İHD’nin 19. Olağan Genel Kurulu Yapıldı

98

İnsan Hakları Derneği’nin 19. Olağan Genel Kurulu 3-4 Kasım 2018 tarihlerinde Ankara’da toplandı.

İki gün süren genel kurulda divan başkanlığını İHD’nin eski genel başkanı Akın Birdal yaptı.

Genel Kurulumuza üyesi olduğumuz Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) Başkanı Dimitris Christopoulos ile üyesi olduğumuz Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Ağı (Euromed Rights) Başkanı Wadih Al Asmar katılmış ve kapsamlı değerlendirmeler içeren konuşmalar yapmıştır.

Genel Kurulumuza, aynı zamanda Genel Kurul delegeleri olan Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri de katılmıştır.

Genel kurula HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ile HDP Grup Başkan Vekili Ayhan Bilgen ve HDP milletvekilleri Mehmet Rüştü Tiryaki, Hüseyin Kaçmaz, Ömer Faruk Gergerlioğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ile CHP eski milletvekili Şenal Sarıhan, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi Eş Genel Başkanı A. Cavit Uğur ile Parti Meclisi üyeleri Cansel Aslan ve Seyda Yazıcı, HDP Parti Meclisi üyeleri Gülsen Ülker ve Ali Özkan, HDP Ankara İl Eş Başkanı Halil Yıldız,  Emeğin Partisi Ankara İl Başkanı Fikret Aslan, Ezilenlerin Sosyalist Partisi Sosyalist Kadın Meclisi Sözcüsü Beycan Taşkıran, Ankara il yöneticisi Ercan Eroğlu, Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi Muammer Bilgiç ile Halkla İlişkiler Komisyonu üyesi Mehmet Ali Kılıç, Halkevleri Eş Genel Başkanı Dilşat Aktaş, Türk Tabipleri Briliği Merkez Konseyi üyesi Selma Güngör, KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ile KESK Merkez Yönetim Kurulu üyesi İlhan Yiğit, Mülkiyeliler Birliği Başkanı Dinçer Demirkent,  Eğitim-Sen Genel Mali Sekreteri Ahmet Karagöz, Tüm Emekliler Sendikası Genel Mali Sekreteri Hüseyin Demirton, Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz, Demokratik Alevi Derneği Genel Sekreteri Murat Işık, Tüm-Bel-Sen Ankara 2 Nolu Şube Başkanı Devrim Kahraman katıldı.

Genel Kurulumuza AB Türkiye Delegasyonu, Hollanda, Danimarka, Danimarka, Norveç  ve İsveç elçiliklerinden yetkililer de katılmıştır.

Ayrıca yerli ve yabancı basın genel kurulumuzu izlemiştir.

Genel kurulun ikinci günü İHD’nin yeni Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeleri seçilmiştir. MYK, ilk toplantısında Öztürk Türkdoğan ve Emire Eren Keskin’i eş genel başkan seçmiştir. Tüzük gereği Öztürk Türkdoğan genel Başkan, E. Eren Keskin Genel Başkan Vekili olarak görev yapacaktır. Genel Sayman olarak da Rıdvan Konak seçilmiştir. Diğer görev dağılımları sonraki toplantıda yapılacaktır.

Genel Kurul’da alınan karar gereği Genel Kurul Sonuç Bildirgesi bir hafta içerisinde eş başkanlar tarafından açıklanacaktır.

Genel Kurul’un açılış konuşmasını Eş Başkanlar Öztürk Türkdoğan ile E. Eren Keskin yapmıştır.

