POLİS VURUYOR YARGI AKLIYOR; BU ÖLÜMLERİN HESABINI KİM VERECEK?

468

06.12.009 günü Diyarbakır’da meydana gelen gösteri ve toplumsal olaylar sırasında, güvenlik güçlerinin gösteri yapan kitleyi hedef almak sureti ile kitle üzerine açmış oldukları ateş sonucunda Aydın Erdem vücuduna isabet eden ateşli silah mermisi sonucu yaşamını yitirdi.

Aydın’ın yaşamını yitirmesinin üzerinden tam 1 yıl geçti, ancak failleri henüz bulunamadı. Geçen 1 yıl içerisinde faillerin bulunması amacı ile yürütülen soruşturma dosyasında bizlere yansıyan tek işlem Savcılık tarafından alınan gizlilik kararı ve sonrasında elimize ulaşan takipsizlik kararı oldu.

Soruşturma dosyasında yapılan işlemlerde ve alınan takipsizlik kararında özellikle Aydın Erdem’in göstericiler içerisinde yer alması ve yasa dışı olarak nitelendirilen gösteriye katılmış olmasına dikkat çekilmekte ve bu hususa vurgu yapılmaktadır. Bu şekilde adeta Aydın’ın kendi ölümünde kusurlu olduğu, kendi ölümüne sebep olduğu sonucuna varılmak istenmektedir.

Yasal veya yasadışı herhangi bir gösteri sırasında görevlendirilen güvenlik güçlerinin öncelikli ve birincil görevi gerek gösteriye katılan gerekse çevrede bulunan insanların yaşam güvencelerini sağlamak, insan hayatını korumak ve güvence altına almak olması gerekir. Uzun yıllardın meydana gelen bu tür gösterilerde olduğu gibi, Aydın’ın yaşamını yitirdiği gösteri sırasında da güvenlik güçleri öncelikli korumaları gereken hakkın insan yaşamı olduğunu, tedbir ve müdahalelerini bu amaca göre belirlemeleri gerektiğini tamamen unutmaktadırlar. Güvenlik güçleri söz konusu gösteri sırasında, adeta bir çatışmadaymışçasına, kitleyi hedef almak sureti ile ateş açmış ve bunun neticesinde Aydın Erdem yaşamını yitirmiştir. Güvenlik güçlerinin almış oldukları tedbirler ve yaptıkları müdahaleler, insan yaşamını koruma sorumluluğunun tamamen dışına çıkılarak, gösteriye katılan vatandaşları hedef alan, yaşam haklarını tehdit eden müdahaleler niteliğindedir.

Aydın Erdem yaşamını yitirdikten sonra başlatılan soruşturma dosyasında,  tamamen hukuka aykırı ve olayın üstünü örmeye yönelik işlemler yapılmıştır.

Maktulün hastaneye götürülmesinin hemen ardından, olay yerinde bulunan polis memurlarının olayı gerekli birimlere haber vermek sureti ile olay yerinin boşaltılması ve olay yeri incelemesi yaptırılması gerekirken bu işlemlerin hiç biri yapılmamıştır. Polis memurları olayın hemen ardından,  olay yerinde bulunan mermi çekirdeklerini adeta kendilerini korumaya almak amacı ile toplayıp yanlarına almışlar ve sonrasında da imha etmek amacı ile polis evi tuvaletine atmışlardır.

Olay yerinde sonradan bulunan ve polis evi tuvaletinde bulunan mermi çekirdekleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda çoğu mermi çekirdeklerinin olay yerinde bulunan polis memurlarının silahlarından atıldığı tespit edildiği gibi, hangi polis memurları tarafından atıldığı hususu da belirlenmiştir. Ancak bu tespit ve belirlemeklerin yapılmasının hemen ardından, dosya CMK 250. madde ile yetkili Özel Savcılığa gönderilmiş ve dosyada gizlilik kararı alınmıştır. Alınan gizlilik kararından sonra da Özel Yetkili Savcılık tarafından dosyada takipsizlik kararı verilerek dosya kapatılmış ve failler yine cezasız kalmışlardır.

Son yıllarda özellikle toplumsal gösteriler sırasında güvenlik güçlerinin kitleye müdahalesi, orantısız güç kullanması ve etrafa rasgele ateş açması sonucunda çok sayıda vatandaş yaşamını yitirmiştir. Yakın tarih hafızamızı yokladığımızda 2009 yılı içerisinde Mahsum Karaoğlan ve Mustafa Dağ benzer şekilde, güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu yaşamlarını yitirdiler. Yine aynı yıl içerisinde Mehmet Uytun annesinin kucağında iken kafasına gaz fişeği mermisinin isabet etmesi sonucunda yaşamını yitirdi.  Ancak bu olayların hiç birinde sorumlular tespit edilememiş ve de haklarında dava açılamamıştır. Bu tür olaylarda uzun yıllardır yargı eli ile yürütülen cezasızlık politikaları, aynı nitelikte olayların tekrar yaşanmasına neden olduğu gibi toplumdaki hukuk ve adalet inancını da zedelemektedir. Yaşam hakkını aleni bir şekilde ihlal eden sorumluların hiçbir şekilde yargılanıp cezalandırılmamaları nedeni ile toplumdaki adalet inancının zayıflaması bizleri kaygılandırmaktadır. Yaşanan tecrübelerimizden çok iyi bilmekteyiz ki hukuka ve adalete olan inancın zayıfladığı, yok olduğu toplumlarda şiddete eğilim artmaktadır. Bu bakımdan da sorumluların bulunup cezalandırılmaları önem taşımaktadır.

Polis vuruyor, yargı aklıyor; peki bu ölümlerin hesabını kim verecek? Aydın Erdem’in yaşamını yitirmesine neden olan sorumluların bir an önce tespit edilip yargılanmaları için yetkilileri, adaletin tesisi adına, bu tür olayların tekrarlanmaması adına sorumluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.

İHD DİYARBAKIR ŞUBESİ