OHAL’in Uzatılmaması ve Derhal Kaldırılması İçin İmza Kampanyası Başlatıyoruz

1154

Kampanya Metni

TBMM BAŞKANLIĞI’NA,

OHAL Uzatılmamalı Derhal Kaldırılmalıdır.

Demokrasi karşıtı 15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasından sonra demokrasi ve özgürlükler adına rahat bir nefes alan toplum, ne yazık ki olağanüstü hal (OHAL) kararname ve uygulamalarıyla sivil bir darbe ile yüz yüze geldi. Menfur 15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasıyla, özgürleşme ve demokratikleşme yolunda ciddi adımlar atılması beklenirken TBMM denetiminden dahi geçirilmeyen OHAL kararnameleriyle keyfiliğin egemen olduğu baskı rejimiyle korku çemberi yaratılmış oldu.

Resmi yetkililerin çeşitli tarihlerde yapmış oldukları açıklamalardan elde edilen ve artarak değişen verilerine göre ilk elli günde; 40.000 gözaltı, 20.000 tutuklama yapıldı. 80.000 çalışan açığa alındı. 45 gazete, 24 radyo, 18 TV, 15 dergi, 29 yayınevi, 3 haber ajansı kapatıldı. 100 gazeteci gözaltına alındı. 37 gazeteci tutuklandı (bugün itibarıyla 93 gazeteci halen tutukludur). 28 belediyeye kayyum atandı. Bazı şehirlerde Kürt muhtarlar görevden alındı.

Menfur darbe girişimi, 15-17 Temmuz sonrası kesin olarak önlenmişken 20 Temmuz sonrasında OHAL ilanının, haklı ve makul bir gerekçesi bulunmamaktadır. Nitekim “BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin askıya alındığının bildirilmesi üzerine, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği şu hususları vurgulamıştır; “Türkiye’deki kriz hissini anlıyoruz, ancak hükümetin geniş çaplı insan hakları güvencelerini sınırlayan adımlarını, hali hazırdaki durum göz önüne alındığında haklı ve yerinde adımlar olarak görülmekten uzaktır. Bu durumdan endişeliyiz.”  Yüksek Komiserlik tarafından duyurulan 19 bağımsız insan hakları uzmanın çağrısında da BM kişisel ve siyasal haklar uluslararası yükümlülükleri azaltmayı düzenleyen 4. Madde için şöyle demiştir; “… Sözleşmenin 4. Maddesinin işletilmesi ancak ulusun yaşamına bir tehdit olması durumunda sözleşmeye uygundur. Fakat burada bir tehdittin varlığı tartışmalıdır. Bu koşulun sağlandığı durumlarda dahi sözleşmenin 4. Maddesi bir devletin sözleşmedeki yükümlülüklerinin ne ölçüde azaltabileceğine sınırlar koyar.” diyerek ; “… olağanüstü halde dahi bir devlet yaşam hakkını koruma, işkence yasağı, adil yargılama sürecinin temel unsurlarına bağlı kalma, ayrımcılık yapmama ile herkesin inanç ve düşünce özgürlüğünü koruma yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınamaz. Sözleşmenin 4. Maddesindeki yükümlülükleri azaltma hükmü sözleşmedeki tüm yükümlülükleri reddedebileceğine açık çek vermez. Sözleşmedeki tedbirler Türkiye’yi daha da derin bir krize sokacak şekilde kullanılmamalıdır. 15 Temmuz darbe girişimden bu yana özellikle eğitim, medya, ordu ve yargıda tutuklama ve tasfiyelerin gerçekleştiği ifade edilirken; temel insan haklarını etkileyen, geniş ve gelişi güzel idari yetkiler getiren düzenlemelerin ardından işkence iddiaları ve kötü ve gözaltı ve tutukluluk gündeme geldi” dediler.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve bağımsız insan hakları savunucuları OHAL için Siracusa ilkeleri denilen koşulların şart olduğunu vurgulamaktadırlar. Yani;

  1. a) Ulusun yaşamını tehdit eden bir durumdan bahsedebilmek için nüfusun tamamını ve devlet topraklarının bir kısmını veya tamamını etkilemesi,
  2. b) Anayasal kurumların işleyişini, varlığını, nüfusun fiziksel bütünlüğünü tehdit etmesi aranıyor.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 15. Maddeye göre de aynı koşullar gerekiyor.

