BARIŞ, İNSAN HAKKIDIR! BARIŞ İSTİYORUZ!

3

BARIŞ, İNSAN HAKKIDIR! BARIŞ İSTİYORUZ!
BARIŞ TALEBİ İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ TALEBİDİR!

1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle barışın egemen olduğu bir dünyada yaşamak istediğimizi bir kez daha belirtmek istiyoruz. Barış hakkı bir insan hakkıdır. Dayanışma haklarındandır.

Birleşmiş Milletler, 1945 yılında kabul ve ilan edilen BM Şartı ile kurulmuştur. Şart’ın Giriş bölümü ile 1 ve 2. maddelerinde Birleşmiş Milletler’in barış ve insan hak ve özgürlüklerine saygıyı güçlendirme amacı vurgulanır. BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan ve 10 Aralık 1948 tarihinde kabul ve ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin başlangıç maddesi ile 28. maddesinde barış ve barışın temellendirileceği uluslararası ve ulusal sosyal düzenlerin, bu bildiride yer alan haklara ve özgürlüklere dayanması gerekliliği vurgulanır. BM Genel Kurulu, Halkların Barış Hakkına Dair Bildiri’yi Genel Kurul’un 12 Kasım 1984 tarihli oturumunda 39/41 sayılı kararıyla kabul ve ilan etmiştir. Bildiri’de barış hakkının kutsallığı ve bu hakkı korumanın ve uygulanmasını sağlamanın da devletler için bir yükümlülük olduğu vurgulanır.

Barış talebinin, medeni ve siyasi haklarla (yaşam hakkı, işkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü vb.) olduğu kadar; ekonomik, sosyal ve kültürel haklar (çalışma hakkı, konut hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı, dil hakları) ile de ilişkisi bulunmaktadır. İHD, insan haklarını evrensel, bütünsel, bölünmez, biri diğerine tercih edilemez ve tüm insan haklarının birbiriyle irtibatlı oluşuyla kabul etmektedir. Aynı zamanda BM Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 1. Maddeleri, halkların kendi kaderlerini tayin hakkını bir insan hakkı olarak kabul ve ilan eder. Türkiye bu sözleşmelerin 2003 tarihinden beri tarafıdır. İkinci olarak Afrika İnsan ve Halkların Hakkı Şartı da insan haklarını daha geniş çerçevede temellendiren, birey ve vatandaşlık hakları yanında halkların haklarını da “insan hakkı” olarak kabul ve ilan eden bir anlayışa sahiptir. Dolayısıyla insan hakları bireylerin olduğu gibi, halkların da haklarıdır.

Bu metinlerde İHD’nin de benimseyip paylaştığı temel yaklaşım, barışın insan hakları ve özgürlüklerine dayalı oluşudur. İnsanlar arasındaki ekonomik, sosyal ve her türden eşitsizlikler, hakların ve özgürlüklerin tanınmayışı, savaşların ve çatışmaların temel sebebidir. O nedenle, İHD olarak her şart altında ve dünyanın neresinde olursa olsun, barışın haklara ve özgürlüklere dayalı olarak sağlanabileceği düşüncesindeyiz. Dünyadaki bütün çatışma bölgelerinde çatışmaların temelinde genellikle hak ve özgürlük taleplerinin bulunduğu gözlenmektedir.

Türkiye çoğulcu etnik, dilsel, dinsel ve kültürel dokuya sahiptir. İnsanı ve doğayı temel alacak bir bakış açısı, hukuksal düzenlemelerin de bu çoğulcu dokuyu hak temelli olarak yansıtmasını gerektirir. Çoğulculuk, İHD’nin pek çok kez vurguladığı ve yansıttığı, “herkes farklı, herkes eşit” sloganında ifadesini bulur. Çoğulculuk aynı zamanda demokrasinin de temelidir. İHD demokrasi ile insan hakları arasında koparılamaz bir bağ bulunduğu düşüncesindedir. O nedenledir ki, İHD Türkiye’nin temel sorununun insan hakları ve demokrasi sorunu olduğunun altını çizmiş ve bu temel sorununun en önemli halkasının da Kürt sorunu olduğu tespitinde bulunmuştur.

TÜRKİYE’NİN BİR BARIŞ SORUNU VARDIR

Türkiye, Kürt sorunu gibi temel sorunlarını dünyanın bir çok ülkesinde görüldüğü gibi diyalog ve müzakereye dayalı çatışma çözüm yöntemleri kullanarak çözememiş bir ülkedir. Bu nedenle silahlı çatışmalar ülke içi ve ülke dışında devam etmektedir. 

