İnsan Haklarını Savunma Hakkının Korunması ve Medya

2544

Hüsnü Öndül

İnsan haklarını korumada iki temel gücün tayin edici rolü kabul edilir. Bunlar, hukukun gücü ve demokratik kamuoyunun gücü olarak sayılabilir. İlk olarak ve kısaca hukuksal korumanın ulusalüstü insan hakları belgelerindeki dayanaklarına işaret edelim:

1)Hukuksal korumanın dayandığı temeller

Birleşmiş Milletler’ce 10 Aralık 1948 tarihinde kabul ve ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin ‘Başlangıç’ bölümünde, “İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmak zorunda kalmaması için insan haklarının hukuk düzeni ile korunmasının temel bir gereklilik” olduğu vurgulanmaktadır.

Bildirinin 28. maddesinde de, “Herkesin bu Bildirgede ileri sürülen hak ve özgürlüklerin tam olarak gerçekleşebileceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.” denmektedir.

Avrupa Konseyi’nin kuruluş belgesi olan, Avrupa Konseyi Statüsü’nün (1949) 3. maddesinde” Avrupa Konseyi’nin her üyesi, hukukun üstünlüğü ilkesini ve yetki alanı altında bulunan herkesin insan haklarından ve temel özgürlüklerden yararlanma ilkesini kabul eder.” hükmü yer alır.

Konsey tarafından hazırlanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1. maddesinde, (4 Kasım 1950) “Sözleşmeci taraflar, kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu sözleşmenin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar.” hükmü yer alır.

Sözleşmenin 13.maddesinde de, “etkin hukuki soruşturma” garantisi düzenlenmiştir.

13. madde şöyledir: “Bu sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev ifa eden kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, durumun düzeltilmesi için ulusal bir makama başvurma hakkına sahiptir.”

Yukarıda sözü edilen hukukun üstünlüğü ilkesiyle ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) Silver ve Diğerleri/İngiltere (25 Mart 1983) kararında;

“Avrupa İnsan hakları Sözleşmesinin temelinde var olan ilkelerden biri olup, kişinin hakkına kamu makamları tarafından yapılan müdahalenin etkili bir denetime tabi tutulmasını ifade eder” demektedir.

Hukuk devleti dediğimiz devlet de, tüm eylem ve işlemleri hukuka uyan ve hukuk kurallarına bağlı olan devlettir. Bu hukuk, içeriği bakımından insan hakları hukukudur. Hukuka uymayı ve bağlı olmayı sağlayacak olan da yargısal denetimdir.

Hukuk Devleti özellikleriyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin 1963 ve 1992 tarihli kararlarında,

“Hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu, adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeğe kendisini zorunlu sayan ve bütün faaliyetinde hukuka ve anayasaya uyan bir devlet olmak gerekir. Hukuk devletinde yasa koyucu organ da dahil olmak üzere, devletin bütün organları üstünde hukukun mutlak bir egemenliğe sahip olması, yasa koyucunun faaliyetlerinde kendisini her zaman anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlı tutması gerekir.”şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin 1985 ve 1989 tarihli kararlarında da aynı anlayış vardır. Anılan tarihli kararlarda, Hukuk Devleti,”Yasa koyucu organ da dahil olmak üzere Anayasa ve hukuka uyan devlet, tüm işlem ve eylemleri hukuka uygun olan devlettir” denmektedir.

Hukukun üstünlüğü ilkesini yaşama geçirecek güç yargı gücüdür. O nedenle de yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı şarttır.

Bağımsız yargı(yargıç) denince, a) mahkemelerin bağımsızlığı, b)başka kişi, kurum veya organlardan emir almamak, c)yasama ve yürütme gücünün baskısı ve etkisi altında kalmamak, d)Ekonomik, sosyal ve siyasi diğer güçlerin baskı ve etkisi altında kalmamak, e)Özgür olmak akla gelir.

Tarafsız yargı nitelemesi, yargıcın, a)yargılamada yan tutmaması, b)taraflara karşı nesnel(objektif)olması c)Kişisel duygu ve düşüncelerinden arınabilmesini ifade eder.

