Türkiye’nin Suriye ve Irak ile ilgili TBMM’de kabul ettiği teskerelere dayanarak sık sık sınır ötesi hava harekâtları düzenlemesi ve özellikle Suriye ve Irak’ta kara gücü bulundurması artık ciddi olarak düşünülmesi gereken tehlikeli bir hal almıştır. Bu tezkerelerin Anayasanın 91. Maddesi’ne uyumlu olmadığı, BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan başka ülkelerin topraklarına fiili saldırıda bulunmanın ve asker bulundurmanın ileride ciddi hukuki sonuçlara yol açma ihtimali olabilecektir.

25 Nisan 2017 günü sabahın erken saatlerinde Türkiye savaş uçakları, Suriye’nin Rojava Bölgesi’nde Cizir Kantonu’na ve Irak’ın kuzeyinde Şengal Bölgesi’nde Ezidi yerleşim yerine saldırılar düzenlemiştir. Bu saldırılarda çok sayıda YPG’li ve Peşmerge öldüğü gibi siviller de yaşamını yitirmiştir. Bu saldırılar savaşı derinleştirdiği gibi çok fazla can kayıplarına sebep olmakta, insancıl hukuk ve ağır insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Uluslararası toplumun sorumluluğu gereği bu duruma izin vermemesi gerekmektedir.

Türkiye kendi parlamentosunda savaş ilanı kararı almadan fiilen savaş yürüten bir pozisyondadır. Tıpkı de fakto başkanlık modeli gibi.

Türkiye’nin Kürt Sorunu’nu demokratik ve barışçıl yollarla çözmek için diyalog ve müzakere yöntemini seçmek yerine çatışmayı ve savaşı derinleştirip sorunu şiddetle çözmeyi tercih etmesi ciddi bir savaşın yaşanmasına sebep olmuştur. Suriye’nin kuzeyinde Rojava isimli bölgede başta Kürtler olmak üzere diğer etnik ve inanç gruplarının birlikte oluşturdukları fiili yönetimle iyi ilişkiler kurmak yerine bunu bir tehdit unsuru olarak görmek gibi tarihsel ve sosyolojik gerçekliğe aykırı bir durum yaratmıştır. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin ve Alevilerin soydaşı ve akrabası olan toplulukların komşu Suriye’nin kuzeyinde IŞID/DAİŞ ve bilimum cihatçı çete saldırılarına karşı kendi özyönetimlerini oluşturmaları Türkiye için bir tehdit olarak görülmemelidir. Tam tersine, laik ve özgür yaşamı savunmak için mücadele eden bu toplulukların desteklenmesi gerekmektedir.

Aynı şekilde Irak’ın kuzeyinde Şengal isimli bölgede kendi özyönetimlerini oluşturmak isteyen Ezidilerin yaşadığı alana saldırıda bulunmak, Türkiye’yi savaş bataklığına daha fazla çekmek demektir. 2014 yılında IŞID/DAİŞ isimli çete yapılanmasının Ezidi halkına yönelik soykırım saldırısında Ezidileri koruyamayan Türkiye gibi bölge ülkelerinin/güçlerinin şimdi Ezidilerin oluşturmak istediği özyönetime karşı saldırıda bulunması insanlık vicdanında derin yaralar açmıştır.

Kısacası ülkemizi yöneten siyasal iktidarın, Türkiye içinde ve dışında barışçıl politikalar geliştirmesi ve bir an önce çatışmayı ve savaşı sona erdirecek adımlar atması gerekmektedir. Devam eden savaşın yarattığı ölümlerin ve tahribatın toplumlarda yarattığı derin yarılmayı daha fazla büyütmek oldukça tehlikelidir.

Bu savaş politikalarına karşı inadına barış diyoruz!

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