GÜNCEL İNSAN HAKLARI SORUNLARI VE EYLÜL AYI İNSAN HAKLARI RAPORU ÜZERİNE İHD GENEL BAŞKANI AKIN BİRDAL'IN BASIN TOPLANTISI METNİ

Değerli Arkadaşlar,

Dün, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, insan haklarına ilişkin yapılacak düzenlemeleri açıkladı. Buna göre, işkenceler önlenecekmiş ya da en aza indirgenecek, gözaltı süreleri kısaltılacakmış. Dünyada- Avrupa da da değil- insan hakları için ne varsa bizde de olacakmış.

Bugüne değin söylemenin kolay, yapması zor olduğu görülmüştür. Hükümet programında, düşünce ve inanç özgürlüğü önündeki engellerin kaldırlacağından başka, demokratikleşme ve insan hakları için birşey öngörülmemiştir. Geçmiş hükümetlerde öngörülmüş olanlarında gerçekleştirilmemiş olması unutulmamıştır.

Peki, Dışişleri Bakanını bu açıklamalara zorlayan nedir. Avurupa dır. Türkiye ile Avrupa arasında örülen duvarlar hergeçen gün yükselmektedir. Durum giderek kötüleşmektedir. Son bir ay içerisinde Avrupa da Türkiye aleyhinde peş peşe çıkan kararlar bunu göstermektedir. AİHM de Türkiye mahkum edilmiştir. AP da Türkiye aleyhinde karar tasarısı çıktı. AB nce hazırlanan Türkiye raporu, ay sonunda AP da görüşülecek. Uluslararası Af örgütünce Türkiye deki insan hakları ihlallerine dikkat çekmek üzere bir kampanya başlattı. Şimdi, Dünya ülkeleri TV lerinde kampanyayaya ilişkin programlar yapılıyor, insan hakları ihlalleri görüntüleri yer alıyor. Dışişleri Bakanınca yapılan açıklamaların ardındaki neden budur. Açıklamanın hiçbir inandırıcılığı yoktur. İşkence seminerlerle önlenemez.

Bugün 283 gün önce işkence sonucu öldürülen Evrensel Gazetesi muhabiri, gazeteci Metin Göktepe nin Aydın da duruşması başlıyor. Bu cinayetin üzerinden yaklaşık 10 ay geçmesine karşın katil zanlıları yargılanmamış ve dava sonuçlanmamıştır. Duruşmanın  güvenlik  gerekçesi ile Aydın da yapılacak ve sanıkların duruşmada bulunmayarak talimatla ifadelerinin alınacak olması, işkencenin nasıl önleneceğini, ipe nasıl un serildiğinin en canlı ve en son örneğidir. Son bir ay içinde 39 işkence olayı yaşanmış, işkence sonucu ve gözaltında ölüm 33 olmuştur.

Bu nedenle sayın Dışişleri Bakanın açıklamalarının bir dayanağı yoktur. Sadece Avrupalı dostlarının tepkisini yumuşatmaya yönelik manipulasyondur.

Değerli Arkadaşlar,

Eylül ayında, Türkiye de yaşanılan insan hakları ihlallerinin kaynağını açığa çıkaran çok çarpıcı örnekler yaşanmıştır. Hakkari Yüksekova da  üniformalı çetenin  suç üstü yakayı ele vermesi, Varto da yaşanılanlar, Diyarbakır Cezaevinde Özel Timce 10 tutuklunun, Hantepe de öğretmenlerin vahşice öldürülmeleri geçiştirilemez, gündemden düşürülemez.

Eğer Dışişleri Bakanı ve Hükümet insan hakları için bir adım atmaya niyetli ve içtense; bu olayların faillerini süratle açığa çıkarılmasını ve cezalandırılmasını istemelidir.