2)İnsan haklarının demokratik kamuoyu tarafından korunması

İnsan haklarının yalnızca hukuksal yolla korunması eksik bir koruma olurdu. Demokratik kamuoyu koruması şarttır ve bu iki koruma türünün birlikte düşünülmesi gerekir. Demokratik kamuoyu ile kastettiğimiz, insan haklarının kamuoyudur. Haklarının ve özgürlüklerinin bilincinde olan bireylerin ve onların oluşturduğu kamuoyunun gücünden söz ediyoruz. Bu kamuoyundan söz edilince de insan hakları savunucularından söz etmemiz gerekir. Zira bu kamuoyunu oluşturan da ve genel olarak toplumu/toplumları ve devlet organları ile devletlerarası/devletler üstü organları harekete geçiren de genellikle insan hakları savunucuları ve onların örgütleridir.

Öyleyse kimdir insan hakları savunucusu? Bu bahiste önce buradan başlayalım.

İnsan hakları savunucusu(savunucuları), birey olarak (tek başına) ya da başkalarıyla birlikte(başkalarıyla birlikte: dernek, vakıf, sendika, kooperatif, forum, inisiyatif, girişim, platformlar formatında ya da bunlar dışında bir araya gelişlerle)insan haklarını ve özgürlüklerini korumak, gerçekleştirmek ve geliştirmek için çalışan kişi demektir.

Tek tek gerçek kişiler, gruplar ya da dernekler insan hakları savunucusu olabilirler. Her meslekten, her kökten, her cinsiyetten, her yaştan insan, insan hakları savunucusu olabilir. İnsan hakları konusunda profesyonel ya da gönüllü çalışan insanlar insan hakları savunucusudur.

Bir sendikacı, çalışanların insan hakkını koruma adına bir iş yaptığında insan hakları savunucusudur. Bir gazeteci insan hakları ihlalleri konusunda haber yaptığında; hekimler mağdurların tedavileriyle ilgili çalıştıklarında veya mağdurlarla birlikte ve ihlallere karşı çalışmalarında avukatlar insan hakları savunucusudur. Başka meslekler için de bu tür değerlendirme ve nitelemelerde bulunabiliriz.

Peki insan hakları savunucularının ve onların örgütlerinin, insan haklarını koruma, gerçekleştirme ve geliştirmedeki rolü, insan hakları belgelerinde vurgulanmış mıdır? Evet, vurgulanmıştır.

İnsan haklarını koruma ve geliştirmedeki role, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT)Paris Şartı’nda(1990) ve Moskova Belgesi’nde(1991), Birleşmiş Miletler Dünya İnsan Hakları Konferansı Viyana Belgesi’nde(1993)yer verilmektedir. Belgelerde, insan hakları savunucularının ve örgütlerinin, insan hakları kavramını tanıtmada, insan hakları eğitiminde, ihlallerin belgelenmesinde, demokrasinin geliştirilmesinde oynadıkları rol vurgulanmaktadır. O nedenle devletler(hükümetler),anılan belgelerde, insan hakları savunucularını ve örgütlerini tanıdıklarını, onların çalışmalarını kolaylaştıracaklarını, her bir ülkenin insan hakları savunucularının ve örgütlerinin ülkelerini ziyaretlerini kolaylaştıracaklarını, onlarla görüş alışverişinde bulunacaklarını kabul ve taahhüt etmektedirler.

İnsan hakları savunucularının insan haklarını koruma, gerçekleştirme ve geliştirmedeki rolleri ve o arada dünya genelinde karşılaştıkları zorluklar nedeniyle 1984 yılında Uluslar arası Af Örgütü’nün öncülüğünde insan hakları savunucularının korunması için bir ulusalüstü belgenin hazırlanmasına başlandı. Nihayet 14 yıl sonra 9 Aralık 1998 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, 20 madddelik ”Birleşmiş Milletler Evrensel Olarak Tanınan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesinde Toplumsal Kuruluşların Grupların ve Bireylerin Hakları ve Sorumlulukları Üzerine Bildirge” kabul ve ilan edildi.

Bildirge, kısaca “İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi” olarak anılmaktadır. Bu Bildiri’nin 1.maddesinde, “Herkesin bireysel olarak veya başkalarıyla birlikte ulusal ve uluslar arası düzeyde insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunması ve gerçekleştirilmesini geliştirme hakkı vardır” denmektedir.