Kürt sorununun çözümsüzlüğünün yarattığı silahlı çatışma hali, hayatın tüm alanlarını etkilemektedir. Halen Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik kriz, Kürt sorununda yaşanan bu çatışmalı ortam göz ardı edilerek açıklanamaz. Devletin silahlı çatışma ve savaş halini sürdürmek için ülke içinde ve ülke dışında (Suriye ve Irak) yürüttüğü askeri faaliyetlerin ekonomik maliyeti oldukça yüksektir ve bu Türkiye bütçesini zorlamaktadır. Türkiye çok uzun yıllardır silahlı çatışma ortamını yaşamaktadır. Barış ve çözüm süreci olarak adlandırılan 2013-2015 tarihleri, çatışmasızlığın Türkiye toplumuna yaşattığı huzur dönemidir. Son üç yılda ise yaşanan silahlı çatışmalarda binlerce insan yaşamını yitirmiş ve yaralanmıştır. 

İHD verilerine göre 2015, 2016 ve 2017 yıllarında silahlı çatışmalarda 2.770 kişi (asker, polis, korucu, silahlı militan ve sivil) yaşamını yitirmiş, 2.400 kişi yaralanmıştır. Silahlı çatışma ortamının etkisiyle tüm Türkiye’de 2015, 2016 ve 2017 yıllarında 916 kişi yargısız infaz sonucu yaşamını yitirmiş, 1.071 kişi yaralanmıştır. Aynı dönemde, yasa dışı örgütlerin saldırıları başta olmak üzere faili bilinmeyecek şekilde saldırıya uğrayıp yaşamını yitiren insan sayısı 614, yaralı sayısı ise 3.529’dur. Bu rakamları topladığımızda 4.300 kişinin öldüğünü, 7.000 kişinin yaralandığını görmekteyiz. Bu tablo ağır insan hakları ve insancıl hukuk ihlalleri gerçekleştiğini göstermektedir. 

Resmi makamların açıklamaları ise durumun daha da vahim olduğunu göstermektedir.

TİHV Dokümantasyon Merkezi verilerine göre; sokağa çıkma yasaklarının süresiz(sona erdirileceği tarihin ucu açık bırakılarak) ve/veya gün boyu (24 saat sürmesi öngörülür biçimde)uygulanmaya başlandığı ilk tarih olan 16 Ağustos 2015’ten 1 Haziran 2018 tarihine kadar geçen süre içerisinde toplam 11 il ve en az 49 ilçede resmi olarak tespit edilebilen en az 314 sokağa çıkma yasağı ilanı gerçekleşmiştir.16 Ağustos 2015’te başlayan ve halen sürdürülen sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı il ve ilçeler ile kırsal bölgelerdeki silahlı çatışma halinin sonuçları oldukça ağırdır. Yüzlerce sivil can kayıplarının yanı sıra tahrip edilen yerleşim yerleri sonucunda yerlerinden zorla edilen yaklaşık 500 bin kişi bulunmaktadır. 

Kürt sorunu çözülmediği için Türkiye’nin ülke içinde yürüttüğü askeri operasyonlar Suriye’ye müdahaleye kadar uzanmış, Cerablus-Azez bölgesinden sonra Suriye’nin Afrin bölgesine de müdahaleyle sonuçlanmıştır. Ocak 2018’de başlayıp Mart 2018’de sona eren Afrin’e yönelik askeri müdahalede çok sayıda sivilin yaşamını yitirdiği, başta BM olmak üzere dünya kamuoyunun bilgisindedir. Bunun yanı sıra Türkiye’nin halen Irak’ın kuzeyinde Federe Kürdistan Bölgesi’nde çok sayıda askeri üssü bulunmakta olup aralıksız askeri operasyonlar yapılmaktadır. Buradaki can kayıpları hakkında herhangi bir sağlıklı bilgi alınamamaktadır. Görüldüğü gibi Kürt sorununun çözümsüz kalması durumunda, savaşın kapsadığı alan giderek büyümektedir. Bunun insani ve mali açıdan sürdürülebilir bir yanı yoktur.

Kalıcı barış için çatışma nedenleri ortadan kaldırılmalıdır. Bunun için ilk yapılması gereken çatışmaların durması, sona erdirilmesi, diyalog yollarının açık tutulması, insan hakları ve demokrasi eksenli çözüm arayışlarına imkân sağlanmasıdır. Başlangıç olarak da İmralı Hapishanesinde tutulan Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılmalı ve yeniden bir diyalog başlatılmalıdır. 

Türkiye’nin yönetim sisteminin otoriterleştiği koşulların ortadan kaldırılarak demokrasi ve insan haklarına dayalı yeni bir toplum sözleşmesi barıştan ve barışı savunmaktan geçmektedir. 

İHD olarak, ülkemiz başta olmak üzere tüm dünyada barışın egemen olduğu bir yaşam için insan hakları mücadelemizi sürdüreceğiz.

İnsan Hakları Derneği