Sanatçı, insan hakları ve barış savurucu Şanar Yurdatapan ın tutuklanması düşünce özgürlüğüne; barış isteğini bilinçli ve güçlü kılma çablarına karşı yürütülen baskıcı ve zor kullanma politikasının son bir örneğidir. Şanar Yurdatapan ın tutuklanması; barış ve insan hakları istemini susturmaya yöneliktir.

Türkiye halkı, barış isteyenler ve insan hakları savunucuları susmayacaktır. Barış İnsiyatifince başlatılan  Barış İçin 1 Milyon İmza  kampanyası işte bu nedenle büyük destek görmüştür. Bu kararlı ve bilinçli çıkış bütün toplumun ortak istemini ve özlemini yansıtmaktadır. İHD olarak bu girişimi destekliyoruz.

Değerli arkadaşlar,

6.Genel Kurulun derneğimizin 10. yılına rastlaması bu günü daha anlamlı kılmaktadır. Bunu anlamlı kılan, sizin on yıldır yılmadan, usanmadan vermiş olduğunuz kararlı mücadeledir.

Ne var ki derneğimizin kurulmasını gerekli kılan nedenler daha da ağırlaşmış ve çoğalmıştır.

Son iki yılda insan hakları ihlalleri yine sistematik olarak sürdü. Önceki yıllara karşılık ihlallerin artmasına neden olan durum, birinicisi, rejimin içine düştüğü bunalımın daha çok derinleşmesi,. ikincisi de 1995 yılı sonunda Türkiye nin GB ne alınmasıdır. Çözümsüzlük baskı, saldırı ve cinayetleri tırmandırmıştır. İnsan hakları ihlallerine neden olan Anayasal ve yasal sistem yürürlükte kalmış ve denetimsiz uygulamalardan doğan hukuk dışılık da cesaretlendirilmiştir.

Çözümsüzlüğün sonuçları yaşamın her alanında kendini hissettirmiştir. Siyasal alanda, muhalif partilere tahamülsüzlük son kerteye vardırıldı. Demokrat sol, sosyalist partilere kapatma davaları açıldı, yönetici ve üyeleri tutuklandı, saldırılara uğradı. Ekonomik toplumsal ve kültürel çöküntü derin onanmaz yaralar aldı. Özetle insan haklarının sistematiği içinde kişisel, siyasal, ekonomik, toplumsal hak ve özgürlükler ile dayanışma hakları diye adlandırılan barış hakkı, çevre ve kadın sorunu ile çocuk hakları dizininde tam bir çöküş yaşandı.

İki yıldır koalisyon ortakları, insan hakları ve demokratikleşmeyi söz olmaktan çıkaramadılar. İdeolojik hegemonyanın iktidarı karşısında umarsız ve beceriksiz kaldılar. Refah-Yol ortaklığı ise demokratikleşme ve insan haklarını programlarına bile almadılar. Sadece, düşünce ve vicdan özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılacağını belirtmekle yetindiler.

İnsan hakları alanında yaşanılan 2 yıllık blanço söylediklerimizi doğrulamaktadır. 2 yıl önce cezaevindeki  düşünce suçulusu  nun sayısı 100 kişi iken, bugün itibariyle 157 kişiye ulaştı. Düşünce suçlularına 325 yıl 9 ay hapis cezası verilirken, istenilen hapis cezası da 3371 yıl oldu. işkence, yargısız infaz ve gözaltında 284 kişi öldürüldü, 1713 kişi de işkenceye maruz kaldı.  Fali Meçhul  cinayetler sonucu 149 kişi öldürüldü, 182 kişi yaralandı. Aynı süre içinde 30 bin 170 kişi de gözaltına alındı.

Gözaltına alınan basın emekçisinin sayısı 796 oldu. Bölgedeki çatışma yoğunlaştı ve bunun sonucunda son iki yılda ölenlerin sayısı 5840 kişi oldu. Köy boşaltmalar- yakmalar ve bunun sonucu göçler sürdü.

