İşkence ve Cezasızlık: Bir Madalyonun İki Yüzü

1016

Türkiye’de işkence ve cezasızlığın bir madalyonun iki yüzü gibi birbirinden ayrılmaz iki olgu olduğu gerçeğini pekiştiren iki vakayı kamuoyunun bilgisine sunmak istiyoruz.

Her iki işkence vakasında da idarî soruşturma aşaması tamamlanmış ve ortada bir suçun var olduğu bizzat idarî soruşturmayı yürüten makamlar tarafından kabul edilmiştir.  Soruşturma sonunda her ne kadar bir suçun var olduğu kanaatine varıldıysa da failler için istenen/verilen ceza aslında bir ceza değil, faillerin, deyim yerindeyse, sadece kulaklarının çekilmesidir.

İşkence ve kötü-muamele ile mücadele konusunda hükümetin samimiyetinin her vakada tekrar tekrar sınandığı göz önünde bulundurulduğunda, bizzat idare tarafından gerçekleştirilen bu soruşturmaların tek sonucunun hükümetin bu mücadeledeki isteksizliğinin bir kez daha ortaya konması olduğu söylenebilir.

Fevziye Cengiz, İzmir’de 16 Temmuz 2011’de gözaltına alındıktan sonra Karabağlar Polis Merkezi’nde iki polis memuru, Hakan Yörük ve Beyit Sezgin, tarafından, kameralarının önünde dövüldü. Olaydan sonra Cengiz hakkında, kendilerine direndiği ve küfrettiği iddiasıyla, polis memurlarının suç duyurusunda bulunması üzerine, “görevli polis memurunu yaraladığı” ve “polis memuruna hakaret ettiği” iddialarıyla 6,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Ortaya çıkan kamera görüntüleri sonucu işkencenin tespit edilmesine rağmen, polis memurları Hakan Yörük ve Beyit Sezgin hakkında ise “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılarak basit yaralama” suçunu işledikleri iddiasıyla 6 aydan 1,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle 28 Kasım 2011’de dava açıldı. 5 Aralık 2011’de iddianameyi kabul eden İzmir 17. Sulh Ceza Mahkemesi polis memurlarının yargılanmasına 15 Şubat 2012’de (bugün) başlayacak.

Tamamlandığını 02 Şubat 2012’de öğrendiğimiz idarî soruşturma sonucunda ise söz konusu iki polis memuru için, 12 ay kıdem tenzili cezası istendiğini ve karakol personeli için disiplin cezasına gerek olmadığı sonucuna varıldığını öğrendik.

Derneğimizin 2 Kasım 2011 tarihli, Mardin Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’na yapmış olduğu başvuruya verilen yanıt, 14 Şubat 2012’de elimize geçmiştir. İl İnsan Hakları Kurulu Başkanı ve Vali Yardımcısı Selim Palamut imzasıyla tarafımıza gönderilen yanıtta 12 Ekim 2011’de Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde meydana gelen olay kısaca özetlendikten sonra[1], idari soruşturma sonucunda, “Polis Memuru C. K.’nın “hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak” suçunu işlediği kanaati oluştuğundan Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü’nün en üst cezasından bir altı olan 7/B-1 maddesi gereğince “16 ay süreli durdurma” cezası ile tecziye edildiği” bilgisi verilmektedir[2].

Yanıtta dikkat çekici olan Mardin Vali Yardımcısı Selim Palamut’un “Kolluk görevlileri tarafından çocuklara yapılan muamele açıkça işkencedir” kanaatini, cesurca dile getirmesidir. Bu sonuca varılmış olmasına rağmen ilgili polis memuru işkence yerine başka bir disiplin maddesinden cezalandırılarak, hakkında işkenceden dava açılmasının önüne geçilmiştir.

İşkenceyle kararlılıkla mücadele eden bir ülkede olayın faili olduğundan şüphe edilen kamu görevlileri, daha soruşturma aşamasında soruşmanın selameti gereği görevlerinden uzaklaştırılır ve işkence yaptıkları kanaatinin oluşması durumunda ise meslekten menle cezalandırılır ve haklarında işkence suçundan dava açılır. Oysa bu olaylarda da görüldüğü gibi işkence ve cezasızlık Türkiye için aşılamayan ağır bir insan hakkı ihlali olmaya devam etmektedir.

 

İnsan Hakları Derneği


[1] Hatırlanacağı üzere, Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde 12 Ekim 2011’de okullardaki şiddeti protesto etmek amacıyla protesto yürüyüşü yapmak isteyen ilköğretim ve ortaöğretim öğrencisi çocukların eylemine müdahale eden kolluk kuvvetleri, kaçmalarını engellemek amacıyla mayınları araziye doğru kovaladıkları 19 çocuğu darp ederek gözaltına almıştı. Olay tüm ayrıntılarıyla kameralar tarafından kaydedilmiş olması olayın örtbas edilmesini önlemişti.

[2] Mardin Valiliği’nin B054VLK4470000/521/935 sayılı yanıtı.