22 Haziran 2016

Özgür Gündem gazetesine yönelik baskılara karşı dayanışma sergilemek ve basın özgürlüğünü savunmak için genel yayın yönetmenliği kampanyasına katıldıkları için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ifade vermeye giden Türkiye İnsan Hakları Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı insan hakları savunucusu adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, yazar Ahmet Nesin ve gazeteci Erol Önderoğlu 20 Haziran 2016 günü İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından tamamen keyfi bir şekilde tutuklanmışlardır. İfade özgürlüğü hakkını kullanan ve hak savunucusu olarak basın özgürlüğünden yana tutum alan arkadaşlarımızın tutuklanmalarını kınıyoruz.

Türkiye, 7 Haziran 2015 tarihinden beri fiili başkanlık modeli adı altında kendi anayasasını bir kenara itmiş ve tamamen otoriter bir yeni yönetim anlayışı ile yönetilmeye devam etmektedir. Elbette bunun sorumlusu siyasal iktidarı kullanan Cumhurbaşkanı ve AKP’dir. Türkiye, tek kişi yönetimi altında yasama, yürütme ve yargı erklerinin anlamsızlaştığı ve otokratik bir yönetim pratiği sergilemektedir. Hiç kimsenin hukuk güvenliği olmadığı gibi ülkede yaşanan savaş nedeni ile de kimsenin can ve mal güvenliği de yoktur

İnsan hakları savunucuları, aydın ve yazarlar, gazeteciler, avukatlar, sendikacılar ve esasında otoriter yönetime itiraz eden herkes bu yönetimin baskıcı uygulamaları ile karşılaşmaktadır. Yargı yolu ile baskı politikası en uç noktasına ulaşmış, başta HDP’liler olmak üzere milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasından sonra halkın haber alma hakkını sağlamak için dayanışmada bulunan herkes bu politikadan nasibini almaya başlamıştır.

Türkiye’de derin bir sistem krizi yaşanmaktadır. Türkiye’nin ideolojik ulus devletini savunan ve bunun devamından yana olan iktidar partisi ve yandaşları “üniter başkanlık” modeli altında bu sistemi devam ettirerek farklı etnik, dini, kültürel ve dil gruplarının haklarını inkar etmenin yolunu aramaktadırlar. Türk etnisitesine dayalı ve sunni Müslüman din anlayışının devletleşmiş halini benimseyen Türk ulus devlet anlayışı 20.yüzyılda kalmış olup,  21.yüzyılda devam ettirilmesi mümkün değildir. Türkiye’nin demokratik dönüşümü gerçekleştirip başta Kürt sorunu olmak üzere tüm sorunlarını siyasal zeminde demokratik ve barışçıl yollarla çözmek dışında şansı bulunmamaktadır. Bu basit gerçeği kavramak yerine Cumhurbaşkanının ve AKP’nin, siyasal gelecekleri uğruna ülkenin bir savaş ortamına sürüklenmesi ve bunun bir beka sorunu olarak sunulması büyük bir aldatmacadır.

Toplumsal muhalefeti oluşturan kesimlerin biran önce demokrasiden yana tutumlarını demokrasi bloku oluşturarak ortaya koymalarının vakti gelmiştir. Fincancı, Nesin ve Özdoğan’ın tutuklanmaları artık demokrasiden yana güçlerin bir araya gelip mücadele etmekten başka seçenekleri olmadığını bir kez daha ortaya koymuştur.

İfade özgürlüğü demokrasinin ön şartıdır. Arkadaşlarımızın tutuklanması ifade özgürlüğünün tamamen sonlandırıldığını ve demokrasinin olmadığını ortaya koymuştur. Bizler her şeye rağmen eşitlik, özgürlük, adalet, barış ve demokrasi mücadelesini ısrar ve inatla sürdürmeye devam edeceğiz. Arkadaşlarımızı ve düşünceleri nedeni ile tutuklu bulunan herkesi en kısa zamanda özgürlüklerine kavuşturmak için kamuoyunu duyarlı olmaya davet ediyoruz.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