Eren Keskin, Genel Kurul konuşmasını yaparken

İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan’ın Açılış Konuşması

Sayın Divan, Yurtdışından ve yurtiçinden gelerek genel kurulumuzu onurlandıran Sayın Konuklar, Değerli Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri, Sevgili İnsan Hakları Savunucuları,

İnsan Hakları Derneği’nin 19. Olağan Genel Kurulu’na hoş geldiniz. Hepinizi İHD adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Rojbaş, hun bî xêr hatîn, ser seran ser çavan,

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edilişinin 70.yılında Türkiye’de ve dünyada insan haklarının araçsallaştığı ve değerlerde aşınmanın arttığı bir dönemi yaşıyoruz. İHD kurulduğu 1986’daki koşullarda olduğu gibi 32 yıl sonra yeniden katı ve otoriter bir dönemde insan haklarını ve demokrasiyi savunmaya devam ediyor.

Genel kurulumuzda, insan onurunu, özgürlüğü, eşitliği, adaleti, barışı kuvvetlice dile getirerek insan haklarını ve demokrasiyi savunmayı ve bu konuda mücadele etmeyi ana tema olarak belirledik.

Sayın Konuklar, Sevgili Arkadaşlar,

İnsan hakları ve demokrasi mücadelemiz kesintisiz olarak sürmüş ve sürmeye devam edecektir.

Geride bıraktığımız 2 yıllık çalışma dönemi OHAL’in en keyfi ve en katı biçimde uygulandığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde Türkiye’nin rejimi değiştirilmiş ve kalıcı OHAL düzeni dediğimiz otoriter bir başkanlık rejimi kurulmuştur. Siyasi iktidar, otoriter ve anti demokratik tek kişi yönetimine dayalı yeni anayasal rejimi inşa etmekte ve bununla Türk ulus devletinin resmi ideolojisini yaşatmaya çalışmaktadır.

İHD kurulduğu günden beri Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sorunu olduğunu bıkmadan usanmadan söylemeye devam etmektedir. Bu sorunun en önemli halkası elbette ki Kürt sorunudur. Türkiye rejimini değiştirip demokratikleştirmek için gerçek bir çatışma çözümü yaşamak zorundadır. Dünyada en son Kolombiya örneğinde görüldüğü gibi çatışma çözüm sürecinin yaşanıp, sorunun tarafları arasında yapılacak bir barış anlaşması ile yeni ve demokratik bir Anayasal sisteme geçilebilir. Oysa Türkiye’de tersi oldu. 2013’te başlayan Barış ve Çözüm Süreci 2015’te sona erdi. 24 Temmuz 2015’te başlayan silahlı çatışmalar Türkiye sınırlarını aşarak halen Suriye ve Irak’ın Kuzeyinde orta büyüklükte bir savaş düzeyinde devam etmektedir. Türkiye bu savaşı sürdürmek ve kendi resmi ideolojisini yani Türk etnisitesine dayalı ve Sünni Müslümanlığın devletleşmiş halini benimseyen bir ideolojiyi yaşatmak için demokratikleşme yerine tekçiliğe dayalı otoriter bir Anayasal düzene geçmiştir.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye siyasal iktidarı akıntıya karşı kürek çekerek ömrünü doldurmuş siyasal rejimini sürdürmeye çalışmaktadır. Oysa halkların ve emekçilerin demokratikleşme mücadelesi galip gelecek ve elbette bizlerde gerçek bir çatışma çözüm süreci yaşayarak bu topraklarda yaşayan halkların ve inanç gruplarının barış içerisinde yaşayacağı bir demokratik düzen kuracağına olan inancımı belirtmek isterim.

