Ceza Yargılaması ve Ceza İnfaz Alanındaki Yasa Değişiklikleri Üzerine

471

 

Ceza Yargılaması ve Ceza İnfaz Alanındaki Yasa Değişiklikleri, Adil Yargılama ve Özgürlükler Açısından Geriye Gidiştir

Ceza İnfaz Yasası’nda ve Ceza Yargılama Yasasında yapılan değişiklikler 25 Mayıs günü TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek, yasalaştı. Böylece, 1999 Helsinki Zirvesi ile başlayan göreceli reform süreci de noktalanmış oldu. Çünkü, 1999 sonrası yasa değişikliklerinin temel amacı, Türkiye Mevzuatının Kopenhag Siyasi Kriterleri olarak bilinen “demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve azınlık hakları” bakımından bir iyileştirmenin sağlanması idi. Yapılan değişikliklerde bu amaca ne kadar yaklaşıldı ya da ne ölçüde amaca uygun değişiklikler yapıldı ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, amaç buydu. Fakat aradan 6 yıl geçtikten sonra ilk kez, iyileştirme adına çıkarılmış olan yasaların uygulanması ertelendi ve daha sonra da özellikle hukuk denetiminden rahatsız olan başta güvenlik güçleri olmak üzere devlet birimlerinden gelen itirazlar doğrultusunda, yeniden ve bu kez tümüyle geriye dönüş niteliğinde olan değişiklikler yapıldı.

Yasalaşan bu değişikliklere, halk arasındaki deyimle kaşıkla verilenler kepçe ile geri alınmış oldu. Bu değişikliklerle, hukukun üstünlüğüne, adil yargılama ilkesine, kişi güvenliğine aykırı hükümler getirilmiş olmasının yanında, daha önce olağanüstü hal bölgesinde uygulanan hukuksuzluklar bu kez ülke çapında genel uygulama ilkesi haline getirilmiş oldu.

1- Güvenlik kaygısı ve gerekçesiyle, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, zaten sorunlu olan insan hakları ve özgürlükleri alanı daha çok kısıtlanmak istenmektedir. Güvenlik alanı genişletilirken, kişi hakları ve özgürlükleri daraltılmaktadır. Bundan en başta işkence yasağı, savunma hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, yaşam hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi yaşamsal öneme sahip haklar etkilenmektedir. Nitekim değişikliklerin tümü bu hakları ilgilendiren alanlarda yapılmıştır.

2- Özellikle işkencenin önlenmesi için gerekli ancak yetersiz olan reformlardan geri adım atılması, savunma hakkının, suç ve cezalarının şahsiliği ilkesinin, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin, eşitlik ilkesinin, suçluluğu kanıtlanıncaya dek masum sayılma ilkesinin önemli ölçüde göz ardı edileceği anlamına gelmektedir.

3- Söz konusu değişikliklerle; suç soruşturmalarında kolluk güçlerinin yetkilerini kısıtlayan ve Cumhuriyet Savcısı’nı hazırlık soruşturmasında daha etkin kılmayı amaçlayan düzenlemelerden vazgeçilmiş oldu.

4- Yapılan değişikliklerle, “Gecikmesinde sakınca bulunan haller” başlığı altındaki istisna olarak kabul edilen, ancak pratikte genel kural olarak uygulanan, hükümlere yeniden geri dönüldü. Oysa, bu hükümler insan hakları ihlallerinin ve işkence pratiğinin temel dayanaklarından biridir. Bu değişiklikler yapılmakla, kolluk güçlerinin, yetkilerinin sınırlandırılmış olmasından ve hukuki denetimin fonksiyonunun arttırılmasından duydukları rahatsızlık giderilmiş oldu.

5- Temel hak ve özgürlükler alanını genişletmek, suçun artması, suça uygun zemin yaratılması demek değildir. Kolluk güçleri, bu güne kadar uygulanan yasalardaki ve uygulamadaki inisiyatiflerini, sahip oldukları ve kurumlaştırdıkları gücü, ayrıcalıkları ve korunma mekanizmalarını kaybetmeye tahammül göstermemekteler. Kolluk güçleri, gerçekte savcının ve hakimin kullanması gereken yetkileri kullanmaya devam etmek istiyorlardı. Bu değişiklikler onların bu isteğini gerçekleştirmiş oldu.

6- Güvenlik güçleri, hukuk dışı eylem ve işlemlerinden dolayı yargılanmaktan ve cezalandırılmaktan muaf tutulmak istemektedirler.

7- Yeni Yasanın 151. maddesinde yapılan değişiklikle, maddeye müdafilik görevini kısıtlayıcı ve savunma hakkını ortadan kaldıran yeni hükümler eklenmiştir. Müdafilik görevinden yasaklanma mekanizması, başlı başına savunma hakkını yok sayan ve ithamı üstün kılan bir sistemin ürünüdür. Bu sistem, savunma görevini yerine getiren müdafileri, suç işlediği iddia edilen kişi ile özdeşleştiren, topyekün suçlamaya dayanan, hem müdafiinin, hem de hukuki yardım sunduğu kişinin “masumiyet ilkesi”nden yararlanmasını ortadan kaldıran bir sistemdir. Müdafilikten yasaklanma kararı, bir yandan avukatı suçlayan, öte yandan da kamusal bir görev olan savunmanlık mesleğinin yerine getirmesini engelleyen bir karardır. Kararın verilme süreci de, adil yargılanma hakkını tanımayan, hukuk dışı bir süreci öngörmektedir.

8- Müdafilik görevi ve savunma hakkı, etkili ve işkence yasağının gerektirdiği teminatlara sahip bir biçimde yerine getirilmelidir. Müdafii yardımı sunan avukatların, özel bir korumaya ihtiyacı vardır. Oysa getirilmek istenen sistemle, müdafiler “örgüt üyeliği” ile suçlanma tehdidiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Değişiklikle, işkencenin etkin bir biçimde belgelenmesi, ortaya çıkarılması engellenmek istemektedir. Zira, müdafilikten yasaklama kapsamında tutulan örgütlü suçlarda müdafilik görevini yerine getiren avukatların etkili bir biçimde müdafilik görevini yerine getirdikleri, işkenceye karşı mücadelede hassas ve uzman oldukları da unutulmamalıdır. Düzenlemeyle, işkence iddialarını gizleme çabasının bir ürünü olarak, işkence iddialarının etkisizleştirilmesi amaçlanmıştır. Müdafilikten yasaklama mekanizmasıyla, işkencenin önlenmesinde etkili bir mücadele ortaya koyan önemli bir avukat kesiminin saf dışı edilmesiyle, müdafilik sisteminden duyulan rahatsızlık büyük ölçüde giderilecektir.

9- Cezaevindeki hükümlü ve tutukluların hakim kararıyla da olsa, cezaevinden çıkarılarak operasyonlara ve yer göstermeye götürülebileceği kabul edilerek, itirafçı cinayetlerine, faili meçhul cinayetlere zemin hazırlanmıştır.

10- Avukat-müvekkil arasındaki görüşmelerin mutlak gizliliği ilkesi ihlal edilerek, keyfi kararlarla avukat-müvekkil görüşmesinin izlenebilmesi olanağı getirildi.

11- Değişiklikler, işkencenin önlenmesine, ifade alma tekniklerinin geliştirilmesine ve adil yargılamaya ilişkin AB kriterlerine de uymamaktadır.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