İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 3 Ocak 2018 günü Ankara’da uyuşturucu ile mücadele konulu bir toplantıda kamuoyu önünde açıklama yaparak şüpheli görülecek kişilerin ayaklarının kırılması gerektiğini, bunu yapmayan polisin görevini yapamayacağını belirtip otoriter yönetim anlayışının tipik bir örneğini vermiştir. Bakan Soylu suç işlemiştir!

Bakan Soylu, böyle bir konuşma ve talimat vererek TCK 214. Madde’deki “suç işlemeye tahrik suçunu” işlemiştir. Bakan’ın söylediği gibi terör veya uyuşturucu operasyonlarında şüpheli olarak yakalanacak kişilerin bacaklarının kırılması işkence suçudur. Aynı zamanda kişiye yönelik yaralama suçudur.

İşkence ve kötü muamelede bulunmak mutlak olarak yasaktır. Bu yasak uluslararası hukukta normlar hiyerarşisi açısından üstün bir kural, başka bir deyişle buyruk kural niteliğindedir. Bu nedenle işkence yasağı hiçbir koşulda istisnaya tabi tutulamaz, işkence yasağının esnetilmesi için herhangi bir çekince ileri sürülemez. Bu konuda yetkili makamda bulunanlar emir ve talimat veremez.

Nitekim “İşkenceye Karşı Sözleşme” olarak anılan “İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmesi”nin 2. Maddesi’nin 2. Paragrafı’nda da “Hiç bir istisnai durum, ne harp hâli ne de bir harp tehdidi, dâhili siyasî istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hâl, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez” denilmektedir. Keza benzer vurgular Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi md. 15/2, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi md. 4/2), Avrupa Konseyi, İnsan Hakları ve Terörle Mücadele Rehberi, 11 Temmuz 2002, m.IV başta olmak üzere diğer uluslararası sözleşme ve belgelerde de yer almaktadır.

Kaldı ki Anayasa’da da “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz (madde 17, fıkra 3) denilerek işkencenin yasak olduğu açıkça ifade edilmiştir

Ayrıca; BM Kanun Adamları Talimnamesi Madde 5: “Hiçbir kanun adamı, işkence veya bir başka zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya ceza uygulayamaz, bu filleri teşvik edemez ve bunlara hoşgörü gösteremez. Kanun adamları amirin emrini, savaş veya savaş tehdidini, ulusal güvenliğe yönelen bir tehdidi, iç siyasal istikrarsızlığı veya başka bir olağanüstü durumu, işkenceyi veya bir başka zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezayı haklı göstermek için ileri süremez.” ifadesi ile mutlak yasağa atıf yapmaktadır. İlke, atama veya seçimle göreve gelen gözaltına alma ve tutma gibi polisiye yetkiler kullanan bütün görevlilerin bu kapsamda değerlendirileceğini ve bu tür söylemlerin kabul edilemez olduğunun altını çizmektedir. Bu tür söylem ve tutumların tamamı olağanüstü haller de dahil olmak üzere suç olup insan hakları temel sözleşmelerine de aykırıdır.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) işkence suçunu düzenleyen 94. maddenin gerekçesinde de “Türkiye, taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerde işkencenin yasak olduğunu kabul ederek, işkencenin önlenmesiyle ilgili gerekli tedbirleri alma konusunda taahhüt altına girmiştir” denilerek bu yadsınamaz gerçeklik, yani yasağın amir hüküm niteliği bir kez daha vurgulanmıştır.

Anayasanın 137. maddesine göre kanunsuz emir suçtur. Hiçbir polisin veya jandarmanın Bakan Soylu’nun bu emirlerine uymaması gerekir. Aksi halde konusu suç teşkil eden böyle emre uyarlarsa onlar da suç işlemiş olurlar.

Bakan Soylu’nun bu talimatı Türkiye’de cezasızlığın geldiği noktayı göstermesi bakımından ibret vericidir. Mutlak cezasızlık hali görüldüğü gibi alenen devam etmektedir. Suç işleyebilecek polislerin yargılanması yerine Bakan’ın kendisinin yargılanacağını açıklaması aslında polislerin korunacağı anlamına da gelmektedir. İşte bu nedenlerle cezasızlık var demekteyiz.

Dolayısıyla Bakan Soylu hakkında suç işlemeye tahrik suçundan dolayı fezleke hazırlanmalı, TBMM gerekli soruşturmayı yapmalı ve Anayasa Mahkemesi yargılamayı gerçekleştirmelidir.

Mutlak işkence yasağının ihlal edilmesi için kamu görevlilerini suç işlemeye teşvik eden Bakan Soylu derhal istifa etmelidir.