Sayın Konuklar, sevgili arkadaşlar,

Türkiye’deki rejimin daha otoriter bir noktaya kaymasında elbette ki dünyadaki gelişmelerin de payı vardır. Kapitalizmin yarattığı kriz, devletleri daha müdahaleci ve  korumacı ekonomi politikaları ile birlikte daha otoriter yönelimlere sevk etmiştir. Böyle bir ortamda uluslararası kuruluşlar Türkiye gibi daha fazla otoriter yönetimlere kayan ülkelere karşı gerekli önleyici tedbirlere başvuramamışlardır. Örneğin, Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihindeki askeri darbe girişiminin bastırılmasına rağmen 4 gün sonra OHAL ilan edilmesi ve temel hakların tamamen askıya alınmasına Avrupa Konseyi başlangıçta seyirci kalmış, 8 ay sonra siyasi denetim kararı almış ancak bunun gereğini yerine getirmemiştir. Konseyin yargı organı olan AİHM ise sürekli olarak Türkiye iç hukukuna atıf yaparak görevini yapmaktan kaçınmış ve kaçınmaya devam etmektedir. Türkiye’nin gerek ülke içinde gerekse de Suriye ve Irak’ta gerçekleştirdiği askeri operasyonlar nedeni ile yaşanan insan hakları ve insancıl hukuk ihlallerine karşı BM İnsan Hakları Konseyi harekete geçememiştir. Bütün bu yaşananlar sadece Türkiye’de değil birçok ülkede yönetimlerin daha otoriter olmasını kolaylaştırmıştır. Kapitalist modernite kurduğu insan hakları sistemini korumakta acz içine düşmüştür. Dünyadaki gelişmeler insan haklarının büyük bir tehdit altında olduğunu göstermektedir.

Dünyanın ve Türkiye’nin savaştan uzaklaşmasının ve barış içerisinde yaşamasının yolu insan haklarından geçmektedir. Türkiye’nin Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı (Kürt ve Şii karşıtı hegemonyaya dayalı politika) siyasi projesinden vazgeçmesinin, halkların kendi geleceklerini belirleme ilkesine uygun olarak Suriye’nin kuzeyinde bulunan Afrin ve Şehpa bölgesinden askeri varlığını çekmesinin, Suriye’nin kuzeyinde oluşmuş bölgesel yönetim ile iyi komşuluk ilişkilerini geliştirmesinin gerekli olduğunu belirtmek isterim.

Sayın Konuklar, değerli delege arkadaşlarım,

Türkiye, bu dönem gerçek bir Anayasal, siyasal, sosyal, hukuksal ve ekonomik bir kriz halindedir. Siyasal iktidar, bu krizi yönetememektedir. Bu nedenle daha fazla baskı politikası uygulayarak fiili bir iktidar bloku oluşturmuştur. Ekonomik krizin etkisiyle bu ittifakın geleceği belirsiz olup demokrasi mücadelesi verecek toplumsal kesimlerin Türkiye’yi yeniden demokrasi rotasına çekme ihtiyacı bulunmaktadır. İHD, Türkiye’de demokrasi mücadelesi verenlerle birlikte bu mücadelesini sürdürmektedir.

Türkiye’nin gerçek bir çatışma çözümü ile birlikte yeni ve demokratik bir Anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Demokrasi güçleri ile birlikte yeni ve demokratik Anayasa talebimizi her zaman ileri sürecek ve bunun mücadelesini sürdüreceğiz.

Anayasa talebimiz geçmişle yüzleşme ile birlikte ele alınması gereken bir taleptir. Geçmişle yüzleşme en önemli çalışma başlıklarımızdan birisidir. Her fırsatta geçmişle yüzleşmenin önemini hatırlatmaya ve bu konudaki tutumlarımızda ısrarlı olmaya devam edeceğiz. Özellikle Ermeni Soykırımı ile Dersim Soykırımı’nın kabul edilmesi konusundaki ısrarlı tutumlarımız soruşturma konusu olsa bile devam edecektir.

Türkiye’nin önemli sorun alanlarından bir tanesi de ifade özgürlüğü üzerindeki yasaklama ve cezalandırmalardır. Başta gazeteciler olmak üzere düşüncelerini ifade eden toplumsal muhalefet üzerindeki yargı baskısı Türkiye tarihinin en ileri noktasını yaşamaktadır. İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekir. Eş genel başkanımız Eren Keskin’e açılan 140 civarındaki dava ifade özgürlüğünün ne halde olduğunu göstermektedir. Tutuklu gazetecilere yönelik ağır cezalar zulüm değilmidir? Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak şahsında tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Türkiye’nin yeni rejimi adeta kuvvetler birliğini temsil etmektedir. Böylesi bir rejimde en fazla zarar gören insan hakları değeri ise adalettir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemi kendisini bağımsız ve tarafsız yargıda gösterir. Hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yargı yapılanması olmadan adaletin yerini bulması mümkün değildir. İnsan hakları savunucularının ve elbette ki İHD’nin cezasızlıkla mücadelesi bu dönem kesintisiz sürmüş, adalet mücadelesi devam etmiştir. Türkiye ceza mevzuatındaki adaletsizlikler raporumuz, bu alanda daha görünür mücadele edilmesini ortaya koymaktadır.