Böylelikle insan hakları savunucuları uluslararası bir koruma altına alınmaktadır.Belgede, insan haklarını savunma hakkından söz edilmektedir.Bildirge’de yer alan konuların daha iyi anlaşılması için Birleşmiş Milletler’ce “Rehber” kitap hazırlanmıştır(Rehber’in İHOP’ça yapılan gayri resmi Türkçe çevirisi için, (www.ihop.org.tr) orijinal İngilizce metin için www.ohchr.org internet adresine bakılabilir).

Bildirge’de insan hakları savunucularına tanınan haklar ve sağlanan korumalar, 1.,5.,6.,7.,8.,9.,11.,12. ve 13. maddelerde yer almaktadır.

”İnsan Hakları Savunucuları: İnsan Haklarını Savunma hakkının Korunması” adını taşıyan BM yayını Rehber’de maddelerin sağladığı korumalar, sahife 15’de şöyle yer almaktadır:

-İnsan haklarının gerçekleşmesi ve korunması için ulusal ve uluslar arası düzeylerde çaba göstermek,

-İnsan hakları çalışmalarını kişisel olarak veya başkalarıyla örgütlenerek yürütmek;

-Dernekler ve hükümet dışı kuruluşlar kurmak,

-Barışçı toplantılar düzenlemek,

-İnsan haklarına ilişkin bilgi aramak, bulmak, almak ve elde muhafaza etmek,

-İnsan hakları alanında yeni ilkeler ve fikirler oluşturup bunları tartışmak ve benimsenmesi için çalışmak,

-Hükümet organlarına ve kuruluşlarına işlerini daha iyi yapmaları için eleştiri ve önerilerde bulunmak ve çalışmalarında insan haklarının yaşama geçirilmesini engelleyici yönler varsa bunlara dikkat çekmek

-İnsan haklarıyla ilgili resmi politikalar ve fiiller konusunda şikayetlerde bulunmak ve bu şikayetlerin incelenmesini istemek,

-İnsan haklarını savunmak üzere profesyonel anlamda hukuksal danışmanlık ve yardım önerilerinde bulunmak ve bu yardımları yapmak,

-Bunların ulusal yasalar ve uluslar arası insan hakları yükümlülüklerine ne ölçüde uygun işlediğini değerlendirmek üzere oturumlara, duruşmalara ve yargı süreçlerine katılmak,

-Hükümet dışı ve hükümetlerarası kuruluşlarla engelsiz iletişim kurmak,

-Verilecek tazminatlardan yararlanmak,-İnsan hakları savunuculuğu işini veya mesleğini yasalar çerçevesinde ifa etmek,

-Devletin insan hakları ihlalleri ile sonuçlanan fiil ve ihmallerine karşı barışçı yollardan ortaya konulacak tepki ve muhalefet durumunda ulusal yasalar çerçevesinde etkili korumadan yararlanmak,

-İnsan haklarını koruma çerçevesinde kaynak aramak, almak ve bu kaynakları kullanmak(dışarıdan gelecek fonlar dahil).

İnsan hakları savunucuları yukarıda yer alan haklara sahiptir ve devletlerin onları koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak savunucular, dünyanın pek çok yerinde baskılarla karşı karşıya kalabilmektedirler. Hak savunucuları, işkencelere, haksız gözaltı ve tutuklamalara, ölüm tehditlerine, öldürülmelere, hakaret ve küfürlere, tacize, ifade, örgütlenme ve toplantı özgürlüklerinin kısıtlanmasına maruz kalabilmektedirler. BM Rehber’inde insan hakları savunucularının maruz kaldığı baskılara ilişkin pek çok örnek verilmektedir.

