İnsan Haklarını Savunmak Haktır, Suç Değildir!

632

5 Temmuz 2017 Çarşamba günü İstanbul Büyükada’da eğitim çalışması için toplandıkları bir otelde polis baskını ile gözaltına alınan on insan hakları savunucusundan altısı (Veli Acu, Özlem Dalkıran, İdil Eser, Günal Kurşun ve eğitmenler Ali Gharavi, Peter Steudtner) 18 Temmuz 2017 Salı sabahı tutuklanmış, diğer dördü (Nalan Erkem, Şeyhmus Özbekli, Nejat Taştan ve İlknur Üstün) için ise yurtdışına çıkış yasağı konarak haftada üç gün adli kontrolle serbest bırakılmıştır.

İddia edilen suçlama ise herhangi bir örgüt adı belirtilmeden “silahlı terör örgütüne yardım” olarak ifade edilmektedir. Oysa; herhangi bir delilin, herhangi belgenin ve dahası herhangi anlamlı bir sorunun dahi olmadığı keyfi gözaltı işlemi ile başlayan bu on dört günlük sürecin kendisi;

  • ortada bir “silahlı örgüt” olmadığının,
  • ortada bir başka “suç” ile nitelendirilebilecek herhangi bir örgüt olmadığının,
  • insan hakları savunucularının varlık sebebi olan insan haklarına yönelik çaba ve çalışmaların “suç” ilan edilerek soruşturulma girişiminde bulunulduğunun kanıtıdır.

Oysa ortada bir suçtan bahsedilecek ise; on insan hakları savunucusunun keyfi gözaltına alınmaları ile başlayan ve altısının keyfi olarak tutuklanması ile devam eden bu süreçte bir suçtan bahsedilecek ise; bir kısım iktidar yanlısı basın yayın kuruluşları dahil her düzeyde sergilenen suçsuzluk karinesi ve adil yargılama gibi temel hakların ihlal edilme girişimlerinin kendisinde aranmalıdır.

Öncelikle belirtmek isteriz ki insan haklarının korunup geliştirilmesi için insan hakları ihlaline maruz kalan herkesin onarım, adalete erişim ve hakikat hakkının sağlanabilmesine yönelik çaba göstermek, tüm ihlallerinin araştırılması, belgelenmesi, raporların hazırlanması, bu raporların kamuoyunca paylaşılması ve insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve kovuşturulması için siyasal ve yargısal mercilere iletilmesi, bir başka deyişle insan hakları ihlallerini duymayan kalmasın diye çaba göstermek insan hakları kurumlarının biricik varlık sebebidir. Bu çalışmalardaki yegane yol gösterici ilkeler ise insan hakları değerleri ve etik ilkelerdir. Bireylerin, grupların ve toplumsal kuruluşların bu kapsamdaki tüm hak ve sorumluluklarına tüm devletleri bağlayan ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nca 17 Aralık 2015 tarihinde daha da berraklaştırılmış olan 9 Aralık 1998 tarihinde BM Genel Kurulu’nda oybirliğiyle kabul edilen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi ve eklentilerinde açık olarak yer verilmiştir. Dahası söz konusu Bildirge, devletleri insan hakları savunucularını korumak, onların haklarını ihlal eden eylemlerden kaçınmak, insan hakları savunucularına karşı ihlaller ve istismarlardan sorumlu olanların ise derhal tarafsız soruşturmalar aracılığıyla adalete teslim edilmesini sağlayarak cezasızlıkla mücadele edilmesi gerekliliğine vurgu yapmaktadır.