Cezasızlıkla mücadele ve adalet arama ekseninde özellikle Cumartesi Anneleri ile Barış Anneleri’nin, kayıp yakınlarının ve insan hakları savunucularının İHD çatısı altında “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” haftalık oturma eylemleri her türlü baskı ve yasaklamaya karşı ısrarlı bir şekilde sürdürülmektedir. İnsan hakları savunucularının adalet arayışı bu şekilde kesintisiz olarak sürecektir.

Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi devlet içi çete yapılanmalarının tasfiye edilmemiş olmasıdır. Kontrgerilla gerçeğinden sonra Fethullah Gülen örgütünün devlet içindeki varlığının askeri darbe girişimine kadar kendisini göstermesi tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ortaya koymuştur. Ancak tasfiye edilen yapıların yerine yeni yasa dışı yapılanmaların oluşmaması için demokratik yönetim şarttır. Bununla birlikte cezasızlık politikası ve kültürüne son verilerek, suç işleyen devlet görevlilerinin korunmasından vazgeçilmelidir. Bu dönem İHD darbe dönemi davalarındaki müdahillik tutumunu sürdürmüş, faili meçhul cinayetler ve kayıplarla ilgili davaları takip etmiş, her fırsatta cezasızlıkla mücadele alanındaki çalışmalarda aktif olarak yer almıştır.

Sayın Konuklar, sevgili arkadaşlar,

Bu dönem Türkiye’de ekonomik ve sosyal haklarda ciddi gerilemenin yaşandığı bir dönem olmuştur. OHAL’deki yaklaşık 150 bin kişinin kamu görevinden ihracı, özel şirketlere el konularak on binlerce işçinin işsiz kalması gibi uygulamalar adeta insanlara sivil ölümü dayatmıştır. Dolayısıyla bu duruma karşı mücadele edenlerin yanında yer alınmıştır. Bunun yanı sıra grev yasakları gibi otoriterleşme ile birlikte ekonomik ve sosyal haklardaki gerileme artarak devam etmektedir. Üçüncü havalimanı işçilerinin hak arama eylemlerinin kriminalize edilerek işçiler üzerinde yargı baskısı kurulması siyasi iktidarın ekonomik ve sosyal haklardan ne kadar çok uzaklaştığını göstermektedir. İşçi katliamlarının sayısının giderek artması ise oldukça vahimdir. İHD’nin önümüzdeki dönem ekonomik ve sosyal haklar alanı ile daha fazla ilgilenmesi gerektiği açıktır. Bu bilinçle bu alandaki mücadelemiz aratarak devam edecektir.

15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan darbe teşebbüsü 16 Temmuz 2016’da bastırılmış ve şiddet hareketleri sona ermiştir. Ancak buna rağmen siyasi iktidar karşı darbe yaparak, 20 Temmuz 2016’dan itibaren OHAL ilan etmiş ve bunu 18 Temmuz 2018’e kadar sürdürmüştür. OHAL süresince 32 KHK ile 100’lerce yasada 1000’lerce kalıcı değişiklik yapılmış, Türkiye’nin yasal düzeni adeta bir OHAL düzeni haline getirilmiştir. Bu süreçte Türkiye Anaysa Mahkemesi, siyasi iktidarın baskısına boyun eğmiş, kendisine açılan davalarda OHAL KHK’ları başta olmak üzere yargılama yetkisi olmadığını belirterek siyasi iktidara sınırız bir alan açmıştır. Anaysa Mahkemesi bu tutumuyla Türkiye’de yaşayan hiç kimsenin hukuk güvenliği hakkı olmadığını ilan etmiştir. Siyasi iktidar bununla da yetinmemiş, 31 Temmuz 2018’den itibaren 7145 sayılı Kanunla OHAL’i 3 yıllığına uzatan düzenleme yapmıştır. Bu nedenle halen OHAL sistemi altında Türkiye’nin idare edildiğini ifade etmekteyiz. İHD olarak bu durumu sürekli gündemde tutan ve buna itiraz eden bir duruş sergilemiştir. Önümüzdeki dönem kalıcı OHAL yasalarına karşı mücadelenin sürdürülmesi gerekmektedir.

