Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi Hakkında Rapor

3034

OLAY

Bolu T Tipi Kapalı Cezaevinde 13.02.2014 tarihinde ailesi ile haftalık olağan telefon görüşmesi gerçekleştiren mahpus BİLAL ALANTA, bulundukları cezaevinde 13.02.2014 tarihinde kendilerinin darp edildiği, fiziki ve sözlü şiddete, kötü muameleye ve işkenceye maruz kaldıklarını ailesine bildirmiştir. Aile bu durumu Derneğimiz yetkililerine bildirmek suretiyle başvuruda bulunmuşlardır.

HEYETİN OLUŞUMU

Hak ihlallerine maruz kaldığı belirtilen mahpuslarla görüşme gerçekleştirmek için 14.02.2014 tarihinde Bolu T Tipi Kapalı Cezaevine mahpuslar ile görüşmeye gidilmiştir. Ziyaretinin ve görüşmelerin amacı; tutuklu bulunan mahpusların aileler tarafından belirtilen hak ihlallerine maruz kalıp kalmadıklarını ve ihlallerin boyutunu tespit etmektir.

İHD Ankara Şubesine iletilen başvurular üzerine, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Hukuk Komisyonu üyesi Avukat Yusuf Buzgan ve İHD Ankara Şube Cezaevi Komisyonu üyesi Avukat Dilan Coşkun’dan oluşan bir heyetle 14.02.2014 tarihinde Bolu T Tipi Kapalı Cezaevine hak ihlalleri konusunda yerinde tespit yapmak üzere gidilmiştir.

14.02.2014 TARİHLİ GÖRÜŞMELER SONUCUNDA ELDE EDİLEN BULGULAR

Bolu T Tipi Kapalı Cezaevinde iki (2) ayrı avukat görüş odasında 14.02.2014 tarihinde, tutuklu ve müdahaleye bizzat maruz kalan mahpuslar Bilal ALANTAR, Nurettin KARADAŞ, Resul DİRİL, İsmail KAYA, Felemez TEKEL, Yılmaz ARSLAN, Nihat DEMİRBİLEKLİ, Abdurrahman KARABULUT, Çerkez BİRGİN ile heyet olarak görüşmeler gerçekleştirilmiştir.

Hak ihlallerine maruz kalan tutsaklar hakkında rapor hazırlanarak tespit ve bulguların kamuoyuyla paylaşılması gereği doğmuştur.

İnfaz koruma memurları tarafından ve cezaevi yetkilileri tarafından işkence ve kötü muameleye maruz kalan tutsaklar yaklaşık 2,5 yıldır Bolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunmaktadırlar. Mahpuslar yaklaşık 2,5 yıl önce bulundukları Urfa Kapalı Cezaevinden bir gece yarısı haberleri olmadan yine aynı işkence ve kötü muameleye maruz kalarak Bolu T Tipi Kapalı Cezaevine sürgün edilmişlerdir.

Mahpuslarla yapılan görüşmeler sonucunda aşağıda ayrıntılı olarak belirtilecek anlatımlar doğrultusunda mahpusların cezaevi yönetimi ve infaz koruma memurları tarafından işkence ve kötü muameleye maruz kaldıkları tespit edilmiştir.

13.02.2014 Tarihinde Maruz Kalınan İşkence ve Kötü Muameleye İlişkin Mahpusların Anlatımı ve Müdahaleye İlişkin Tespit Edilen Darp İzleri

Mahpuslarla yapılan görüşmeler sonucunda olayın meydana gelişi şu şekilde tespit edilmiştir: Koğuşta hasta bulunan Yılmaz Arslan ve Heybet Yüce kronik hastalığı olan hasta tutsaklardır. Son üç günde hasta tutsak Yılmaz Arslan’nın rahatsızlığı artmış, kendisinin doktora çıkarılması için 3 kez dilekçe vermesine rağmen cezaevi idaresinde herhangi bir işlem yapılmamıştır. Hasta tutsak Yılmaz Arslan’ın hastalığının artması ve buna karşılık doktora götürülmemesine karşılık, Yılmaz’ın koğuş arkadaşları Yılmaz’ın hasta durumuna dikkat çekmek için protesto amaçlı koğuşun kapısına 2-3 dakika vurmak suretiyle eylem gerçekleştirmişlerdir. Bu süre zarfında( eylemin gerçekleşmiş olduğu 2-3 dakikalık sürede) ne olduğunu anlamadıkları şekilde, cezaevinde A TAKIMI olarak adlandırılan ‘’ROBOKOP GİYSİLİ’’ infaz koruma memurları koğuşa dolmuş ve koğuşta bulunan mahpusları darp etmeye başlamışlardır. Bu A Takımı olarak adlandırılan infaz koruma memurlarından 3 kişiyi mahpuslar ismen de tanımakta olup isimlerinin ‘’Mehmet ÇİFTÇİ, Orhan ve İsmail’’ olduğunu beyan etmişlerdir. Olayların meydana geldiği esnada ‘’FATİH ve SAVAŞ’’ isimli soy isimlerini bilmedikleri Cezaevi Müdürlerinin de olay mahallinde olduğu hatta müdahale emrini bizzat verenin ‘’FATİH Müdürün’’ olduğunu belirtmişlerdir.

