OHAL İhraçları 12 Eylül Mirasıdır

955

Hüsnü Öndül, 7 Eylül 2016, Ankara

Hatırlayalım, Türkiye 1923-1987 döneminde 26 yıl, 1987-2002 döneminde 15 yıl ve toplamda da 41 yıl olağanüstü yönetim usulleri ile yönetilmiştir. Hatırlayalım, 12 Eylül darbecileri, 1980-1983 gibi kısa bir dönemde 669 yasa çıkarmışlardı.

15 Temmuz sonrası Hükümet, darbecilerin usulünü benimsemiş gözüküyor. Şimdilik 5 KHK çıkardı. KHK’lerle hak ve özgürlükleri askıya alıyor ve devleti yeniden yapılandırma yolunda ilerliyor… TBMM devre dışı.

 Bir de şu var: Hükümet cadı avını yaşatıyor topluma. Hoşlanmadığı fikir sahiplerini “Fetöcülükle, teröristlikle” suçluyor ve gözaltı, tutuklama, işten atma, mallarına mülklerine el koyma dâhil her tür kötülüğü yapabiliyor. Hukukun üstünlüğü ve hukuki güvenlik ilkelerini de tanımıyor.

Oysa kimse “darbe teşebbüsü soruşturulmasın” demiyor. Ancak, insanların haklarına saygı göstererek yapılması gereken soruşturma işlemleri keyfi bir biçimde sürdürülüyor. Dahası var. Darbe ve savaş karşıtlarına genişletiyor soruşturmayı ve tüm muhaliflere yöneliyor. Gazeteci ve yazarlar gözaltı ve tutuklama işlemlerine maruz bırakılıyor.

 Ya akademi dünyasında ne oluyor? KHK’leri hatırlayınız.2346 akademisyen-aralarında barış için akademisyenler de olmak üzere- üniversitelerden ihraç edildiler. Tıpkı, 12 Eylül askeri darbesi döneminde 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na dayanarak akademisyenlerin ihraç edilmelerinde olduğu gibi… Yenileri de bekleniyor… OHAL ihraçları bir 12 Eylül mirasıdır.12 Eylül mirasının mirasçısı olmak pek makbul bir şey olmasa gerek.

12 Eylül darbesi sonrasında akademisyenlere ve diğer kamu çalışanlarına yönelik cadı avını “Entelektüelin Dramı -12 Eylül’ün Cadı Kazanı-“ adlı kitabında (İmge Yayınları, 2002), şimdi yıldızlarda, dostumuz, insan hakları savunucusu Haldun Özen anlatmıştı. Kitabı hazırlarken o tarihte İHD Genel Başkanıydım. Benden döneme ilişkin dosyaları rica etmişti. Ben de bir dönem TİHV’de görev yapan sevgili Milyar arkadaş vasıtası ile iletmiştim Haldun Abi’ye…

12 Eylül askeri darbesi döneminde 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na dayanılarak ihraç edilen kamu çalışanlarının (akademisyenler, öğretmenler, doktorlar, mühendisler vb.) yaşadıkları ve hak mücadeleleri anlatılıyor kitapta. Kitabın 285-331 sahifelerinde “İnsan Hakları Sorunu Olarak 1402” bölümü yer alıyor.

Haldun Özen İHD kurucularındandı ve İHD bünyesinde 1988 yılında kurulan “1402’likler Komisyonu”nun sekreter üyesiydi.

İHD Genel Yönetim Kurulu 02.04.1988 tarihli kararıyla bu komisyonu kurmuştu. Komisyon Başkanı Nurkut İnan, sekreter üye Haldun Özen’di. Üyeler Veli Lök, Türkan Süren, Orhan Süren, Tayyar Bora, Yakup Kepenek, Fevzi Çimen, Asım Arı, Rüştü Apaydın, Mehmet Danışman, Aydın Aybay, Nuri Karacan, ve Rona Aybay’dı. İHD, 1 Ekim 1988 tarihinde Ankara’da Türk-İş salonunda “1402’likler Çalışma ve Öğretim Hakkı Kurultayı” düzenledi. Komisyon konunun ILO’nun 111 sayılı Sözleşmesi ile bağının bulunduğu saptamıştı. Kurultay sonunda 6 maddelik bir karar metni kabul edildi. Başbakanlığa toplu dilekçe verildi. Göreve iade ve özlük haklarının verilmesi talep edildi. İHD ILO Genel Kuruluna sunulmak üzere, Şubat 1989 tarihli“1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası, Uygulaması ve Yeni Hükümet Tasarısı Hakkında Rapor” hazırladı. Raporda SHP milletvekili Fuat Atalay’ın soru önergesine verilen resmi bilgiler de yer alıyordu. Buna göre, 12 Eylül döneminde 1402 sayılı Kanuna dayalı olarak 4891 kamu personelinin görevine son verilmişti.4509 kişi sıkıyönetim bölgesi dışına çıkarılmıştı. Görevine son verilenlerden 1485, bölge dışına çıkarılanlardan 2640 kişi hala sakıncalıydı. Görevine son verilenlerden 95 üniversite öğretim üyesinden 70’i, 2515 öğretmenden 633’ü, 1298 memurdan 119’u ve 317 işçiden 16’sının sakıncası devam ediyordu. İHD raporu, Türk iş aracılığı ile 28 Şubat 1989 tarihli 89-477 sayılı yazıyla ILO’ya sunuldu. Sonuç olarak ILO Türkiye’yi izlemeye aldı.

Haldun Özen kitabının sonunda, bazı tavsiyelerde de bulunuyor. Onlardan birisi ile bitireyim yazıyı:”1402 süreci bir de çözüm yöntemi gösteriyor. Her şeye karşın bir çözüm olduğunu. En güç koşullarda bile çözüm bulunabileceğini. Ancak bu çözümü bulabilmek için kişisel gayretlere örgütlü çalışmaların eklemlenmesi gerektiğini… Konuya uygun yöntemler geliştirilerek hedefler kararlılıkla savunulursa ve sonuç alıcı faaliyetler adım adım uygulanırsa geç de olsa sonuç alınabileceğini… Ortaya çıkacak yeni tasfiyelerde de aynı kararlılıkla direnilmesi ve çalışılması gerektiğini…”(s.397-398).