Bunlar arasında konumuz bakımından hak örgütleri ve medya ilişkisine ilişkin olanlar dikkat çekicidir. Rehber’den örnekler verelim:”İnsan hakları savunucuları çeşitli iftiralara da maruz kalmışlardır. Devlet denetimi altındaki medyada bu kişilerin onurlarına ve haysiyetlerine yönelik ağır iftiralarda bulunulmuştur. İnsan hakları ihlallerini ortaya koyan bağımsız hükümet dışı kuruluşları ve gazetecileri küçük düşürmek üzere şikayetler uydurulmuştur. Savunucular ve yaptıkları işler kamuoyuna yanlış yansıtılmış, bu kişiler örneğin terörist, asi, yıkıcı kişiler veya muhalefetteki partilerin oyuncuları olarak gösterilmek istenmiştir.Devlet organları ve devletin denetimindeki medya insan hakları savunucularını,hakları savunulan kişilerle aynı kefeye koymuştur;örneğin silahlı muhalefet gruplarına mensup kişilerin haklarını desteklemek üzere çalışanlar bu grupların mensubu olarak gösterilmiştir.(sahife 10)

Bununla birlikte Rehber’de, insan hakları savunucularının desteklenmesi bahsinde medyadan beklentiler de dile getirilmektedir.

“Medya, Bildirge ile ilgili bilgi vererek, savunuculara yönelik ihlalleri haber yaparak ve çalışmalarına kamuoyu desteği sağlayarak insan hakları savunucularının çalışmalarına önemli destek verebilir. Medyanın bu alandaki rolünü güçlendirmeye yönelik girişimler medya organizatörleri veya hükümet dışı diğer kuruluşlar tarafından başlatılabilir; böylece, insan hakları alanında eğitim verilebilir ve medyanın insan hakları ile ilgili duyarlılıklara düzenli biçimde eğilmesi sağlanabilir.Bunların yanı sıra medya insan hakları savunucularını karalamaya yönelik çabalara karşı çıkabilir;örneğin,savunucuları haksız şekilde terörist,suçlu veya devlet düşmanı olarak niteleyen açıklamaları sorgulayabilir.”(sahife 24)

Rehber’de, “iletişim ağları ve kanalları” ara başlığında önemli bir öneri de yer almakta:

“İnsan hakları savunucuları arasında, ayrıca medya, kilise, genel olarak sivil toplum ve özel sektör gibi diğer aktörleri de kapsayacak destek ağları oluşturulması. Bu tür ağlar, yerel, ulusal ve bölgesel ölçeklerde özellikle önem taşımasının yanı sıra, uluslararası ölçekte de yararlıdır.

Ağlar, insan hakları savunucularının güvenliğini izlemede, risk altındaki bir savunucuya ilişkin bilgilerin hızla yayılmasında kullanılabilir ve ayrıca savunucular topluluğunun geniş ve insan haklarını her yönüyle temsil edici nitelikte olmasını sağlayabilir. Genel olarak insan hakları ihlallerine ilişkin bilgilerin aktarılmasında ağlardan yararlanılırken, savunucular başlıca ortaklarını tanımlamalı ve onlara kolaylıkla kullanılabilir bilgiler sağlamalıdır.”(sahife 26)

İnsan hakları savunucularının korunması bakımından BM Genel Sekreteri’nin özel temsilcisi Hina Jilani’nin 2004 yılında Türkiye’ye yaptığı ziyaretin ardından 18 Ocak 2005 tarihinde Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konsey’e sunduğu rapor çok önemlidir. Jilani Türkiye ziyaretinde 30 civarında insan hakları örgütleriyle görüşmeler yapmış; şikayetleri ve tespitlerini raporuna almıştır. Tespitleri arasında 103. Paragrafta medya’ya ilişkin olanlar şöyledir:

“Medya da raporlarında savunucuları saygısızca tasvir etmeye devam etmektedir. Özel temsilci, insan hakları savunucuları ve durumlar hakkında kolektif algıların oluşumunda medyanın rolünün altını çizer. Raporlar savunucuları tehdit olarak tarif ettiği sürece, tacizler toplum tarafından meşru algılanmaya devam edecektir.”

Temsilci, pek çok tavsiyede de bulunmaktadır. Hükümete tavsiyelerinden birisi de(116. Paragraf) medyaya dairdir.

“Özel Temsilci, devletin insan hakları savunucularını potansiyel tehdit olarak algılamayı sürdürmesinden derin kaygı duymaktadır. Temsilci, devlet yetkililerine çağrıda bulunarak insan hakları savunucularının medya ve halka açık yayın yoluyla aşağılanmasına ve karalanmasına son vermeye davet etmektedir.”