Koğuşta bulunan tutsaklar “A Takımı’’ diye adlandırılan infaz memurları tarafından yüz üstü yere yatırılmış; kafalarına, sırtlarına, karın boşluklarına, kollarına ayakları ile basmak-vurmak suretiyle yoğun darpa maruz bırakılmışlardır. Bu esnada yoğun küfürlere, ‘’burası Urfa değil, burası Diyarbakır değil, bebek katilleri, teröristler’’ şeklinde hakaretlere maruz kalmışlardır. Hatta on mahpusla yapılan görüşmede de istikrarlı bir şekilde belirtildiği üzere FATİH isimli soy ismi bilinmeyen Cezaevi Müdürü ‘’uzun zamandır böyle bir an bekliyorduk’’ şeklinde beyanda bulunduğu yine infaz koruma memurlarının darp eylemleri esnasında, memurları uyarıp ‘’kameralara dikkat edin’’ şeklinde telkinde bulunduğu mahpuslar tarafından istikrarlı bir şekilde beyan edilmiştir.

Mahpuslar koğuşlarında sırt üstü yere yatırılıp, darp ve küfür eşliğinde koğuşlarından sürüklenerek ‘’süngerli oda ve güvenlik odası’’ diye tabir edilen odalara götürülmüşlerdir. Hatta ihlallere yoğun olarak maruz kalan Bilal ALANTAR’ın ve diğer mahpusların doğrulayacı anlatıma göre; Bilal’ın boynunda bulunan kef’i ile (şal) baş kısmı göz ve ağız kısmı kapatılmak suretiyle darp edilmiş, sürüklenerek güvenlik odasına götürülmüştür. Yine Orhan isimli infaz koruma memuru ayak bileğine hızlıca tekme atmıştır. Nurettin KARADAŞ’da, Mehmet Çiftçi isimli infaz koruma memuru tarafından ‘’hayvan oğlu hayvan’’ şeklinde hakarete maruz kaldığını ayrıca beyan etmişlerdir.

Mahpuslardan İsmail KAYA, Bilal ALANTAR, Resul DİRİL, Nurettin KARADAŞ güvenlik odasına; Felemez TEKEL, Yılmaz ARSLAN, Nihat DEMİRBİLEKLİ, Abdurrahman KARABULUT, Çerkez BİRGİN ise süngerli odaya götürülmüştür. Ahmet isimli bir mahpus ise tek bir odaya konulmuştur.

Bu odalarda mahpusların ayakları ve elleri arkadan kelepçelenmiş ardından infaz memurları, mahpusların kafa ve sırt kısımları hedef alınarak ayakları ile (ki infaz koruma memurlarının ayaklarında ağır botlar mevcuttur)ile mahpusları darp etmişlerdir. İnfaz koruma memurlarınca işkence ve kötü muamele yaklaşık yirmi dakika boyunca aralıksız devam etmiştir. Güvenlik odası diye tabir edilen odada kamera olmaması nedeniyle infaz koruma memurlarının bu odada mahpuslara müdahalesi daha şiddetli olmuştur.

Mahpuslarla avukat odasında yapılan görüşmede; tüm mahpusların sağ kollarının infaz koruma memurlarınca dirsek ten bükülmek şekliyle arkadan tutulduğu için yoğun ağrı olduğu, yüz ve kafa bölgelerinde şişlikler, kızarıklıklar çizikler olduğu, el ve ayak bileklerinde kelepçe izlerinin olduğu gözle görülür şekilde tespit edilmiştir. Görüşme esnasında müdahaleye yoğun bir şekilde maruz kalan Bilal ALANTAR’ın sağ ayak bileğinden kaynaklı yürüme zorluğu çektiği hatta buna sebep verenin Orhan isimli infaz koruma memurunun tekmesinin neden olduğu, müdahale esansında yüzü boynundaki kef’i ile sert bir şekilde kapatıldığı için boynunun incindiği yoğun boyun ağrısı çektiği- boynunu oynatmakta zorlandığı, burun üstü kızarıklık ve çizikler, yine boynunun sol tarafında yoğun parmak izleri-kızarıklık şeklinde bulguların olduğu görülmüştür. Kendisinin ayakta duramadığı bire bir gözlemlenmiştir. Yine mahpus Resul DİRİL’İN yüzünün sol kısmında alnının sol kısmında 4 farklı iz şeklinde, kırmızı şeritler halinde yaklaşık 10-15 cm arasında değişen uzunlukta yara şeklinde kızarıklıklar, yaklaşık bir avuç genişliğinde bir alanda bulunan kırmızı-mor halkalı şişlikler, boynunu rahat hareket ettirememe şeklinde rahatsızlılar birebir heyetin gözlemi ile tespit edilmiştir.

