15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi tüm toplum kesimlerinin karşı çıkması sonucu bir gün sonra 16 Temmuz’da bastırılmış ve darbeye teşebbüs edenler yakalanarak arkasındaki Fethullah Gülen Örgütü hakkında gerekli soruşturma ve kovuşturmalar yapılmış ve halen de yapılmaya devam etmektedir.

Darbe teşebbüsü bastırılmasına rağmen Sayın Erdoğan’ın deyimi ile “karşı darbe” yapılmış ve Türkiye 21 Temmuz 2016 tarihinden beri ilan edilen OHAL rejimi ile yönetilmeye devam etmektedir.

Anayasaya açıkça aykırı olmasına rağmen OHAL KHK’ları ile bugüne değin yaklaşık 113 bin kamu görevlisi kamu görevinden çıkarılmış ve bunlara yargı yolu kapatılmıştır. Ne yazıktır ki AİHM de kendisine yapılan başvuruları kabul etmemiştir. İhraç edilen kamu emekçilerinin yapabileceği tek şey buna karşı barışçıl ve demokratik yollarla direnmek ve elbette hukuksal yollarla hak aramaktır.

Böylesi bir ortamda Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde akademisyen olan Nuriye Gülmen kamu görevinden açığa alınmıştır. Hem kendi durumunu hem de ihraç edilen kamu emekçilerinin durumunu gündeme taşımak amacıyla ve tek taleple “İşimizi geri istiyoruz!” diyerek 9 Kasım 2016 günü Ankara Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde tepkisini dile getirmeye başlamıştır. Nuriye Gülmen’in başlattığı bu direnişi sırasıyla Acun Karadağ, Semih Özakça, Veli Saçılık ve diğerleri sürdürmüştür.

Bu direnişlerin ve elbette ki KESK ve KESK’e bağlı sendikaların 2016’da devam eden eylem ve etkinliklerinin de etkisi ile hükümet OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu kurmak zorunda kalmıştır. 23 Ocak 2017 tarihli Resmi Gazete de yayınlanan 685 sayılı KHK ile OHAL İnceleme Komisyonu kurulmuş, başta ihraç edilen kamu görevlileri olmak üzere kapatılan kurum ve kuruluşların bu komisyona itiraz hakkı düzenlenmiştir. Siyasi iktidarın keyfi uygulamaları o denli gelişti ki kendi KHK’sı ile ilan ettiği OHAL İnceleme Komisyonu’nu bile Şubat 2017’de kurması gerekirken bunu Temmuz 2017’ye bıraktı ve başvuruları da 14 Temmuz 2017 tarihinden itibaren 60 gün boyunca almaya başladı. Komisyona başvurular yapılmış olmasına rağmen komisyon hala bir tek dosya için bile karar vermemiştir.

Böylesi bir süreç yaşanırken Yüksel Direnişini sürdüren Nuriye Gülmen ve arkadaşları direnişlerini farklı eylem biçimleri ile sürdürdüler. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça 11 Mart 2017 tarihinde süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başladıklarını ilan ettiler. Açlık grevi eylemi ile birlikte Yüksel direnişçilerinin bu durumu Türkiye ve dünya kamuoyunun gündemini daha fazla meşgul etmeye başladı. Siyasal iktidarın OHAL KHK’ları ile gerçekleştirdiği keyfi uygulamalar daha fazla konuşulur oldu. Bu direnişi kırmak ve kriminalize etmek amacı ile İçişleri Bakanlığı, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yı Anayasa’nın 15. Maddesi’ndeki “suçsuzluk karinesi”ne açıkça aykırı olacak şekilde terörist ilan etti ve üzerlerinde daha fazla yargı baskısı kurulmasını sağladı. Esasen İçişleri Bakanlığı’nın bu tutumu tam bir görev suçudur. İçişleri Bakanlığı’nın bu tutumu, Türkiye’deki OHAL rejiminin karakterini ortaya koymaktadır.

Yüksel Direnişini kırmak amacı ile Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, 21 Mayıs 2017 günü gözaltına alındılar ve 23 Mayıs 2017 tarihinde tutuklandılar. Haklarında açılan dava Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etmektedir. Semih Özakça 20 Ekim 2017 tarihinde tahliye edilip ev hapsine alınmıştır. Nuriye Gülmen’in tutukluluğu halen sürmektedir. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi, bugün itibari ile 246. gününde sürmektedir. Nuriye ve Semih 21 Mayıs 2017 tarihinden önce de defalarca gözaltına alındılar. Haklarında yasa dışı silahlı örgüt üyeliğinden 2 dava açılmış olup ikisi birleştirilerek tek dava halinde sürdürülmektedir.