Bu yılın ilk 9 ayındaki ihlallerin tırmanmasının diğer bir nedeni de başta belirttiğimiz gibi AP nin Türkiye yi GB ne üye yapmış olmasındandır. AP nun öngördüğü 4 koşulun Türkiye tarafından yerine getirilmeden GB ne alınmış olması, TC nin insan hak ve özgürlüklere yönelik ihlallerini cesaretlendirdi.

Değerli Arkadaşlar,

Bu süre içinde insan hakları mücadelesi de kesintisiz sürdürüldü. Sol-sosyalist partiler, kamu emekçileri, muhalif basın ve kimi demokratik- yurtsever sendikalar, dernekler, girişimler ve insiyatiflerce mücadele yükseltildi. Cezaevi direnişleri ve Cumartesi analarının mücadelesiyle yeni mevziler edinildi.

İHD, bu süre içinde insan haklarına evrensel ve bütünsel yaklaşımına yeni boyutlar kazandırarak, ezilenlerden ve emekçilerden yana tuturduğu mücadele hattını sabırla, inatla dokudu. 2 yıllık çalışma raporunu sizlere sunuyoruz. Ama, burada hemen şunu eklemek gerekir ki İHD, hep toplumun ezilen emekçi halkların sesi ve vicdanı olmaya çılıştı. Kuşkusuz bu yeterli görülmeyebilir. Doğaldır. Çünkü, her kurum gibi İHD nin de örgütsel, yönetsel ve mali sorunları bulunmaktadır. Bunlar aşıldığı ölçüde, insan haklarının korunması, savunulması ve geliştirilmeside yükseltilecektir.

Değerli Arkadaşlar,
Devlet ve hükümetlere karşı bağımsızlığını kazanmış ve bunu her ne pahasına olursa olsun korumuş, bu kararlılığını sürdürmüş bir sivil toplum örgütüyüz. Gücünü insan haklarına dayalı, hukukun üstünlüğünü temel alan bir demokratik Anayasa dan değil de, şiddetin gücünden alan bir devletin baskı ve saldırılarıyla yoğun olarak biz de karşılaştık. Çünkü, emekçi halkın zararına izlenen ekonomi politikaların sonuçlarının gizlenmesine karşı çıkan, bunu geriletmek isteyen ve bunun için mücadelesini sokaklara, alanlara taşıyan bir kurumuz. Öldürümler, tehditler, soruşturma ve davalar insan hakları savunucularının gündelik yaşamın bir parçası oldu. İnsan hakları savunucularını susturmak istediler, bunda başarılı olamadılar. Dışişleri Bakanlığı, İHD yöneticilerinin genel seçimlerde muhalif partilerden aday olmasını ileri sürerek, İHD nin bağımsızlığını yitirdiği argümanına sığındı ve İHD nin uluslararası güvenirliğini ve inanırlığını zayıflatmak istedi, ama bunda da başarılı olamadılar. Çünkü İHD nin 10 yıllık mücadele tarihinde., Onun devletlere ve hükümetlere, siyasi partilere karşı bağmısızlığını korumadaki duyarlılığı görülmüştür. Seçimlerin öncesinde ve sonrasında yine muhalif parti ve gruplara eşit mesafede durduğu herkesçe bilinmektedir. İHD çatısı altında, çoğulcu bir yapı oluşturulmuştur. Farklılıklarımızı bilerek insan hakları için biraraya gelişimiz ve mücadele birlikteliğimiz bizim ulaştığımız bir kültürdür. Ayrıca bu günümüzde bir zorunluluktur da .

İHD ye ilişkin çok sayıda soruşturma ve dava var. Bunların bazıları mahkumiyetle sonuçlandı. Her hafta bir kaç kez yolumuz adliyeye düşüyor. 1 Eylül 1995 Dünyü Barış Günün de,  Çözüm Barıştadır  başlıklı özel sayımız nedeniyle GYK üyeleri hakkında DGM ce açılan davalardan aklandık. Bu olumlu bir sonuç, ama şuanda çok sayıda davadan yargılanıyoruz. Son bir yıl içerisinde, biryerlerde İHD için düğmeye basılmış olduğu anlaşılıyor. Ne ki, insanlık tarihi özgürlüklerin, barışın bedelleriyle yazılmıştır. Biz de gelecekte kendi mücadelemizden utanç duymayacağız ve halkımıza olan borcumuzu ödemeye çalışacağız.

