İHD 17 Temmuz 1986 tarihinde 98 kişinin imzasıyla kuruldu.

Kurucular arasında mahpus yakınları, yazarlar, gazeteciler, yayıncılar, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler, öğretmenler vardı.

12 Eylül 1980 tarihinde askeri darbe olmuş, 650 binden fazla insan gözaltına alınmış ve işkenceye maruz kalmış, 173 kişi işkence yapılarak öldürülmüş, gazeteler, dergiler, sendikalar, dernekler, siyasi partiler kapatılmış, siyasi partilerin genel başkanları ve milletvekilleri gözaltına alınmış ve bazıları tutuklanmıştı.

Sıkıyönetim askeri cezaevlerinde tutulan on binlerce mahpus işkence ve kötü muamelelere maruz kalmış, buna karşı mahpusların açlık grevleri ve ölüm oruçları gündeme gelmiş ve pek çok mahpus da yaşamlarını bu koşullarda yitirmişlerdi.

Sol görüşlü tutuklu ile hükümlülerin anne-babaları, eşleri ve kardeşleri özgürlüğünden yoksun bırakılan insanların sorunlarından hareketle örgütlenme ihtiyacı duymuşlar ve 80’li yılların ortalarından itibaren arayış içersinde olmuşlardır. Bu durum İHD’nin kuruluş sürecinin mağdur hareketi özelliğini gösteriyor. Mahpus yakınları yukarıda mesleklerini andığımız kişilerle temas kurmuş, çeşitli evlerde, ofislerde bu konular konuşulmuş, tartışılmış ve süreç bir insan hakları hareketine evrilmiştir.

Dernek formatında bir örgütlenmeye gidilmesi, derneğin adının İnsan Hakları Derneği olması, şubeli ve tüm insan haklarını ilgi alanında tutan bir yapıda olması benimsenmiştir. Özellikle 1985 ve 1986 yılları bu görüşme ve tartışmaların yoğun olarak yaşandığı yıllar olmuştur.

İHD’nin kurulduğu 1986 yılında 12 Eylül Askeri Darbesi etkilerini sürdürüyor ve ülkenin bir bölümünde sıkıyönetim uygulanıyordu. 1987 yılından itibaren de Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı kentlerinde yürürlükte olan sıkıyönetim askeri rejimi yerini olağanüstü hal (OHAL) rejimine bırakıyordu. Bölge şubelerimiz de işte bu dönemde 1988 tarihinden itibaren kurulacak 30 Kasım 2002 tarihine kadar OHAL rejimi altında insan haklarının korunması ve geliştirilmesi mücadelesini verecekti.

İHD, insan haklarının evrenselliğini ve bölünmezliğini savunmaktadır; insan hakları herkes içindir. Bugün ulusalüstü insan hakları belgelerinde medeni, siyasi ve kültürel, dayanışma ve halkların hakları olarak 111, ekonomik ve sosyal haklar olarak da 72 hak bulunmaktadır. İHD’nin bütüncül bakışının sonucu olarak toplamda 183 hak ve özgürlüğün tümünü savunmakta ve yaşama geçmesini istemektedir. İnsan, haklarıyla insandır. İnsan hakları, insan onurunun korunması için gerekli olan standartlardır. O nedenle bu listede yer alan hakların tanınması, korunması, kullanılabilmesi ve geliştirilmesi mücadelesini vermektedir. İHD, insan haklarının kaynağının hayat olduğunu, hayatın ise dinamik olduğunu kabul eder. Bu özellikleri nedeniyle insan hakları sürekli gelişir. İnsan hakları dinamik karakterlidir. İHD, insan haklarının evrenselliği tezini kabul etmesi nedeniyle her yerde geçerli olduğunu ve ülkelerin iç sorunu olmadığını, yaşama geçmesi ve korunabilmesi için uluslararası bir ilgi ve dayanışmayı gerektirdiğini savunur. Dolayısıyla mücadelesinde bu perspektife sahiptir. İHD, insan hakları hukukuna göre kurulmuştur. Buna göre, İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi’nin giriş ve 2. maddelerinde de belirtildiği gibi devletler ihlallerden birinci derecede sorumludur. Bununla birlikte İHD,  devletten kaynaklı dikey ihlallerin yanında kişilerden, şirketlerden ve politik gruplardan kaynaklı yatay ihlaller konusunda da devletlerin pozitif yükümlülüklerini (önlem alma yükümlülüğü) yerine getirip getirmediklerine de bakmaktadır. Kadına yönelik şiddet, işçi işveren ilişkileri, çalışma koşulları gibi konular da bu bağlamda sayılabilir.

İHD Tüzüğü’ nün 2. maddesinde sahip olduğu ilkelere de yer vermiştir. İHD, insan hakları hukuku yanında aynı zamanda insancıl hukuku savunur. O nedenle savaş ve silahlı çatışma durumlarında Cenevre Sözleşmeleri’nin ortak 3. maddesi ve 2 numaralı protokolde düzenlenen yasak eylemler konusunda izlemede bulunmakta ve aykırı davranışları kınamaktadır.