Bu dönem, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da devam eden silahlı çatışma ortamı ve OHAL sürecinde resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında belirgin bir artış görülmüştür. Böyle bir iklimde adli sebeplerle işkence uygulamalarında da artış olduğunu söyleyebiliriz. Aynı artış trendi OHAL koşullarında cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülere yönelik işkence ve diğer kötü muamele iddialarında da görülmektedir. Diğer yandan toplumsal gösteriler sırasında,  gösteri ve yürüyüş hakkını kullanan kişilere güvenlik görevlileri tarafından uygulanan şiddet yöntemleri işkence ve diğer kötü muamele boyutlarına varmıştır. İHD olarak bu dönem işkence ve kötü muameleye karşı yapılan başvurular konusunda gerekli girişim, müracaat ve şikâyetlerde bulunulmuş ve bu konuda bir dizi faaliyet yürütülmüştür.

Bu dönemde maalesef her zaman olduğu gibi hapishaneler, insan hakları ihlallerinin en yoğun yaşandığı yerler olma özelliğini sürdürmüştür. İHD, Merkezi Hapishane Komisyonu hapishanelere düzenli ziyaretler gerçekleştirerek ihlallerin ortadan kaldırılması konusunda etkili bir mücadele yürütmüştür. Türkiye’deki hapishanelerde ağır hasta mahpusların tahliye edilmemesi sorunu, tecrit, çıplak arama gibi insan onuruna aykırı uygulamalara karşı çıkan mahpuslara yönelik işkence boyutuna ulaşan kaba dayak ve orantısız disiplin cezaları, tecrit ve sosyal alandan yararlandırmama, haberleşme ve iletişim yasakları gibi giderek ağırlaşan ihlallerle baş etme sorumluluğumuz devam etmektedir.

İmralı hapishanesinde tutulan Abdullah Öcalan üzerindeki 2 yılı aşkın süredir uygulanan katı tecrit ise baskı yöntemlerinin ne kadar derinleştiğini göstermektedir. İHD olarak öncelikle insan hakları temelinde onurlu her insanın korunması gereken hakları çerçevesinde Abdullah Öcalan’ın haklarının da olduğu gerçeğini her fırsatta ifade etmeye devam edeceğiz.

Sayın Konuklar, sevgili arkadaşlar,

Otoriterleşen Türkiye’de ayrımcılık daha da derinleştirilerek sürdürülmüştür. Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri güncelliğini korumaktadır. İHD olarak alevilerin hak mücadelesinde yanlarında olduğumuzu belirtmek isterim.

Farklı dil ve inanç gruplarına yönelik ayrımcılık uygulamaları LGBTİ bireyler yönelik olarak da sürdürülmektedir. Cinsel yönelim ve cinsel kimlik hakkı savunusu artarak devam edecektir.

Militarizme karşı vicdani red hakkını savunmaya devam edeceğiz. İktidarın vicdani red hakkını para ile satması bu hakkın ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Değerli Arkadaşlar,

OHAL ilanı ve çıkarılan KHK’lar ile başta örgütlenme özgürlüğü olmak üzere siyaset yapma hakkı, toplanma ve gösteri hakkı, hak arama özgürlüğü çok ciddi biçimde baskı altına alınmıştır. Bu baskı politikası yargı yolu ile yürütülmüş ve böylece yargı siyasi iktidarın baskı aracına dönüşmüştür.