Arkadaşlarımızın gözaltına alınma biçimi, gözaltına alınırken ailelerine ve avukatlarına haber verilmemesi, Emniyet, Savcılık ve Sorgu hakimliği sırasında soruşturma dosyasının kendilerine ve avukatılarına incelettirilmemesi, dosyadaki kısıtlılığın sorgu sırasında da sürdürülmesi, açık ve gizli tanık olarak ifade verenlerin ifadelerinden anlaşıldığı kadarı ile önceden kurgulanmış bir operasyonun parçası olma ihtimallerinin bulunması, somut bir örgütle suçlama yapılamaması, toplantının gizli olmadığı halde gizliymiş gibi yansıtılmaya çalışılması, soruşturmanın başlangıcında yetkili ve görevli savcılık ve polis birimlerinin haberdar edilmemesi (bu birimler polis baskınından 2 gün sonra haberdar edilmiştir), operasyonun tamamen iktidar yanlısı basın yayın kuruluşları tarafından yönlendirilerek yargı makamları üzerinde baskı oluşturulması ve yargıya talimat verilmek istenmesi, soruşturmanın gizliliği kuralının şüphelilere ve avukatlara uygulanıp iktidar yanlısı medyaya uygulanmayarak dezenformasyona zemin hazırlaması, tutuklama kararının herhangi bir somut suçlamaya dayanmadan keyfi olarak verilmesi, arkadaşlarımızın görevleri nedeni ile telefonda görüştükleri bazı kişilerle ilgili çeşitli hususların suçlamaya dayanak yapılarak suç ve cezanın şahsiliği ilkesinin ihlal edilmesi, soruşturma dosyasında toplantı yapmak dışında başkaca somut bir durum olmadığı halde sanki varmış gibi davranılarak sanık lehine delil toplama yükümlülüğünün ihlal edilmesi ve böylece soruşturma savcılığının CMK’ya aykırı tutum içerisine girmesi, soruşturma ile doğrudan doğruya siyasi iktidarın ilgilenmesi nedeni ile yargı üzerinde oluşturulan baskının açıkça görülebiliyor olması gibi sıralayabileceğimiz çok sayıda hukuka aykırılıklar yaşanmıştır.

Bugünlerde birinci yılını tamamlayacak olan ve dünyanın her yerinde siyasal iktidarlara normal yönetim usullerinin geçerli olduğu zamanlarda yapamayacağı şeyleri yapabilme imkânı veren OHAL uygulamalarının da bir sonucu olan bu kabul edilemez girişim, esas olarak uzun süreli OHAL uygulaması sonucu ülkede yaşanan ağır ve ciddi hak ihlallerinin tespit edilip dile getirilmesini önlemek amacıyla insan hakları mücadelesinin ve hak savunucularının çalışmalarının engellenmesi girişimidir. Bu girişim aynı zamanda bir siyasi iktidarın insan haklarına hürmet etmediğinin de bir deklarasyonu anlamına gelmektedir.

Ne var ki insan, hakları ile insandır ve bu nedenledir ki insanlığın serüveninde insan haklarının her koşulda korunması ve geliştirilmesine yönelik çaba ve çalışmaları engellemek olanaklı değildir.

Herkes için öngörülen insan hakları savunuculuğu hakkının, insan hakları kurumlarının varlık sebebi gereği aynı zamanda tüm Türkiye toplumu ve uluslararası topluma karşı da bir borcumuz olduğunu ve insan hakları kurumlarının insan hakları ihlalleriyle mücadelesinin koşullarını insan hakları savunucusu olmaktan aldığını bir kez daha ifade etmekte yarar görüyoruz. Hele de uzun yıllardır insan haklarına saygıyı korumak için büyük fedakârlıklar ve bedeller ödeyen insan hakları savunucularının böylesi baskılara hiçbir şekilde boyun eğmeyeceği aşikardır.

İnsan haklarına dayalı tüm kesimlerin ortak dayanışma ve mücadelesi ile yıllarca insan haklarını korumak ve geliştirmek için birlikte mücadele ettiğimiz arkadaşlarımıza yönelik bu hukuksuz uygulamayı en kısa sürede sonlandıracağımızdan kuşkumuz yoktur.

5 Temmuz 2017 tarihinde gözaltına alınan insan hakları savunucuları: İdil Eser (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü), İlknur Üstün (Kadın Koalisyonu Koordinatörü), Av. Nalan Erkem (Helsinki Yurttaşlık Derneği), Özlem Dalkıran (UAÖ ve Helsinki Yurttaşlık Derneği), Av. Günal Kurşun (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Veli Acu (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Nejat Taştan (Eşit Haklar İzleme Derneği), Şeyhmus Özbekli (Hak İnisiyatifi), Ali Gharavi (İsveç vatandaşı insan hakları eğitimcisi), Peter Steudtner (Almanya vatandaşı insan hakları eğitimcisi)