümünde, “insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesinde birincil sorumluluğun devlete düştüğü” vurgulanır.

Söz gelimi AİHS 13. maddesinde devletler ihlallere kendi memurları tarafından da gerçekleştirilse etkin soruşturma taahhüdünde bulunurlar.

İnsan hakları hukukunda birincil koruma ulusal (ülkesel) korumadır. O nedenle devletler, evrensel ve bölgesel ölçekteki insan hakları belgelerindeki ilkeler doğrultusunda idari ve yargısal kurumsallaşmalarını gerçekleştireceklerdir. Bütüncül bir bakış açısıyla, maddi yasalarını, usul yasalarını ve mekanizmalarını ulusalüstü insan hakları hukuku ile uyumlulaştıracaklardır. Bu suretle dünyanın her yerinde ve bölgesel sistemler aracılığı ile de her bölgede insan hakları korunacak ve geliştirilecektir.

Türkiye söz konusu olduğunda Türkiye evresel ölçekte BM sistemi içindedir.Bölgesel olarak da Avrupa Konseyi sistemi içindedir.

İnsan hakları belgelerinin bağlayıcılığı konusunda değişik görüşler bulunmaktadır.Teknik olarak sözleşme , şart ve protokollerin devletleri bağladığı ancak bildiri formatındaki belgelerin bağlayıcı olmadığı yolunda görüşler bulunmaktadır.Bu tür ayrımlar teknik hukuk olarak doğru olmakla birlikte insan hakları savunucuları açısından kabul edilebilir yanı bulunmamaktadır.

BM 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirisi o kadar manevi ağırlığı olan bir metindir ki çoğu kez mahkemeler doğrudan maddelerini referans almaktadır. Buradaki haklar tanımaya bağlı değildir. O nedenle deklare edilmiştir, bu haklar vardır, insanlar sahiptir, nerede,hangi sistemde olursa olsun denmektedir.Deklarasyondur. Ayrıca hak savunucuları devletler taraf olsun ya da olmasın ulusalüstü insan hakları belgelerindeki hak ve özgürlüklere her devletin saygı göstermesi için mücadele etmektedir.

Haklara sahip oluş devletlerin tanımasına bağlı değildir. İnsan haklarının bir özelliği özel olarak doğuşunun, var oluşunun kanunlara ya da sözleşmeye dayalı olmamasındadır.”Doğuştan kazanılır” denmesinin nedeni budur.

Yurttaşı olduğunuz devlet o hakkı tanımamış o sözleşmenin tarafı olmamış olabilir.Bu durum sizin o haklara sahip olmadığınız anlamına gelmez.

İnsan haklarının yalnızca kişilere (bireylere) tanınan hak olduğu yönünde hakim bir görüş bulunmaktadır, fakat bu görüşe şahsen ben katılmıyorum.. Çünkü, “insan hakları yasaları” olarak da bilinen İkiz Sözleşmelerin (BM Medeni ve Siyasi Haklar uluslararası Sözleşmesi ile Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi) her ikisinin de 1. maddesi halkların kendi geleceklerini belirleme hakkını düzenlemektedir.

Öte yandan Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı da bir bölgesel insan hakları belgesidir ve adı da dahil halklardan ve haklarından söz etmektedir. Halkların bir ülke sınırları dahilinde self determinasyon (geleceğini belirleme/kaderini tayin etme) hakkı, doktrinde “iç self determinasyon” olarak nitelendirilmektedir. Bunun karşılığı bu istemin demokrasi istemi olduğudur. Bir ülke sisteminin iç değişime uğraması talebi, söz gelimi özerklik, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ya da federal sistem ya da üniter sistem tartışmaları meşru ve demokrasinin çoğulculuk ilkelerine uygun tartışmalardır.Herkesin bu tür bir hakkı bulunmaktadır.

İnsan hakları hukuku, insancıl hukuka göre daha geniş koruma sağlar.Savaş dönemi barış dönemi ayrımı olmaksızın her durumda askıya alınamayacak, yükümlülük azaltılamayacak haklar vardır.Bu haklar insan hakları hukukunda söz gelimi BM Medeni ve Siyasi Haklar Uluslar arası Sözleşmesi 4.maddesinde sayılmıştır.Bunlar, 6,7,8/1-2,11, 15,1618.maddelerdir.