Türkiye’deki insan hakları örgütlerinden bazılarıyla ilgili kısa bilgi:

İnsan Hakları Derneği(İHD), 1986 yılında kurulmuştur. 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı hukuki ve fiili olumsuz sonuçlar nedeniyle, bu sonuçların ortadan kaldırılması ve insan hakları ve özgürlüklerinin korunması için sol görüşlü tutuklu ve hükümlü ailelerinin öncülüğü ile aralarında gazeteci, yazar, bilim, insanı, avukatlar, doktorlar, mühendis ve mimarların bulunduğu 98 kişi tarafından kurulmuştur. Ölüm cezasına, işkenceye, ifade özgürlüğünün baskı altına alınmasına, cezaevlerindeki baskılara, DGM’lere karşı kampanyalar yürütmüştür. Çeşitli komisyonları bulunmaktadır. Yönetici organlarda görev yapanların tümü gönüllü olarak çalışmaktadır.29 şubesi ve 3 temsilciliği ve yaklaşık 10 bin üyesi bulunmaktadır. Aylık, yıllık insan hakları raporları, aylık insan hakları bülteni, insan haklarıyla ilgili çeşitli kitaplar, broşürler yayınlamaktadır. Hukukçular, öğretmenler, çocuklar, insan hakları savunucuları için eğitim projeleri gerçekleştirmiştir. Üç kez barış kampanyası sürdürmüştür. Kürt sorunu ile ilgilenmiş, köy yakma ve boşaltmalarına, mayınlara karşı çalışmalar yapmıştır. İHD hem teorik çalışma hem pratik eylemde bulunma(protestolar, açık ya da kapalı alanlarda barışçıl etkinliklerde bulunma)biçiminde çalışmaktadır. İnsan haklarının evrenselliğini, bölünmezliğini ve bütünselliğini savunmaktadır.İHD, insan hakları hukuku yanında, insancıl hukukun ilkelerini de savunmaktadır. İHD’nin 2008 yılına değin yönetici ve üyeleri hakkında 1000 civarında soruşturma ve dava açılmış, 22 yöneticisi ve üyesi öldürülmüş, genel başkanı genel merkezde öldürülmek istenmiş, çeşitli şubeleri çeşitli dönemlerde kapatılmıştır.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı(TİHV), İHD tarafından 1990 yılında kurulmuş, 32 özel kişinin ve İHD tüzel kişiliğinin kurucusu olduğu, asıl olarak işkence görenlerin tedavisi amacıyla işkenceye karşı kurulmuş ve aynı zamanda insan hakları ihlallerini belgeleme çalışması yapan bir insan hakları örgütüdür. TİHV insan haklarının spesifik alanında dünya çapında uzmanlığı kabul edilen bir insan hakları örgütüdür. TİHV, Türk Tabipleri Birliği ve Adli Tıp Hekimleri Derneği ile birlikte işkencenin önlenmesinde ve işkencenin saptanmasında önemli bir belge olan Birleşmiş Milletler belgesi olarak kabul edilmiş İstanbul Protokolünün de hazırlanmasına öncülük etmiş ve bugün uzman hekimlerinin dünyanın 10 değişik ülkesinde eğitim veren bir kuruluştur. TİHV alternatif tıbbi raporlar düzenlemekte ve bu raporlar mahkemelerce dikkate alınmaktadır. Vakfın 5 temsilciliği bulunmaktadır.

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği(Mazlum-Der) 1991 yılında 54 kişi tarafından kurulmuş bir insan hakları örgütüdür. İnsan haklarının evrenselliği ve bütünselliğini savunmaktadır. Yaşam hakkı, işkence yasağı, ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, kültürel haklar, ekonomik ve sosyal haklar bir bütünlük içersinde savunulmaktadır.18 şubesi bulunmaktadır. İnsan hakları alanında çeşitli kitap, dergi ve broşürler yayınlamış ve yılık insan hakları raporları hazırlamıştır. Bünyesinde teşkilatlanma birimi, eğitim birimi, basın yayın birimi, sosyal ilişkiler ve organizasyon birimi ve hukuk birimi bulunmaktadır.