Müdahale Sonrasında Yaşanılanlar

İşkence ve kötü müdahaleye yoğun bir şekilde maruz kalan mahpuslar, darp sonrasında her ne kadar mahpuslar talep etmiş olsa da hiçbir şekilde doktora götürülmemiş ve mahpuslar hakkında rapor alınmamıştır. Ardından mahpuslar yatak, battaniye gibi yatacak oturulacak vs malzemelerin bulunmadığı boş bir odaya konulmuş ve geceyi de orada geçirmek suretiyle 18 saat boyunca orda tutulmuşlardır.  14.02.2014 tarihinde sabah saat 9 sularında mahpuslar eskiden kalmış oldukları koğuştan, eski arkadaşlarından ayrılarak 3 kişilik kapasitede olan odaya konulmuşlardır. Bu 3 kişilik kapasitede olan odada mahpuslar 10 kişi olarak kaldıklarını beyan etmişlerdir.

Mahpusların birçoğunun müdahalenin olduğu 13.02.2014 tarihinde, aileleri ile olağan haftalık telefon görüşmeleri cezaevi idaresi tarafından bilinçli olarak müdahalenin dışarıya aktarılmaması için engellenmiştir.

Mahpuslar maruz kalmış oldukları ihlallere ilişkin olarak bu durumu protesto etmek amacıyla ve eski koğuşlarına, koğuş arkadaşlarının yanına götürülmek için 3 günlük açlık grevine girmişlerdir.

Mahpuslar cezaevi yönetiminin haksız müdahalelerinin süreklilik teşkil eden şekilde olduğunu, kendilerinin siyasi tutsaklar olmaları sebebiyle bilinçli olarak bu tür ihlallere maruz bırakıldıklarını beyan etmişlerdir. Mahpuslar cezaevi idaresinin, mahpuslara özellikle hastaneye gitme konusunda çok sıkıntı yaşattıklarını, hasta oldukları halde doktora götürülmediklerini, kronik hastalıklarından kaynaklı olarak düzenli kullanması gereken ilaçları kendilerine geç verdiklerini ve hatta kimi zaman hiç vermediklerini, Kürtçe yazmış oldukları mektupları 3 ay gecikmeli olarak verildiğini, gazetelerine haksız olarak el konulduğunu, yemeklerin içinden taş-kum vs gibi maddelerin çıktığını, ailelerinden gelen eşyaları kendilerine vermediklerini, yöresel kıyafetlerine el koyduklarını belirtmişlerdir.

SONUÇ YERİNE

Mahpuslar tarafından dile getirilen hak ihlalleri iddialarının ve heyetimiz tarafından açıkça gözle tespit edilen kötü muamele izlerinin ilgililer tarafından ciddi bir denetime tabi tutularak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Mahpusların bu tür kötü muamele ve işkence şeklindeki yoğun hak ihlallerine maruz kalmış oldukları çok açıktır. Yine bu tür fiziki şiddet ve müdahalelerden sonra bir de eski koğuşlarından arkadaşlarından ayırmak suretiyle kapasitesi itibariyle çok küçük olan bir koğuşa konulmaları hak ihlallerinin ve mahpus mağduriyetinin devam ettirildiğinin bir başka örneğidir. Maruz olunan olaylardan sonra mahpusların doktor önüne çıkarılmaması ağır sonuçlar meydana getiren müdahalenin izlerinin engellemesi amacıyladır. Ayrıca mahpuslara infaz koruma memurlarınca müdahalenin yapıldığı 13.02.2014 tarihinde birçok mahpusa ailesi ile olan haftalık olağan telefon görüşmelerinin bilinçli olarak yaptırılmamasıyla bu haksız olarak yapılan müdahalenin dışarıya aktarılması engellenmiştir.

Yine mahpusların ailelerine yakın bulunan cezaevlerinden çok uzakta bulunan cezaevlerine sürgün edilip, bu cezaevlerinde ayrıca kötü muamele ve işkenceye maruz bırakılması yaşanan haksızlığın başka bir boyutudur. Nitekim mahpusların ailelerinden bilinçli olarak uzaklaştırılması yönüyle yapılan uygulama mahpusların ve ailelerinin maddi- manevi olarak cezalandırılmalarının anlatımıdır.

Öncelikli olarak infaz koruma memurları tarafından gerçekleştirildiği belirtilen işkence ve kötü muamele hakkında soruşturma yürütülerek, sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılması elzemdir. Mahpuslar tarafından çoğunlukla kameralı yerlerde şiddet gördükleri belirtildiğinden; olaylara karışan cezaevi yöneticileri ve infaz koruma memurlarının olay anında bulunup bulunmadığının ve mahpuslara şiddet uygulayıp uygulamadıklarının tespiti mümkündür.

Sonuç olarak ilgililerden beklenilen; mahpusların dile getirdiği hak ihlalleri iddialarının ciddi ve objektif araştırmalar ile araştırılması, sorumlular hakkında gerekli idari/cezai soruşturma yürütülmesi; işkence ve onur kırıcı/kötü muamele uygulamalarının sonlandırılmasıdır.

İnsan Hakları Derneği Ankara Şube Cezaevi Komisyonu

Avukat Yusuf BUZGAN

Avukat Dilan Coşkun