Değerli Arkadaşlar,
Dışişleri Bakanınca insan hakları alanında yeni düzenlemeler yapılacağı ve demokratikleşme için adımlar atılacağı açıklandı. Bu açıklamaların ve yapılacağı söylenen düzenlemelerin hiç bir inandırıcılığı yok. Bu açıklamalar ilk kez yapılmıyor. Avrupa dan ne zaman bir basınç yapılsa, bunu kaldırmaya yönelik manevralara girişiliyor. Son bir ay içinde Avrupa dan Türkiye ye ciddi mesajlar verildi. AİHM de Türkiye mahkum edildi. AP sert bir karar tasarısı çıkardı ve Türkiye ye ödenecek 760 milyon ECU bloke edildi. Türkiye AB tam üyelik listesinin dışında bırakıldı. AB ce hazırlanan rapor önümüzdeki günlerde AP da görüşülecek. Uluslararası Af Örgütü,  İnsan Hakları Olmadan Güvenlik Olmaz  başlıklı Türkiye aleyhinde bir kampanya başlattı. Türkiye nin 7 Avrupa Büyükelçisi, Türkiye nin sistem dışına itileceğine ilişkin kaygılarını Dışişleri Bakanlığına bildirdi. İşte tam bu noktada, hükümet programlarında olmamasına karşın, Dışişleri Bakanı bir açıklama yaparak işkencenin önleneceğini, gözetim süresinin azaltılacağını,  düşünce suçları nı öngören yasa meddelerinde değişiklik yapılacağını duyurdu. Bu açıklamanın yapıldığı gün işkence sonucu öldürülmüş gazeteci Metin Göktepe nin davası başlıyordu. Tam 284 gün sonra başlatılan dava güvenlik gerekçesi ile Aydın iline taşınmış ve aynı gerekçelerle sanık polislerin duruşmaya gelmeden talimatla ifadelerinin alınması yoluna gidilmişti. Son bir ay içinde işkence ve gözaltında 33 kişi ölüdürülmüş ve 39 kişi de işkence görmüştür. Yine Aynı günlerde sanatçı, özgürlük ve barış savunucusu Şanar Yurdatapan düşüncelerinden ötürü tutuklanıp cezaevine tıkıldı. Yaşar Kemal in cezası onaylandı, gazeteci Ragıp Duran ve Alper Gümüş hapis cezasına çarptırıldı.

Genel kurul öncesi bazı dergi ve gazetelerde İHD üzerine yazılan yayınlandı. Bu tartışmalar yararlı olmuştur. Bugün ve yarın burada da tartışılacaktır. Bu tartışmalar yeni çalışma dönemine yol gösterici olacaktır. Ancak tartışmaların düzeyini düşürmemeye özen göstermek gerekir. İHD üzerine yapılacak eleştiri ve tartışmalar, İHD yi yaralayıcı, zayıflatıcı olmamalıdır. Buna en çok özen göstermesi gerekenler de, derneğin kuruluşundan buyana emeği geçmiş, çaba göstermiş olanlardır. Tartışmalar, mücadelemizin geleceğini daraltıcı değil, geliştirici ve derinleştirici olmalıdır. Farklılıklarımız birlikte mücadele etmemizi engelleyici değildir. Kaldı ki gün ideolojik ve siyasi farklılıklara karşın barış, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik için yan yana duruşu zorunlu kılıyor.

Gün; insan hakları yürüyüşündeki birliği kaçınılmaz kılıyor. Gelin yürüyüşümüzü birlikte sürdürelim. Genel Kurulumuzun başarılı geçmesini diliyor, sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Genel Yönetim Kurulu