Yüksel direnişçilerinden Veli Saçılık, Esra Özkan Özakça, Acun Karadağ, Nazife Onay, Nazan Bozkurt, Erdoğan Canpolat, Abidin Sırma hakkında da yasa dışı silahlı örgüte üye olmak ve örgüt propagandası yapmak suçlarından Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştır. Bu davada Abidin Sırma 18 Temmuz 2017’de, Nazife Onay 9 Ağustos 2017 tarihinde tutuklanmış, her ikisi de yargılamanın ilk celsesinin yapıldığı 19 Ekim 2017 tarihinde tahliye edilmişlerdir. Bu davada yargılanan 7 kişi hakkında yurtdışına çıkış yasağı konmuş ve haftanın Cumartesi günleri bulundukları adresteki polis karakoluna imza  vererek adli kontrole tabi tutulmuşlardır. Bu yargılama sürecinde yargılananlar değişik tarihlerde aylarca ev hapsinde tutulmuş, ancak bu durum eylem yapmalarına engel olamamıştır.

Yüksel direnişçileri hakkında bir yıllık süre boyunca 2911 Sayılı Kanuna Muhalefet Etmek suçundan 5 kere ayrı ayrı dava açılmış olup bu davalar Ankara Asliye Ceza Mahkemelerinde devam etmektedir.

Yüksel direnişçilerinin her gün yaptıkları basın açıklamalarına 1 yılda polis tarafından 232 kez müdahale edilmiştir. Bu müdahalelerde toplam 692 kişi işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında muameleye maruz kalmıştır. Polisin bu muamelesi genellikle kaba dayak yolu ile darp etmek, doğrudan doğruya yüze karşı biber gazı sıkılması, doğrudan doğruya hedef gözetilerek plastik mermi sıkılması, plastik kelepçe ile gözaltı arabasında saatlerce bekletmek, bütün sokağı etkileyecek şekilde yoğun biber gazı kullanılması ve tazyikli su sıkma biçiminde olmuştur. Bugüne değin bu muamelelerle  ile ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı resen hiçbir soruşturma açmamış, hiçbir polis memurunun ifadesine başvurmamıştır. Kendisine yapılan işkence ve kötü muameleyi şikayet eden Veli Saçılık’ın şikayeti sonucu takipsizlik kararı verilmiştir. Bu hususla ilgili adli süreçler (itiraz gibi) devam etmektedir.

Yüksel direnişçilerine bir yılda 232 kez yapılan polis müdahalesi sonucunda 586 gözaltı işlemi yapılmıştır. Elbette bu gözaltına alınan kişiler Yüksel Caddesi’nde açıklama yapmak isteyen kişilerdir. Örneğin; Veli Saçılık ellinin üzerinde gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınan ve darp edilen kişi sayısını, Yüksel direnişçilerine yapılan ayrı ayrı gözaltı ve darp olarak anlamak gerekir.

Yüksel direnişçilerine bugüne değin defalarca Kabahatler Kanununa muhalefet etmekten, OHAL yasasına muhalefet etmekten dolayı idari para cezaları verilmiştir. Tespit edebildiğimiz kadarı ile sadece Veli Saçılık, Mehmet Dersulu, Acun Karadağ, Nazan Bozkurt, Sultan Aydoğmuş, Mustafa Keçeli, Simge Aksan, Gülnaz Bozkır, Perihan Pulat’a defelarca idari para cezaları verilmiştir. Bu para cezalarının toplamı on binlerce TL civarındadır. Yüksel eylemcilerine başlangıçta destek veren ve daha sonra da kendisi de ihraç edildikten sonra eylemci olan İHD MYK üyesi Adnan Vural’a da 2 kez 227 TL’den idari para cezası verilmiştir.

Yüksel direnişçilerinin avukatlığı yapan 16 avukat 12 Eylül 2017 tarihinde İstanbul’da gözaltına alındı. Bu avukatlardan 14’ü (Avukatlar Didem Baydar, Şükriye Erdem, Ayşegül Çağatay, Ebru Timtik, Aytaç Ünsal, Zehra Özdemir, Yağmur Ereren, Engin Gökoğlu, Süleyman Gökten, Aycan Çiçek, Naciye Demir, Behiç Aşçı, Barkın Timtik ve Özgür Yılmaz) 20 Eylül 2017 tarihinde tutuklanıp cezaevine gönderildi. Bu avukatlardan Engin Gökoğlu 30 Ekim 2017 tarihinde tutulduğu Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde işkence ve kötü muameleye maruz bırakılarak kolu kırıldı ve halen tedavisinin yapılması beklenmektedir.