Sırayla, yaşam hakkı,işkence , soykırım yasağı, kölelik,kulluk yasağı, Sözleşmeden doğan borçlar için hapis yasağı, suç ve cezaların yasallığı, hukuk önünde kişi olarak tanınma ve din ve vicdan özgürlüğü haklarıdır.Bu hak ve özgürlüklere dokunulamaz.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de, olağanüstü halde(savaş dahil) bu tür yükümlülük azaltılamayacağına(deregasyon) dair 15. madde hükmü bulunmaktadır. Yaşam hakkı,işkence yasağı bunlar arasındadır. Aynı şekilde Türkiye anayasasının 15.maddesinde de savaş döneminde de askıya alınamayacak haklar sayılmaktadır.

D) İnsancıl Hukukun Temel Özellikleri

İnsancıl hukuk, savaş hukuku ya da silahlı çatışma hukuku olarak da bilinmektedir.Bu hukuk dalında ilişki ve çelişme, iki devlet arasında ve iki devletin egemenliği altında yaşayan bireyler/halklar ile o devlet arasında olabilir.

Milletlerarası nitelikte olmayan çatışmalarda ise o devlet ile bireyler arasında olduğu gibi, iç silahlı çatışmanın diğer tarafı ile devlet arasında ve devlet dışı aktörün etkilediği bireyler ya da halklar arasındadır. Bu durumu insancıl hukukun en önemli belgeleri olan 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmelerinin dördünün de ortak maddesi olan 3. maddede görmekteyiz. Bu maddede, yasak eylemler sayılmaktadır. Silahlı çatışmanın tarafları, işkence yapamazlar,rehine alamazlar, keyfi bir biçimde insan öldüremezler.İnsan onuruna saldırı anlamına gelecek muamelede bulunamazlar.

4. Cenevre Sözleşmesi ise sivillerin korunmasına özgülenmiş bir sözleşmedir.14.maddeden itibaren sivil halkın, kadınların çocukların yaralıların nasıl muamele görmelerine dair hükümler içermektedir. Cenevre  Sözleşmelerine ek 1 ve 2 numaralı protokol hükümleri de  kimyasal silahların kullanılmasını, sivil halkın öldürülmesini, aç bırakılmasını, tarihi eserlerin ve doğanın tahribini yasaklayan hükümler ihtiva etmektedir.

Bilindiği gibi, savaş dönemi barış dönemi ayrımı yapmaksızın hem insan hakları hukukunda hem de insancıl hukukta yasaklanmış eylemler bulunmaktadır.İnsan hakları hukukunda  insan hakları, savaş döneminde de insancıl hukuka göre, daha geniş koruma alanı sağlar.

Herhangi bir ülkenin sınırları dahilindeki çatışmada, kamu otoritesine karşı silaha başvuran kesimlerin, 3 nolu Cenevre Sözleşmesi’nin 4.maddesinin 2.fıkrasındaki nitelemeye göre  savaşan taraf olarak nitelenebilmesi için, o silahlı grubun mensuplarının a)başlarında sorumlu bir komutanlarının olması, b)Sabit ve uzaktan seçilebilir alamet, işaretlerin olması(bayrak,özel giysi vb),c)Açıkça silah taşımaları, d)Savaş hukukuna, töre ve geleneklerine uygun davranış, eylemlilik içerisinde bulunmaları şarttır.Bunun gibi özellikler aranır.

İHD 24 Ekim 1992 tarihli 4.Olağan Genel Kurulu’nda insancıl hukuku da ilgi alanına katmış, 1984 tarihinden itibaren süren çatışmalı ortamı savaş olarak nitelemiş ve bu çerçevede insancıl hukuka aykırı davranan devlet güçleri ve PKK güçlerinin eylemlerini rapor etmiş ve kınamıştır.

İnsancıl hukuk, haklı savaş, haksız savaş ayrımı yapmaz.Biz de, insan hakları savunucuları olarak, insancıl hukuku ihlal eden eylemlere karşı çıkıyoruz.