İHD 31 yıl boyunca 7 kez ifade özgürlüğü için kampanya düzenlemiş, iki kez ölüm cezasına karşı, 3 kez Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kaldırılması için, 3 kez savaşa karşı barış için kampanya düzenlemiştir. İşkenceye ve cezaevlerindeki hak ihlallerine karşı sürekli bir çalışma içersinde olmuştur. İşkence ile daha etkin bir şekilde mücadele için Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kuruluşuna öncülük etmiştir. Bugün TİHV, işkencenin teşhis ve tedavisi konusunda dünya çapında bir otoritedir.

İHD, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ile Avrupa Akdeniz İnsan Hakları Ağı’nın (EuroMed Rights) üyesi olmakla birlikte Türkiye içerisinde faaliyet gösteren İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP)’nun  kurucusu ve üyesidir. Uluslararası Ceza Mahkemesi Türkiye Koalisyonu (UCMK) kurucusudur ve sözcülüğünü yürütmektedir. Dahası, Mülteci Hakları Koordinasyonu’nun kurucusu ve üyesidir. İnsan hakları alanındaki bu birlikteliklerin yanı sıra demokrasi mücadelesi vermenin gereği olarak başta Emek ve Demokrasi İçin Güç Birliği olmak üzere çok sayıda platform veya koordinasyonlar içinde yer almaktadır.

İHD, insan hakları ve demokrasi alanındaki mücadelesini kesintisiz olarak sürdürmekte, Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu OHAL ortamındaki otoriter yönetim altında asgari dahi olsa ihlalleri belgeleme ve raporlama, mağdurlara hak arama, adalet arama yolunda yardımcı olma ve ihlallere karşı mücadele etme işlevini sürdürmektedir.

İHD, 30. yılında Türkiye’de bir darbe girişimi ile karşılaşmış, darbeye karşı kurulan İHD hızlıca tutumunu açıklamış ve bu girişimi kınamıştır. Darbenin bastırılmasına rağmen 20 Temmuz 2016 günü OHAL ilan edilerek OHAL KHK rejimine geçilmesi, hak ve özgürlükleri neredeyse tamamen askıya almıştır. OHAL süreci bir karşı darbe sürecine dönüşmüştür.

İHD, 31. Yılını karşı darbe sürecinde karşılamıştır. Nitekim sıkıyönetimde kurulan bir dernek 31 yıl sonra OHAL’e karşı mücadelesini sürdürmektedir.

İHD, 31. Yılında Türkiye’de silahlı çatışmaların meydana getirdiği insan hakları ve insancıl hukuk ihlallerinin neden olduğu ihlallerle baş etme sorumluluğu ile karşı karşıya kalmış ve böylesi durumlarda barış hakkını hatırlatma görevini her fırsatta yerine getirmektedir.

Bugün Türkiye’de insan hakları açısından acilen yerine getirilmesi gereken tek bir talep var: barışın acilen tesis edilmesi. Barışın sağlanamadığı koşullarda yaşam hakkı korunamamakta, yaşam hakkı olmayınca da tüm diğer haklardan söz etmek mümkün olamamaktadır. Demokrasinin ön şartı ifade özgürlüğüdür ve şu anda Türkiye’de ifade özgürlüğü, otoriter yönetimin yargı baskısı altındadır. Dolayısıyla Türkiye’de asgari standartlarda dahi demokrasiden söz edilemez. Bu nedenle demokrasi mücadelemiz kaçınılmazdır.

Kürt Sorunu’nun savaşla çözülemeyeceği açıktır. Siyasal iktidarı 28 Şubat 2015 Dolmabahçe Deklarasyonu’na sahip çıkmaya ve 7 Haziran 2015 seçimleriyle Türkiye halklarının ortaya koyduğu barış ve demokrasi iradesini tanımaya davet ediyoruz.

OHAL ve KHK rejimi bir karşı darbe rejimidir. Bundan derhal vazgeçilmelidir.

Devam eden hak ihlalleri durdurulmalı, sorumlular hakkında etkin soruşturma yürütülmeli, cezasızlık derhal terk edilmelidir.

Söylenecek elbette çok şey var ancak 31 yıllık insan hakları mücadelesinin kazanımları küçümsenmemelidir. Türkiye insan hakları hareketi dünya insan hakları hareketi ile birlikte her türlü hak mücadelesini yürütebilecek ciddi bir kapasiteye ulaşmıştır. İnsan Hakları mücadelesinin yanı sıra demokrasi mücadelesini yürüten demokrasi güçleri ile birlikte daha güçlü olduğumuz unutulmamalıdır.

İHD olarak bizler, 31 yıl boyunca siyasal iktidarların demokrasi dışı ve insan haklarına aykırı her türlü yönelimine ve baskısına karşı mücadelemizi sürdürdük ve bu mücadele için gerekli azim ve kararlılığımız bugün de devam etmektedir.

Yaşasın insan hak ve özgürlükleri!

Yaşasın insan hakları ve demokrasi mücadelemiz!

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