Yüksel direnişçilerinin avukatlarından ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı 8 Kasım 2017 tarihinde İstanbul’da gözaltına alındı ve halen gözaltındadır.

Yüksel direnişçilerinin eylemlerine destek veren çok sayıda kişi destek açıklamalarında bulundukları için gözaltına alınmışlardır. Gözaltına alınma biçimi oldukça sert ve genellikle darp ederek olmuştur. Bu kapsamda İstanbul’da İHD Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Yoleri ve beraberinde bulunan onlarca kişi 5 Ağustos 2017 tarihinde gözaltına alınıp 3 gün sonra adli kontrol şartı ile serbest bırakılmışlardır. Türkiye’nin birçok yerinde de benzer uygulamalar olmuştur.

Yüksel direnişçilerinin tek bir talebi bulunmaktadır. Anayasaya aykırı olarak kamu görevlerinden ihraç edilmelerinin ortadan kaldırılıp işlerine geri iade edilmektir. Bunun dışında bir talepleri olmamıştır. Bu konuda da karar verecek olan OHAL İnceleme Komisyona halen hiçbir karar vermemiştir. Yüksel direnişçileri basın açıklamalarını yaparken hiçbir şekilde en küçük şiddet eylemine başvurmamış, şiddeti teşvik edecek hiçbir açıklama yapmamıştır. Buna rağmen eylemcilerin direnişini kırmak için 9 kişi hakkında 2 ayrı davada yasa dışı silahlı örgüt üyeliğinden suçlanıp yasa dışı örgüt propagandası yapmalarının iddia edilmesinin hiçbir hukuki karşılığı bulunmamaktadır. Türkiye’de işini istemek ve bunun için ısrarla ve inatla basın açıklaması yapmak görüldüğü gibi suç olarak değerlendirilmektedir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

Yüksel direnişçilerinin durumunu yukarıda özetledik. Bütün bu olup bitenlere ev sahipliği yapan Yüksel Caddesi ise 27 Mayıs 2017 tarihinden beri gösteri yapılamasının engellenmesi amacı ile polis ablukasına alınmıştır. Gösteri yapmak isteyenlere izin verilmemektedir. Buda yetmezmiş gibi Yüksel Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı polis bariyerleri ile çevrilmiş ve adeta gözaltına alınmıştır.

Bu süreçte başta suçsuzluk karinesi olmak üzere adil yargılanma hakkı, barışçıl toplantı ve gösteri yapma hakkı, ifade özgürlüğü hakkı, çalışma hakkı, işkence ve kötü muamele yasağının ihlali, kişi güvenliği ve özgürlüğü haklarına yönelik yoğun ihlaller yaşanmıştır. Esasen OHAL uygulaması, bütün olumsuz sonuçlarını göstermiştir.

Yüksel direnişçilerine, Ankara Yüksel Caddesi ve İnsan Hakları Anıtı’na yapılan bu muamele Türkiye’nin OHAL koşullarındaki fotoğrafını göstermektedir.

Türkiye’deki hak ve özgürlüklerin asgari düzeyde dahi kullanılabilmesi için OHAL’in bir an önce kaldırılması gerekmektedir. Yüksel direnişçilerinin başına getirilenler bunu çok açık olarak göstermektedir.

Yüksel Caddesi’ndeki polis ablukasının kaldırılması ve İnsan Hakları Anıtı’nın etrafındaki polis bariyerlerinin sökülmesi gerekmektedir. Yüksel direnişçilerinin silahsız ve saldırısız açıklama yapma hakkı bulunmaktadır. Bu haklarına saygı gösterilmeli ve açıklama yapmaları engellenmemelidir.

Yüksel direnişçilerine işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında yapılan muamelelerde sorumluluğu bulunan tüm kolluk görevlileri ve amirleri hakkında etkili soruşturma ve kovuşturma yapılmalıdır.

Yüksel direnişçileri hakkında devam eden davalar biran önce sona erdirilerek beraatları sağlanmasının yanı sıra Yüksel direnişçilerinin bir an önce kamu görevine iade edilmesi sağlanmalıdır.

Açlık grevi devam eden Nuriye Gülmen, Semih Özakça ve Esra Özkan Özakça’nın kamu görevine iadeleri ile birlikte açlık grevini bırakarak sağlıklarına kavuşması için uygun tedavi prosedürüne riayet edilmelidir. Bu kişiler kamu görevlerine iadeleri halinde açlık grevini bırakacaklarını açıkladıklarından dolayı yaşamlarının sona ermemesi için kamuoyunun daha duyarlı olması gerekmektedir.