Sur’da Acele Kamulaştırma Bir Kültürel Soykırımdır

695

2015 yılının Ağustos ayından başlayarak içinde bulunduğumuz 2016 Mart ayına kadar halen devam eden sokağa çıkma yasağı uygulamalarında, yüzlerce sivil yaşamını yitirdi, binlerce ev ve işyeri kullanılamaz hale getirildi. Bu süre zarfında bugüne değin 7 kentin 23 ilçesinde sayısız kez ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında, sıkıyönetim uygulamalarını aratmayan hukuk dışı ve insanlık suçu niteliğindeki görüntülere şahit olduk.  Bizler de, insan hakları savunucuları olarak birçok kez yaşanan ağır insan hakları ihlallerini raporlaştırdık ve kamuoyuyla paylaştık.

Yasakların sürdürüldüğü ilçelerde güvenlik güçleri tarafından ve kontrol mekanizmasından yoksun bir şekilde başlatılan operasyonlar sırasında, yüzbinlerce insan, konut ve kişi dokunulmazlığı, barınma, beslenme, sağlık, eğitim, haberleşme ve iletişim, işkence ve kötü muamele, hukuk dışı ev baskınları, haksız gözaltı ve tutuklanmalar, gösteri ve protesto hakkına yönelik müdahaleler gibi insan hakları ihlallerine maruz kalmıştır. Yine güvenlik güçleri tarafından icra edilen operasyonlar sırasında sivil insanlar hedef gözetilecek şekilde öldürülürken, birçok kez cenazelerin tahrip edilmesi, yakılması, sürüklenmesi ve çıplak teşhir edilmesi şeklinde insanlık suçları işlenmiştir.

Ülkeyi 2002’den beri yöneten siyasal iktidar, her seferinde OHAL’i kaldırmasıyla övünmekte, bölgede OHAL ve sıkıyönetim kararlarının alındığı “karanlık devrin” geride kaldığını ve asla bu tür kararların alınmayacağını belirtmektedir. Meşruluk kavramının gölgesine sığınan hükümet organlarının belirlediği politikalarla şekillenen sokağa çıkma yasakları, tam da bölgede yoğunlaştırılmış güvenlik uygulamalarının, OHAL ve sıkıyönetim uygulamalarının farklı bir vizyonla hayata geçirildiğinin fotoğrafıdır. 2 yılı aşkın bir zaman diliminde çözüm ve demokratikleşme konularında ilerleyen sürecin, bir anda çatışmalı sürece evrilmesiyle birlikte, OHAL döneminde köylerin yakılıp, boşaltılmasında olduğu gibi bu kez şehirlerimiz ağır silah ve patlayıcılarla talan edilmiş, kültürel varlıklarımız tahrip edilmiş ve yurttaşlar, zorla yerinden etme uygulamalarına tabi tutulmuştur.

Son olarak, Bakanlar Kurulu’nun 21 Mart 2016 tarih ve 2016/8659 sayılı kararıyla, Sur ilçesinin neredeyse tamamı hakkında “acele kamulaştırma” kararı alınmıştır. Sokağa çıkma yasaklarına dayanak olarak nasıl ki 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11 maddesinin C bendi gösterilmişse, Sur İlçesinin tamamına yakınının “acele kamulaştırılmasının” dayanağı olarak da Kamulaştırma Kanunun 27. Maddesi gösterilmiştir. Ancak, söz konusu hukuksuz uygulamaların “yasallık” kılıfına uydurulması, uluslararası mevzuatın ve evrensel hukuk değerlerinin ayaklar altına alınması sonucunu değiştirmemektedir. Evrensel hukuk bir tarafa, ulusal mevzuat dahi, idareye temel hak ve hürriyetleri keyfi bir şekilde ihlal etmeyi yasaklamıştır. Sur’un kamulaştırılması kararı açık bir şekilde “mülkiyet hakkının” ve “ayrımcılık yasağının” ihlalidir.

Sur’a ilişkin “acele kamulaştırma” kararı adeta, Şark Islahat Planının günümüzde uygulanan halidir. Yurttaşlar bir kez daha Tedip, Tenkil ve Tehcir politikası ile karşı karşıyadır. Operasyonların devam ettiği süreçte, hükümete yakın yayın organlarıyla bu projenin psikolojik zemini yaratılmış; Başbakanın açıklamış olduğu “Terörle Mücadele Master Planı” ile teorisi ortaya konmuş, çatışmaların sona ermesiyle birlikte proje uygulanmaya başlanmıştır. Çatışmaların sona ermesiyle birlikte, yasak ilanının devam ettiği ilçede görülebilen tek faaliyet, güvenlik güçlerinin kontrolünde ilçede sağlam olan evlerin dahi yıkılarak kepçe ve kamyonlarla hafriyatların taşınmasıdır. Büyük bir bölümü köy yakma ve boşaltmaların yaşandığı 90’lı yıllarda yerinden göçertilmiş olan yurttaşlardır. Yurttaşlar, bir şekliyle yaşadıkları ruhsal ve ekonomik travmayı sığındıkları Sur ilçesinde bir şekilde kendi imkanlarıyla onarmaya çalışırken, ikinci bir travma ile karşı karşıya bırakılmışlardır.

Bilindiği gibi, Almanya’nın Bonn kentinde UNESCO 39. Dünya Miras Komitesi Toplantısında alınan nihai kararla 04 Temmuz 2015 tarihinde, 5 bin 700 metre uzunluğunda ve 12 metre yüksekliğindeki Diyarbakır Surları ile 700 hektarlık alanı kapsayan Hevsel Bahçeleri,  “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne alınmıştı. “Dünya Kültür Mirası Listesi”nde bulanan yapıların korunmasına ilişkin yıllık 4 milyon dolarlık bir toplam fon desteği söz konusu iken ve Sur ilçesindeki yapıların acil onarım ihtiyacının bu fonlarla sağlanabileceği ortada iken, acele kamulaştırma kararının altında yatan bir diğer fikrin rant sağlamak olduğunu görmek mümkündür.

Biz insan hakları savunucuları olarak kamulaştırma kararıyla, Sur ilçesinde ikamet eden binlerce yurttaşın zorla yerinden edildiğini, kültürel bir soykırımla kentimizin belleğinin silinmeye çalışıldığını ve tarihi dokuların tehdit altında bırakıldığını ifade ediyor, alınan bu kararın derhal iptal edilmesini talep ediyoruz.

 

 İNSAN HAKLARI DERNEĞİ

DİYARBAKIR ŞUBESİ