Fotoğraf: Merwan Yalçındağ

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin birinci maddesi “Daha erken reşit olma durumu hariç on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.” şeklindedir. Bu tespit, sözleşmeye taraf olan devletlere on sekiz yaşın altındaki her bireye onun gelişim ve doğasına uygun davranma ve gerekli tedbirleri sorumluluğunu yüklemektedir.

Bu sorumlulukların başında çocukların toplumun saygın birer bireyi olarak yetişmeleri konusunda çocuklarla ilgili her konuda hatırda tutulması gereken yaşama ve gelişme, ayrım gözetmeme, çocuğun yüksek yararı ve katılım hakkı gibi temel hakların sağlanması ve geliştirilmesinin yanında; çocukların eğitim, sağlık, barınma beslenme ve temel yaşam olanaklarına kolayca ulaşması hususundaki gereklilikleri de kapsamaktadır.

Çocukların Emeğinin Sömürülmesi Yoluyla Ulaşılacak Kalkınma İnsani Olamaz!

Dünyada ve ülkemizde çocuk emeğinin sömürülmesinin çok çeşitli nedenleri olmakla birlikte sosyal sınıflar ve haneler bazındaki gelir dağılımındaki adaletsizlik ve eşitsizlikler, savaş ve çatışmalar, ucuz iş gücü arayışı, insani kalkınma yerine ekonomik kalkınmayı önemseyen üretim anlayışının insani standartları maliyetli görmesi, çalışma yaşamındaki denetimlerin ve yaptırımların yetersizliği gibi nedenlerin çocuk işçiliğinin artmasına ve tercih edilmesine yol açtığı gözlenmektedir. Çocuk işçiliği sorunu, bu yönüyle dünyadaki ekonomik faaliyetlerin ahlaki boyutunun aynası olmaktadır.

Kurulduğu 1919 yılından beri çalışma hayatı ile ilgili evrensel standartlar oluşturma çabası içerisinde olan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’ya Türkiye 1932 yılından beri üyedir. İLO, Çocuk İşçiliği’nin önlenmesi konusunda İstihdama Kabulde Asgari Yaşa ilişkin 138 sayılı ILO Sözleşmesi, En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğine ilişkin 182 sayılı ILO Sözleşmesi, Savaştan Barışa Geçişte İstihdama ilişkin 71 sayılı ILO Tavsiye Kararı ile birlikte Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Çocuklar ve Silahlı Çatışmalarla ilgili 1612 Sayılı Kararı gibi önemli belgeler ve standartlar üreterek taraf ülkeleri yükümlü kılmıştır.

Ayrıca ILO, 2002 yılındaki konferansta 12 Haziran gününü Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü” olarak ilan etmiştir. Tüm bu düzenleme ve standartlara rağmen çocuk işçiliği ve çocuk emeği sömürüsü tüm dünyada ve ülkemizde önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Ülkemiz nüfusunun yaklaşık üçte birinin 18 yaş altı çocuklardan oluşması, çocuk işçiliği ile ilgili sağlıklı, gerçekçi ve bilimsel istatistiki veri bankasının olmayışı, istatistiki verilerin sadece 15-17 yaş grubundaki çalışan çocuklarla ilgili tutuluyor olması, ev içinde çalıştırılan çocuklarla ilgili verilerin bilinmemesi ve çocuk işçiliğinin en kötü ve ağır biçimi olarak kabul edilen tarım sektöründe çalışan çocuk sayısının yaş itibarı ile daha küçük ve sayıca daha fazla olması gerçeği göz önüne alındığında ülkemizdeki Çocuk İşçiliği konusu daha da önemli hale gelmektedir. Türkiye’nin sınır komşuları olan Irak ve Suriye de uzun bir süredir devam eden iç çatışmalar nedeniyle Türkiye’ye göç eden sığınmacılar içerisinde çocuk nüfusun fazla oluşu ülkemizde zaten var olan çocuk emeği sömürüsünü daha da yakıcı hale getirmektedir.

Çocukluk doğasından uzaklaşarak günlük yaşamın ağır yükünü zorunlu olarak küçücük bedeniyle yüklenmeye çalışan tek bir çocuğun varlığı bile, başkaca bir istatistiki veriye gerek kalmaksızın çocuklara karşı yükümlülük üstlenmiş olan hem kamu otoritesinin hem de tüm toplumun ivedilikle gerekli tedbirleri almasını gerektirmektedir. Kuşkusuz çalışma yaşamının kurallarının konulması ve uygulanması yükümlülüğü devletin sorumluluğunda olan bir alandır. Bu bakımdan;

  • Öncelikle ülkemizin de üyesi olduğu Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (İLO) çocuk işçiliğinin önlenmesi hususunda çıkarmış olduğu tüm sözleşme ve tavsiye kararları ivedilikle iç hukukta uygulanabilir mevzuata dönüştürülmelidir.
  • Ülkemizde çalışma yaşamının insani koşullarda sürdürülmesi hususunda mevzuatla birlikte denetimler arttırılmalı, kayıt dışı istihdamla etkili bir şekilde mücadele edilmeli ve cezai yaptırımlar arttırılmalıdır.
  • Çocuk haklarının korunması ve geliştirilmesi için TBMM’de müstakil bir Çocuk Hakları İhtisas Komisyonu kurulmalıdır.
  • Çocuklarla ilgili tüm iş ve işlemlerde esas alınacak olan Çocuk Hakları Temel Yasası çıkarılmalıdır.
  • Çocuk işçiliğinin en önemli nedenlerinden biri olarak kabul edilen hane halkı yoksulluğunun azaltılması yönünde tedbirler alınmalı, sosyal sınıflar arasında dikkat çeken gelir eşitsizliğini giderici önlemler alınmalıdır.
  • Çocuk işçiliğinin artmasına yol açan tüm potansiyel nedenler üniversiteler ve bilimsel kurullarca araştırılmalı ve alınacak önlemler hızla hayata geçirilmelidir.

İnsan Hakları Derneği olarak çocuk emeğinin sömürüsü ile mücadele edilmesini en temel insan hakkı olarak değerlendiriyor, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü’nde başta kamu otoriteleri olmak üzere herkesi çocuk işçiliğinin önlenmesi konusunda duyarlı olmaya davet ediyoruz.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