02.12.2016

Ne yazık ki BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 27. yılında ülkemizdeki çocuklar, başta yaşam hakkı ihlalleri olmak üzere, halen şiddetin her türlüsüyle karşı karşıya kalmaya devam etmektedirler. Ülkemizde çocuk mağduriyetinin yaşanmadığı bir gün bile geçmiyor adeta. Nüfusun yaklaşık 25 milyonunun çocuk olduğu ülkemizde çocuklara dair yürütülen her türlü iş ve işlemde meydana gelen sıradan bir özensizlik dahi büyük felaketlere yol açmaktadır.

Günlük hayatın olağan akışı içinde uğradıkları hak ihlalleri çoğu zaman görülmeyen çocukların kamusal hizmetlerin sunulduğu yerlerde ve kamusal denetime tabi olması gereken mekânlarda yaşadıkları toplu ölümler, toplumun tüm kesimlerinde derin acılar bırakmakta ve vicdanları sızlatmaktadır.

2008 yılında Konya ili Taşkent ilçesinde sonradan ruhsatsız olduğu anlaşılan ve çocuklara yatılı dini eğitim veren bir kurs merkezinde çıkan yangında 17 çocuk ve bir eğitmen hayatını kaybetmiş, 29 kişi de yaralanmıştı. 8 yıldır süren soruşturmada ne yazık ki halen sorumlular bulunup yargı önüne çıkarılmamıştır. Benzer bir olay 2015 yılında Diyarbakır ili Kulp ilçesinde meydana gelmiş ve burada kalan 12 çocuktan 6’sı çıkan yangında hayatını kaybetmiş, sorumlular halen bulunamamıştır.

Son olarak, 29 Kasım 2016 günü Adana ili Aladağ ilçesinde yine ilkokul çağında olan çocukların kaldığı ve dini bir cemaate yakın olduğu iddia edilen öğrenci yurdunda çıkan yangında 11’i çocuk olmak üzere toplam 12 kişi yanarak hayatını kaybetmiş ve 24 çocuk da yaralanmıştır.

Yaşanan bu toplu çocuk ölümlerinin makul şüphelisinin; faillerin basiretsiz ve sorumsuz yönetim anlayışı, bu anlayıştan güç ve cesaret alarak derme çatma mekânlarda zorunlu eğitim çağındaki çocukların ve ailelerinin ekonomik yoksunlukları ile dini inançlarını sömürü ve  istismara konu eden, buna göz yuman anlayış olduğunu belirtmek gerekir. Şüpheli ve faillerin; derme çatma mekânlara ruhsat veren, denetim sorumluluğunu ve denetim raporlarının gereğini yerine getirmeyen kamu yönetimi anlayışı olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Kuşkusuz ki her ebeveyn, kendi inançsal öğretilerini çocuklarına öğretme hakkına sahiptir. Ancak her yurttaşa kamusal, nitelikli ve  ulaşılabilir eğitim ve barınma hizmetini sunması gereken devlet yönetiminin bu sorumluluğunu yerine getirmemesi, yoksul vatandaşları böylesi denetimsiz yerlere muhtaç bırakmakta ve bu tür facialara davetiye çıkarmaktadır. Ayrıca, geçmiş yıllarda benzer şekilde yaşanan faciaların faillerinin halen bulunup cezalandırılmamış olması da yeni faciaların yaşanmasına zemin hazırlamaktadır.

Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası çocuk hakları sözleşmelerinde ifadeleri bulunan tüm hakların çocuklarımız için kullanılabilir olmasını sağlamaya yönelik gerekli adımlar hızla atılmalıdır. Eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe, barışa ve özgür yaşama ulaşamayan tek bir çocuğumuz kalmamalıdır.

İnsan Hakları Derneği olarak; kamu otoritesini ve tüm sorumluları, toplumsal vicdanda derin yaralar açan bu toplu çocuk ölümlerinin tüm faillerini ivedilikle bularak yargıya teslim etmeye davet ediyoruz. Başta bu toplu çocuk ölümlerinin faillerinin bulunması olmak üzere, çocukların maruz kaldığı tüm hak ihlallerinin faillerinin bulunarak yargıya teslim edilmesinin takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