Siyasal iktidarın haftalardır Suriye topraklarında bulunan Afrin’e yönelik askeri müdahale edileceğine dair söylemi dün itibari ile sıcak savaşa dönüşmüştür. Önce Cumhurbaşkanı’nın sözleri, ardından Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı yazılı açıklamalar ile Türkiye’nin Afrin bölgesine hava harekatı başlatılmıştır. Bunun yanı sıra basına yansıyan görüntülerden Türkiye üzerinden Suriye topraklarına intikal ettirildiği anlaşılan ÖSO isimli ne olduğu belli olmayan paramiliter grupların da katılımı ile kara saldırısının da başlatıldığı anlaşılmaktadır.

Kurumlarımız olarak yaptığımız açıklamalarda siyasal iktidarı uyarmış ve böylesi bir sıcak savaşa girmemesi konusunda tutumumuzu açıklamıştık.

Savaş ile ilgili olarak, her ne kadar üstü örtülmeye çalışılsa da aslında sıradan basit gerçeği bir kez daha paylaşmak isteriz:

Savaş öldürür; savaş sakat bırakır; savaş göç ettirir; savaş çocukları, kadınları, LGBTİ+ bireyleri öncelikle etkiler; işkence başta olmak üzere ağır insan hakları ihlallerinin kaynağıdır; savaş, toplumların ruhsal dünyalarında gelecek nesillere de aktarılan derin örselenmelere yol açar; savaş ekolojik yıkımdır; savaş ekonomik kaynakları yok eder.

Özel olarak da Genelkurmay Başkanlığı’nın dün yapmış olduğu açıklamada demokratik kamuoyunu tatmin etmeyen, hukuka ve meşruiyete aykırı hususlar bulunduğunu da paylaşmak isteriz.

Öncelikle Türkiye’nin Suriye ve Irak toplarına askeri müdahalede bulunabilmesi için bu konuda BM güvenlik konseyi kararının gerekliliği herkesçe bilinmektedir. Anayasa’nın 91. Maddesi bunu gerektirmektedir. Hükümetin çıkartmış olduğu Suriye/Irak tezkeresi bu duruma elverişli değildir. Genelkurmay açıklamasında terörle mücadele ile ilgili BM güvenlik konseyi kararlarına atıf yapılmıştır. Oysa bu kararlar BM güvenlik konseyi tarafından terör örgütü olarak ilan edilen örgütlerle ilgilidir. Genelkurmay başkanlığı bu durumu bildiğinden “harekatın” gerekçesinde IŞİD/DAİŞ isimli örgütü de dahil ettiği izlenimi edinilmiştir. Bu örgütün Suriye Afrin bölgesinde olmadığını bütün dünya bilmektedir. Bu durumda BM güvenlik konseyi kararlarında yer almayan örgütlerin gerekçe gösterilerek bir başka ülke topraklarına askeri saldırıda bulunmanın kamuoyu ve BM nezdinde geçerliliği bulunmamaktadır. Kaldı ki Suriye’nin Afrin bölgesinden Türkiye’ye yönelik tehdit ve saldırıların somut olarak ortaya konması gerekmektedir. Bugüne kadar böyle bir saldırının ne olduğu (sınırdaki taciz ateşi olayları dışında) kamuoyuna açıklanmamıştır. Dolayısıyla BM şartının 51. Maddesi’ndeki gerekçe oluşmamıştır.

Böylesi savaş ilanı anlamına gelen bir saldırının gerekçesinin Genelkurmay Başkanlığı tarafından açıklanması da dikkate çekicidir. Fiilen TBMM ve Hükümet devre dışı bırakılmıştır.

Genelkurmay açıklamasında sivillere zarar verilmemesi konusunda azami dikkat gösterileceği belirtilmiştir. Ne var ki başlatılan saldırı sonucunda, her ne kadar şu an için somut bilgilere ulaşma imkanı olmamakla birlikte, onlarca sivilin yaralandığı ve ölümler olduğuna dair çeşitli basın yayın kuruluşlarında yer alan haber ve görüntüler derin kaygı uyandırmaktadır. Türkiye, Cenevre Sözleşmeleri’ne taraftır ve eylemlerinin sorumluluğunun farkında olmalıdır. Yüz binlerce insanın yaşadığı Afrin bölgesinde yaşanabileceklerin insani felakete yol açacağı kaygımızı bir kez daha paylaşmak isteriz.

Yukarıda belirtildiği gibi Türkiye’nin Afrin bölgesine saldırıyı gerektirecek tehdidinin somut olarak bulunmadığını belirtmek isteriz. Türkiye’deki siyasal iktidar baskıcı ve otoriter karakterini devam ettirebilmek ve OHAL’i sürdürebilmek için böylesi ağır acılara yol açabilecek bir savaş eylemini başlattığı izlenimi edinilmektedir. Türkiye’de yaşayan milyonlarca Kürt ve Arap’ın soydaşı olan Suriye Rojavası’ndaki Kürt ve Arapların diğer halklarla birlikte oluşturduğu yönetim biçimlerini tehdit olarak değerlendirmek demokrasi ve insan haklarına aykırıdır. Bu durum Türkiye’de bir arada barış içinde yaşamak isteyen halklar arasında derin kırılmalara sebep olabilecek ve Türkiye iç barışını büyük bir tehlikeye atabilecektir. Siyasal iktidarı bu çılgın savaş eyleminden bir an önce vazgeçmeye davet ediyoruz.

Siyasal iktidara bir kez daha sesleniyoruz:

Türkiye içinde ve dışında çatışmaya ve savaşa dayalı politikalardan vazgeçiniz. Demokratik kurallar çerçevesinde bütün halklar ve inançlarla bir arada yaşama imkanı vardır. Yeter ki bu sorunların barışçıl ve demokratik yollarla çözümü konusunda irade gösterilebilsin. Dünyada çok sayıda örnekleri olduğu gibi Türkiye’nin de Kürt Sorunu’nun çözümü için sahici bir çatışma çözümüne ihtiyacı vardır.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi bastırıldığı halde süreci karşı darbeye dönüştüren ve 20 Temmuz 2016’dan beri Türkiye’yi OHAL rejimiyle yöneten siyasal iktidar, şimdi de Suriye kantonlarının yönetim biçimlerini gerekçe gösterip Türkiye’yi bir oldu bittiyle karşı karşıya bırakmış ve sıcak savaşa sürüklemiştir. Siyasal iktidar bu politikasından vazgeçmediği takdirde Türkiye’yi savaş haline göre yöneteceği açıktır. Böyle bir durumda da demokrasi ve insan hakları adına söylenebilecek hiçbir şey kalmamaktadır.

Türkiye ve dünya kamuoyunu bilhassa da insan hakları hareketi ve kurumlarını, başlatılan bu savaşın büyümeden sona erdirilmesi ve sorunları diyalog ve müzakereyle çözme konusunda inisiyatif almaya ve harekete geçmeye davet ediyoruz.

Savaşa karşı barışı savunuyoruz! 
İnadına barış diyoruz!