Demokratik Bölgeler Partisine mensup 94 belediyeye el konulup, atanmış devlet görevlileri tarafından yönetilmesi, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanıp cezaevine atılması aynı zamanda Kürt halkının iradesine yönelik ağır bir saldırıdır. Başta Gültan Kışanak olmak üzere seçilmiş belediye başkanlarının serbest bırakılması ve belediyelerin halka geri verilmesinin elzem olduğunu belirtmek isterim.

Seçilmiş vekilllerin tutukluluğu ise zulme dönüşmüştür. Selahattin Demirtaş ve diğer vekillerin serbest bırakılması demokrasinin gereği değil midir? Halen miletvekili olan Leyla Güven’in serbest bırakılmaması ayrımcılık ve ötekileştirme değil midir?

Sevgili insan hakları savunucuları,

İnsan hakları savunucuları ve avukatlara yönelik yargı baskısı bu dönemde artarak devam etmiştir. Büyükada komplosu ile insan hakları savunucularını hedef alanlar bu amaçlarından vazgeçmiş değiller. İnsan hakları savunucuları üzerindeki baskı politikası Osman Kavala, Hasan Ceylan, Özgür Ateş’in tutukluluğu üzerinden sürdürülmektedir. İnsan hakları savunucuları ve avukatlar üzerindeki yargı baskısı özel raporlarla uluslararası kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Türkiye’de 16.08.2015 tarihinde başlayan ve halen devam eden Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki sokağa çıkma yasağı uygulanan yerlerle ilgili İHD ve TİHV başta olmak üzere çok sayıda hak ve hukuk örgütü tespit ve gözlem raporu yayınlamıştır. Bu raporları şikayet eden genelkurmay başkanlığı talebi ile üzerimizdeki yargı baskısı sürdürülmektedir.

Türkiye’nin Suriye’nin Afrin bölgesine yönelik 20.01.2018’de başlayan askeri harekâtını eleştiren ve savaşa karşı barışı savunan açıklamalar nedeniyle çok sayıda İHD yöneticisi ve üyesine karşı gözaltı ve tutuklama işlemi yapılmıştır. Birçok kurumun yönetici ve üyeleri de aynı şekilde gözaltı ve tutuklama le baskı altına alınmıştır.

Bu dönem aynı zamanda çok sayıda insan hakları savunucusu ve aktivistin Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldığı bir yıl olmuştur. İHD Genel Sekreteri ve TİHV yönetim kurulu üyesi Av. Hasan Anlar ve çok sayıda insan hakları savunucusu Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştır. Aynı davada yargılanan İHD eski MYK üyesi ve Ankara Şube yönetim kurulu üyesi Av. Halil İbrahim Vargün cezaevindedir. Savunuculaın yanısıra gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler, aydın ve yazarlar tıpkı 12 Eylül döneminde olduğu igi Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmış ve adeta sürgüne gönderilmişlerdir.

Bu dönem de OHAL’in verdiği yetki ile birçok ilin valilikleri çeşitli toplantı, gösteri ve etkinlikler için tek seferlik ve belli bir güne/eyleme yönelik veya ardışık olarak tüm eylemleri kapsayacak şekilde yasaklama kararları almış ve uygulamıştır. Bu yasaklamalar jeotermal santrallerin olumsuz etkileri ile ilgili bir toplantıdan Lise ve Üniversite şenliklerine, kültür sanat ve doğa festivallerinden LGBTİ+ etkinliklerine kadar büyük bir çeşitlilik göstermiştir.

