Cezaevleri Operasyonun Ardından

19 Aralık 2000 tarihinde, 20 Cezaevine, devlet yetkililerinin "hayata dönüş" adını verdikleri operasyon düzenlenmişti.

Operasyonun gerekçesi özetle şöyle açıklanıyordu: Ölüm oruçları 60 gündür sürmektedir. Her an insanlar ölebilir. Bunun için müdahale edilmeliydi. Tutuklu ve hükümlüler koğuşlarda kalıyorlar ve birbirlerini etkiliyorlardı.Hatta örgüt baskısı ile bu ölüm orucu eylemini sürdürüyorlardı. Ölüm orucunu sürdüren tutuklu ve hükümlüleri bu baskıdan kurtarmak gerekir. F Tipleri kullanıma hazır olmadığı halde zorunlu olarak nakiller F Tiplerine yapılmıştır. Çünkü diğer cezaevlerinde yer yoktur."

19 Aralık 2000 tarihinde sabaha karşı Türkiye'deki 20 cezaevine operasyon düzenlendi. Onbine yakın güvenlik görevlisi ile yüksek enerjili silah ve askeri malzemenin kullandığı operasyonda ikisi asker 32 kişi yaşamını yitirdi. Operasyon günü Başbakan " bütün güvenlik güçlerimiz tam bir uyum içinde ve sabırla çalışıyorlar. Cana kıyılmaması için ellerinden geleni yapıyorlar, kırıp dökmeden olabildiğince barışçıl yollardan sorun çözülmeye çalışılıyor" ifadesiyle, Adalet Bakanı ise operasyon gününün geç saatlerinde operasyonlarda ölenlerin çoğunun kendini yakarak öldüğünü söyleyerek kamuoyunu yanıltmışlardır.

Tutuklu ve hükümlüler ölüm orucu eylemini sürdürdüler.İçeride ve dışarıda 26 kişi de ölüm oruçlarında yaşamlarını yitirdiler. Yüzlercesi sakat kaldı ve bilincini yitirdi. Bunlardan 71'i tahliye edildi. Bugün itibariyle ölüm orucu eylemi sürüyor.tutuklu ve hükümlüler 6 ayı aşkın bir süredir, tecrit koşullarında tutuluyorlar ve bu koşulların sona erdirilmesi için Adalet Bakanlığı'nın bir niyeti ve çabası gözlenmiyor.

Hayata Dönüş operasyonuna kuruluşlarımız karşı çıkmıştı. Niyetin insanları hayata döndürmek değil, F tipi Cezaevlerini kullanıma açmak olduğunu belirtmiştik.İkincisi, sorunların demokratik süreçlerin işletilmesi ile çözüleceğini başından beri söylüyorduk. Bugün de bu düşüncemiz değişmemiştir. Üçüncüsü, aşırı güç kullanımına gidildiğini: insanların yakıldığını, cinsel tecavüz de dahil olmak üzere işkence ve kötü muameleye dair ciddi kanıtların bulunduğunu bildirmiş ve derhal soruşturma açılmasını istemiştik.

Tutuklu ve hükümlülerin avukatlarının, ailelerinin ve tahliye olanların anlattıkları ile bir haftadır gazetelere yansıyan bilirkişilerin raporları tutarlılık taşımaktadır.

Böyle vahim bir olayın ardından, hukuksal süreçler tek yanlı olarak işlemiştir.Soruşturmalar tutuklu ve hükümlülerin şikayetleri doğrultusunda değil, 26 Eylül 1999 Ulucanlar Cezaevinde 10 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylar sonrasında olduğu gibi, mağdur ve şikayetçi konumda olanlar aleyhine işlemiş ve kollektif tutuklama kararları verilmiştir.

Mağdur tutuklu ve hükümlüler aleyhine açılan dava dosyalarına yansıyan raporlar ve anlatımlar;
1.Güvenlik güçlerinin aşırı ve orantısız güç kullandığını,
2.İnsan yaşamını yoketmeye yönelik olarak geliştirilmiş silah ve malzeme kullanıldığını,
3.Yangın çıkarıldığını ve yangının söndürülmesi için hiçbir çaba gösterilmediğini,
4.İnsanların yanarak ölmesine sebebiyet verildiğini,
5.Tutuklu ve hükümlülerin çoğunun güvenlik güçlerince açılan ateş, darp ya da yanarak ve/ya yakılarak yaşamlarını yitirdiğini göstermektedir.

Belirtilen durumda, ivedilikle,
1.Gerçeklerin kamuoyuna açıklanmasını,
2.Sorumlular hakkında derhal soruşturma açılmasını,
3.Hiçkimseye yargısal dokunulmazlık tanınmamasını,
4.Sayın Adalet Bakanı'nın derhal soruşturma emri vermesini, ver(e)meyecekse, derhal istifa etmesini,
5.Cumhuriyet savcılarının (Çanakkale, İstanbul Eyüp ve Üsküdar) suskunluklarını bozmalarını ve hukuksal süreçleri başlatmalarını istiyoruz.

Hüsnü ÖNDÜL Füsun SAYEK Yavuz ÖNEN Suna COŞKUN
İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Türk Tabibleri Birliği Başkanı Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Sekreteri

Bir cevap yazın