Helsinki Yurttaşlar Derneği(HYD), 1990 yılında kurulmuştur. Barış, demokrasi, temel hak ve özgürlükler, çoğulculuk çalışmaları yapan bir insan hakları örgütüdür. Kitlesel örgüt anlayışı hedeflenmemiştir. O nedenle şubesiz bir model oluşturulmuştur. Çeşitli insan hakları konularında paneller, sempozyumlar, konferans ve seminerler düzenlemiş; kitaplar yayınlamıştır. Avrupa Birliği bütünleşme süreci, azınlık hakları ve çok kültürlülük, çatışmalara karşı sivil yaklaşımlar, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve yurttaş katılımı, yerel demokrasi ve sivil toplumun güçlendirilmesi yoğunlaştığı çalışma alanları olarak görülmektedir.

Uluslar arası Af Örgütü Türkiye Temsilciliği,2002 yılında kuruldu. Af örgütü ise, 1961 yılında kuruldu. Dünyada 150’yi aşan şubesi ve 2.2 milyondan fazla destekçisi vardır. Merkezi londra’dadır. Odaklandığı alanlar, tüm düşünce mahkumlarının serbest bırakılması, tüm tutuklular için adil yargılanma hakkı, ölüm cezasının ve işkence ve kötü muamelenin sona erdirilmesi, siyasi cinayetlerin ve kayıpların sona ermesi olarak belirtilebilir.Temsilcilik, merkeze paralel çalışmalar ve kampanyalar yürütmektedir.Çeşitli kitapları Türkçeye çevirmiş ve yayınlamıştır.Temsilciliğin 790 resmi, 125 de destekçi üyesi bulunmaktadır.

İnsan Hakları Ortak Platformu(İHOP), İHD, TİHV, Mazlumder, HYD ve Af Örgütü Türkiye temsilciliği tarafından 2005 yılında kurulmuştur. Amaç, insan hakları örgütlerinin birlikteliğini sağlamak ve bu yolla insan haklarını daha iyi korumaktır. İHOP, dayanışma ve paylaşma,diyaloğ ve savunuculuk, güçlendirme ve genişleme yaklaşımlarına sahiptir.İHOP eğitim programları oluşturmuş ve uygulamış; analitik raporlar hazırlamayı gündemine almış ve insan hakları örgütlerinin kapasitelerinin arttırılması için çalışmalar yürütmüştür.İHOP düşünceye özgürlük kampanyası,İnsan hakları sertifika programı,ifade özgürlüğü uluslar arası konferansı, tematik toplantılar ve basın açıklamaları çalışmalarında bulunmuştur.İHOP Uluslar arası Ceza Mahkemesi Koalisyonunu aktif olarak desteklemektedir.Koalisyon bileşenleri arasında İHOP’u oluşturan örgütler de bulunmaktadır.İHOP insan hakları savunucularının korunması için onlar hakkında açılmış davaları izlemekte ve baskıları rapor etmekte;a yrıca ifade özgürlüğü davaları ile ayrımcılıkla ilgili davalar ve mevzuat izlenmektedir.

Yukarıda kısaca tanıttığımız insan hakları örgütleri dışında özellikle çevre hakkı, çocuk hakları, kadın hakları, engelli hakları alanlarında çok sayıda dernek ve vakıf örgütlenmesinden bahsetmemiz mümkündür.

Medyanın insan haklarına ve örgütlerine yaklaşımı konusunda, öznel değerlendirmeden ziyade, bu konuda yapılmış araştırma sonuçlarından hareket etmek daha yerinde olacaktır. Konu hakkında 2004 yılında Bianet (Bia2 hak haberciliği İzleme)tarafından yapılmış izleme çalışması bir fikir verebilir. Bir yıl süren çalışmanın sonuçlarına göre, Ülkede Özgür Gündem ve Evrensel Gazetelerinin insan hakları haberlerine en fazla yer veren gazeteler olduğu anlaşılıyor. Hürriyet ve Akşam sonlarda yer alıyor.Hürriyet Gazetesi’nin arşiv bilgilerine girildiğinde(insan hakları, İnsan Hakları Derneği veya İHD olarak girildiğinde,1997-2008), haberlerde ve bazı yazarların köşe yazılarında özellikle İnsan Hakları Derneğine yönelik çok ağır suçlamalarda-nitelemelerde bulunulduğu görülmektedir.”Çete, terörist haklarını savunan dernek,hain hakları derneği, yan örgüt, Kürtçü,Kürt hakları derneği” ve benzeri nitelemelerde bulunulmaktadır.