EK: Okuma önerileri

İnsancıl Hukukun Temel Özellikleri

1) İnsancıl Hukuk Nedir? Prof.Dr.Anıl Çeçen, Türk Hukuk Kurumu

2)İnsancıl Hukukun Gelişimi, Şule Özsoy, TODAİ İnsan Hakları Yıllığı,

3)Savaş Hukukunun Temel Prensipleri, Yasin Aslan TBB dergisi

4)Uluslararası İnsancıl Hukuku, Türk Kızılayı

5)İnsancıl Hukuka Giriş, Prof.dr.Ayşe Nur Tütüncü(2006)

6)İnsancıl Hukuka Giriş, Hüsnü Öndül, 1998, ihd.org. tr/makaleler

7)Ebedi Barış Üzerine Felsefi Düşünceler, I.Kant, çev.Seha Meray AÜ, SBF yayını

8) Savaş ve Barış hukuku, Hugo Grotius, çev. Seha Meray, AÜ, SBF yayını

9)Kant’ın Ebedi Barış Üzerine Denemesinin Günümüze Yansıması, Enver Bozkurt

10)Haklı Savaş ve İnsancıl Hukuk,, Hasan Serdar Hoş, açıkarşiv.ankara.edu.

11)12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre sözleşmeleri ve ek protokolleri, Galatasaray üniversitesi ve ICRC yayını

12)Uluslar arası İnsancıl Hukuk ve Bunun Ulusalüstü İnsan Hakları Hukuku ile İlişkisi Üzerine Başlangıç Notları, Mehmet Semih Gemalmaz, 1996

13) (https://www.icrc.org/…/uluslararasi-insancil-teamul-orfadet-hukuku-customary-ihl-vol… )

14)Uluslar arası insancıl hukukta çatışma kategorileri ve minimum silahlı şiddet eşiği, Selahattin Esmer, ihd.org.tr, makaleler

İnsan Hakları Hukukunun Temel Özellikleri

1)Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş, Prof.Dr M. Semih Gemalmaz

2)Devlet Birey ve Özgürlük, Prof.Dr.M. Semih Gemalmaz

3)Teoride ve Uygulamada Evrensel İnsan Hakları, Jack Donnelly

4)İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları, İoanna Kuçuradi

5)İnsan Haklarının Felsefi Temelleri, Türkiye Felsefe Kurumu Yayını

6)Uludağ Konuşmaları,  özgürlük, ahlak, kültür I.Kuçuradi

7.Aydınlanma nedir? I.Kant

İnsan Haklarını Savunma Hakkı

1)İnsan Hakları Savunucuları, Hakan Ataman, İnsan Hakları Gündemi Derneği( İHGD)

2)Türkiye:İnsan Hakları Savunucularını Savunun,(İHGD)

3)Türkiye’nin insan hakları örgütlerine ilişkin politikası, Hüsnü Öndül, 1995, (İHD)

4)İnsan Haklarını Savunma Hakkının Korunması ve Medya, Hüsnü Öndül,2008,(İHD)

5)İnsan Haklarını Korumak(İHD Pratiği),Hüsnü Öndül,2002,(İHD)

6)Devletin Son Dönem İnsan Hakları Savunucuları Politikası:İnsan Hakları Savunucularının Kriminalize edilmesi, Osman İşçi,(İHD)

7)İnsan Hakları Savunucuları, Rehber İlkeler, İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP)

8)İnsan Hakları Savunucuları:İnsan Haklarını Savunma Hakkının Korunması, BM Bilgi Belgesi:29, İHOP

9)İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi İnsan Hakları Savunucuları,Hina Jilani’nin sunduğu Rapor, BM Ekonomik ve Sosyal Konsey,  2005,

EK: Türkiye ziyareti, İHOP

10) Türkiye: Sınırlayıcı yasalar, keyfi uygulama-insan hakları savunucularına yönelik baskı, Uluslar arası Af Örgütü,( bianet:Türkiye, insan hakları savunucusu olmak zor).

İnsanı Daha İyi Anlayabilmek

1) Küçük Prens, A.Saint Exupery

2) 1844 Felsefe Yazıları, K.Marx, ç.Murat Belge

3) Veba, A.Camus

4) Ak Zambaklar Ülkesi Finlandiya,  G.Petrov

5) Atinalı Timon W.Shakespeare

6) Venedik Taciri  W.Shakespeare

7) Faust, Goethe

8) İnsan ve Değerleri, İoanna Kuçuradi

Hüsnü ÖNDÜL