OHAL KHK’leri ile ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın 9 Kasım 2016’da Ankara Yüksel Caddesi’nde başlattıkları “İşimi Geri İstiyorum” talepli oturma eylemlerine karşı onlarca kez gözaltı yapılmış, adli para cezaları verilmiş, soruşturma ve davalar açılmıştır. Bu eylemlere daha sonradan sosyolog Veli Saçılık, öğretmen Acun Karadağ, öğretmen Esra Özakça, sağlık memuru Adnan Vural (İHD MYK üyesi), sağlık memuru Mahmut Konuk  ve daha birçok kişi katılmıştır. KESK ve KESK’e bağlı sendikaların ihraçlara karşı geliştirdiği eylem ve etkinliklerin yanında yer alınmıştır. Bu süreçlerde, İHD olarak ihraç edilen emekçilerin yanında yer alınmış ve onların haklarının korunması noktasında gerekli duyarlılık gösterilmiştir.

OHAL kararı ile meşrulaşan toplumsal şiddetin, kadına yönelik uygulamalarında son derece olumsuz etkiler yarattığı bir dönem yaşanmıştır. OHAL ilanından sonra, kadına yönelik şiddet olaylarında gözlemlenen artış, kadına yönelik resmi şiddet örnekleri, cezaevlerinde kadınlara dayatılan uygulamalar çok net örneklerdir.

OHAL ile birlikte, çok sayıda kadın işten atılmış, ihraç edilmiş çok sayıda kadın örgütü kapatılmış ve çok sayıda kadın ifade özgürlüğü ihlalleri nedeni ile cezaevine girmiştir.  OHAL en çok kadınları vurmuş, kadın özgürlüğüne darbe olmuştur.

Bu dönemde mülteci, sığınmacı ve göçmenlerin yoğun olarak hak ihlaline maruz kaldığı bir dönem olmuştur. Türkiye’nin kendisine sığınmak zorunda kalan insanları özellikle AB ülkelerine karşı koz olarak kullanması ve AB’nin bu politikaya ortak olması bu ihlallerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İnsan hakları savunucuları bakımından mülteci hakları temel çalışma alanlarından birisi olarak varlığını sürdürecektir.

İHD, çocuk hakları sözleşmesindeki çocuk hakları alanında yoğun bir çalışma dönemi geçirmiştir. Son dönem andımız metni ile ilgili tartışmaların çocuk hakları ekseninde yapılmadığını belirterek böylesi militarist belgelerin çocuklara okutulmamasındaki tutumumuz ısrarla devam edecektir.

Sevgili arkadaşlar,

Bu dönem yürütmüş olduğumuz çalışmalar siyasal iktidarı oldukça rahatsız etmiş ve İHD tarihinde ilk defa İçişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından idari, mali ve faaliyet denetimine tabi tutulmuştur. Denetimle ilgili olarak sonuç raporu hazırlanmış ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilerek dernek ve yöneticileri hakkında soruşturma açılmıştır. Soruşturma halen sürmektedir.

Bu dönem, OHAL ve OHAL KHK’larının siyasi iktidara verdiği sınırsız yetkilere rağmen İHD’nin bağımsız bir insan hakları örgütü olması gerçeğini siyasi iktidar da kabul etmiş ve Derneğimiz kapatılma tehdidini şimdilik atlatmıştır..

Sonuç olarak MYK’mız, iki yıllık dönem içerisinde eksikliklerini gören bir bakış açısıyla önümüzdeki dönemin zorluklarını gözeterek örgütlü mücadeleyi sürdürme konusundaki kararlılığını ortaya koymuştur. Bu dönem başta MYK üyelerimiz başta olmak üzere çalışmalarımıza katılan ve destek olan şube yönetimlerine, temsilciliklere, genel merkez ve şube çalışanlarına ve elbette tüm aktivistlere emeklerinden dolayı teşekkür ederiz. Bu dönem yönetim görevini tamamlayan sevgili Hüsnü Öndül ve Sevim Salihoğlu’na özellikle teşekkür ederim.

Çalışmalarımda bana her türlü desteği veren sevgili eşim ve çocuklarıma, çalışma arkadaşlarıma, işverenim SES Sendikası yönetimine ve çalışanlarına teşekkür ederim.