Birleşmiş Milletler’in yukarıda andığımız belgesinde yer alan değerlendirmelerin neredeyse tümü, İHD’nin Türkiye’de yaşadıklarıyla birebir örtüşmektedir. Tehdit, taciz, kurşunlama, öldürme, gözaltı, işkence, tutuklama, yargı baskısı, kapatma, etkinliklerin yasaklanması, soruşturma ve davalar açılması ve benzeri baskılar yaşanmıştır.

Bütün otoriter sistemlerde insan hakları örgütlerine nasıl yaklaşılmaktaysa, Türkiye’de de ve egemen medya da öyle yaklaşmaktadır insan hakları savunucularına ve örgütlerine.

Negatif bir dil kullanılmaktadır.

Hak savunuculuğu ya kriminal bir iş, bir olgu ya da siyasal bir faaliyet olarak sunulmaktadır. İnsan haklarıyla ilgilenmek tehlikeli bir ilgi olarak gösterilmektedir.

İnsan haklarının her birinin birer değer olduğu fikri, pozitif bir dil olarak, egemen medyada işlenmemektedir. Tamamen devletin dış politikasına göre şekil alan bir şey olarak sunulmakta; konuya, ülkenin, devletin karı-zararı, çıkarı hesabıyla yaklaşılmaktadır.

İHD’nin kuruluş yıllarında solcu hakları, komünist, terörist hakları savunuculuğu şeklindeki suçlama, 90’lı ve 2000’li yıllarda Kürt hakları savunuculuğu, bölücülük, teröristlik şeklinde sunulur olmuştur.

İnsan hakları savunucuları, başka otoriter totaliter sistemlerde yöneltilen suçlamalarda olduğu gibi, Türkiye’de de, haklarını savunduğu kesimlerle özdeş kabul edilmişlerdir. Bir örgüt mensubu, cezaevinde, emniyette ya da başka bir şekilde bir insan hakları ihlaline maruz kalmışsa ve bir insan hakları örgütü o insanın(sıfatı ne olursa olsun o insanın)haklarını savunmuşsa o kişinin örgütüne mensup olmakla suçlanmıştır. Örgüte yardımla suçlanmıştır.

Bizim, biz insan hakları savunucularının medyadan beklentisi Veba’daki Dr. Rieux’nun söylediğinde gizli. Dr.Rieux, gazeteci Rambert ile sohbetleri sırasında, gazetecinin kendisine Veba’ya karşı verdiği mücadelesi nedeniyle, ‘siz bir kahramansınız’ demesi üzerine yaptığının kahramanlıkla ilişkisinin olmadığını söyler. Gazeteci,’ neyle ilişkisi var?’ diye sorması üzerine, ‘dürüstlükle’ der. Gazeteci Ramber,’ dürüstlük nedir?’ diye sorduğunda ise,’ genel olarak bilmiyorum ama benim durumumda işimi yapmaktır.’ der. Biz insan hakları savunucuları, gazetecilerden, işlerini yapmalarını istiyoruz. İnsan hakları ihlalini haber versinler, haber yapsınlar.

Bütün bir insan hakları serüvenimizde biz İHD’liler şu iki şeyin farkındayız. Bir: İnsan hakları kavramını çok geniş insan topluluklarına tanıttık. İki: Hak ihlalinde bulunan devlet organlarını ve hak ihlalcisi kamu görevlilerini rahatsız ettik. İhlalciler genellikle ihlallerini gizlemek isterler. Biz insan hakları savunucuları da ‘gizlediğiniz bir şeyler mi var?’ diye sorarız. Bu çok rahatsız edici bir soru ve faaliyettir. Ama bizim işimiz bu. Ve rahatsız ettiğimizin farkındayız.Bu kesindir.Türkiye’de ve dünyada insan hakları savunucuları rahatsız etmeye her an,her yerde devam etmelidir.Demokrasi, devletlerin sivil toplum tarafından gözetlendiği,denetlendiği rejimin adı olmak gerekir.

Açıklık özgürlüktür.