4 Ağustos 2017 Cuma günü Elazığ’ın Baskil ilçesinde yaşanan tren kazasında Mehmet Kirgin ve Sergen Ayverdi isimli iki makinist yaşamını yitirdi. Mehmet Kirgin arkadaşımız İnsan Hakları Derneği Elazığ Şubesi’nde şube sekreterliği görevini de yürüten, içi insan sevgisiyle dolu bir insan hakları aktivistiydi.

Yaşanan bu feci kazada hayatlarının baharında yaşama veda eden bu iki insanı tanımayan, herhangi bir yakınlığı bulunmayan insanlar için sıradan bir haber olma özelliğini bile taşımadığına eminiz. Çünkü bu ülkede ölümler, toplu katliamlar, işkenceler, darbeler, acılar öylesine sıradanlaştırıldı ki, duygular öylesine köreltildi ki, vicdanlar öylesine karartıldı ki kimse kimsenin yaşadığı felaketi görmüyor artık.

Dolayısıyla bu iki arkadaşımız ve onlar gibi yaşamını işlerinin başında kaybeden binlerce insanın ocağına düşen ateşin yakıcılığını sadece yakınları his etmekte, dünyaları kararmaktadır.

Dünyanın gelişmiş veya gelişmekte olan hiçbir ekonomisinde bu denli yüksek oranda iş cinayeti yaşanmamaktadır. Bir yandan güvenlikçi politikalarla ölüm tarlasına dönüşmüş ülkemizin bir başka ölüm tarlası haline getirilen alanı çalışma yaşamı. 2017 yılının ilk dört ayında ölen işçi sayısı 586 kişidir. Sadece Nisan ayında en az 145 işçi iş cinayetlerine kurban verilmiştir. Kanun Hükmünde Kararnamelerin ağır uygulamalarıyla birlikte ek maliyet ve yüksek kar unsurlarıyla iş güvenliğinin ortadan kaldırıldığı bir alanda işçi güvenliğinden söz etmenin karşılık bulması elbet mümkün gözükmemektedir. Ancak temel insan hakkı olan yaşam hakkını bu denli ortadan kaldıran kuralsızlık ve sorumsuzluk her geçen gün ahlaki bir sorun haline gelmektedir. Ülkemizin Cumhurbaşkanı, işverenlere hitaben “Biz OHAL’i aynı zamanda çıkarlarınız doğrultusunda grevleri ertelemek yani işçi taleplerini sınırlamak üzere uygulamaktayız” diyerek sermayeyi emek karşısında daha da kuralsızlaşması için teşvik etmiyor mu?

OHAL ve KHK’lerin işçi haklarını iyice gerilettiği, iş güvencesi ve güvenliği mücadelesinde önde olan kamu emekçilerinin ve akademisyenlerin kovulduğu bir ortamda istatistikleştirilen işçi ölümlerine dair sağlıklı bilgilere ulaşmak da her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.

2013-2017 yılları arasındaki ilk dört ay içerisinde iş cinayetlerinde;

  • 2013 yılının ilk dört ayında en az 289 işçi
  • 2014 yılının ilk dört ayında en az 431 işçi
  • 2015 yılının ilk dört ayında en az 488 işçi
  • 2016 yılının ilk dört ayında en az 595 işçi
  • 2017 yılının ilk dört ayında en az 586 işçi yaşamlarını kaybetti.

Bütün iş kollarında yaşanan iş cinayetleri incelendiğinde mutlaka ihmal, kusur ve hatta kasıt belirtileri görülebilmektedir. Kasıt ifadesindeki maksadım ısrarla gerekli iş güvenliği önlemlerinin maliyet ve kar faktörleri nedeniyle alınmamasıyla ilgili olduğunu ifade etmek isteriz.

İki makinist arkadaşın ölümüyle sonuçlanan tren kazasına baktığımızda aynı ihmal ve sorumsuzluk zinciri karşımıza çıkmaktadır. Tamir edilmesi gereken lokomotifin, tamir edilmeden yüzlerce ton demir cevheri yüklenerek yola çıkarılması sonucunda yaşanan cinayetin sorumluluğunu kim üslenecektir? KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) Şube Başkanı Hasan Akdemir tarafından yapılan tespit ve açıklamaya göre; vagonların fren aksamının çalışmadığını, trende birçok eksikliğin bulunduğunu, eksiklikleri belirlemekle görevli tren teşkil memurlarının görevinin makinistlere yüklendiğini, trende görevli memur sayısının 4 kişiden 2 kişiye düşürüldüğünü ve iş yoğunluğundan dolayı makinistlerin eksikliklerini tam olarak tespit edemediklerinden dolayı benzer iş cinayetlerinin tekrarlayabileceğini öğreniyoruz.

İnsan Hakları Derneği olarak yaşamını yitiren arkadaşlarımızı anıyor ve insan hakları camiasına, ailelerine ve sevenlerine baş sağlığı diliyoruz. İş cinayetlerinin durdurulması için tüm kamuoyunu daha fazla duyarlı olmaya davet ediyor, iş güvenliği ve çalışan haklarını  bir kez daha iktidara hatırlatıyoruz.