AİHS, AİHM kararlarına göre de OHAL in meşru sayılabilmesi için tehlike, mevcut veya pek yakın olmalı ve sonuçları bütün ulusu etkileyecek nitelikte olmalıdır. OHAL i gerektiren olay aynı zamanda ortaya çıkmış olmalı, yani ortaya çıkma ihtimali gerekçesiyle olağanüstü yönetim usullerine başvurulmamalıdır. OHAL için başka önemli bir şart da, mevcut tehlikeye karşı devletin normal olanaklarıyla karşı koymada güçsüz kalmasıdır.

15 Temmuz darbe girişimi 15-17 Temmuz da kesin olarak devlet güçleriyle bastırıldığı halde, ayrıca pek yakın tehlike emaresi de olmadığına göre OHAL ilanı ve devamı haklı ve meşru kabul edilemez.

Haklı ve meşru OHAL de dahi, gereklilik, ölçülülük, ulusal üstü hukuki yükümlülüklere uymak şarttır. Anayasanın 15. Maddesinde vurgulanan uluslararası yükümlülüklerle sadece antlaşmalar değil, örf adet hukukunu ve hukukun genel ilkelerini de kapsar.

Haklı ve meşru OHAL de dahi insan hakları hukukunda sert çekirdek haklar olarak kabul edilen haklara riayet edilecek, yükümlülük asla azaltılmayacaktır. OHAL de dahi dokunulmazlığı olan bu haklar; ayrımcılık yasağı (ANY(Anayasa) 10), kişi olarak tanınma hakkı (ANY 12/1, ANY 17/1), yaşam hakkı (ANY 17), işkence yasağı (ANY 17), kulluk ve kölelik yasağı (ANY 17), din, vicdan, düşünce kanaat özgürlüğü (ANY 24, 25), suç ve cezaların kanuniliği, geriye yürümezliği  (ANY 38/1), masumiyet karinesi (ANY 38/34), borç nedeniyle hapis yasağı (ANY 38/8), adil yargılanma hakkı (ANY36).

OHAL’ in ulusal ve uluslararası hukukta kabul edilmiş olan standartlara uygun olarak sürdürülmesi verili hukuk düzeninin gereğidir. OHAL Kanunu, Anayasa, AİHS, kişisel ve siyasal haklar uluslararası sözleşmesi hukuksal çerçeveyi oluşturmaktadır. Şu ana kadar 6 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yayınlandı. Anayasa 121. Maddeye göre amir hükümdür; OHAL KHK’nin yayınlandığı gün Meclis denetiminden geçmesi gerektiği halde şu ana kadar hiçbir kararname meclis denetiminden geçmemiştir.

OHAL ilanının hukuka uygunluğu usul, yer, süre ve sebep unsurları açısından irdelendiğinde şu halen hukuka uygun bir OHAL bulunmamaktadır. Sebep açısından yukarıda izah ettik. Usul açısından da kararnameler yönüyle meşruiyet yoktur. Hukuka uygun bir OHAL de KHK’ler yalnızca olağanüstü hal ilanını gerektiren nedenler gözetilerek bu nedenlerin ortadan kaldırılması için o duruma özgü kimi önlemler alınabilir. OHAL in gerekli kıldığı konular, OHAL in neden ve amaç öğeleriyle sınırlıdır. OHAL KHK’ları sadece OHAL süresince ve OHAL bölgesince geçerlidir. (ANY Mahkemesi kararına göre) yine ANY Mahkemesi kararına göre OHAL KHK’larıyla birlikte yasalda değişiklik yapılamaz. (ANY Mahkemesi 90/25 E, 91/1 K) şu ana kadar çıkan 8 OHAL kararnamesi de Anayasa Mahkemesinin belirlemiş olduğu OHAL in konusu ve süresine dahil sınırlamaları ihlal etmektedir.

Savunma hakkı dahi tanınmadan kamu görevinden çıkarılanlar, dernek ve vakıfların kapatılması, mal varlıklarına el konulması gibi uygulamalar OHAL sonrasını da etkileyecek insan hakları ihlalleridir. 11.301 eğitim emekçisinin görevden alınması toplumsal muhalefete yönelen bir durumdur ve kabul edilemez, Bakanlığın görevden uzaklaştırma/alma kararlarının, soyut iddialardan başka, hiçbir hukuki somut dayanağı bulunmamaktadır. OHAL ve KHK’larla cadı avının ötesinde toplumsal muhalefet tasfiye edilerek yeni bir rejim kurulmak istenmektedir.

Bugün OHAL ilanı sebepleriyle hiç ilgisi olmadığı halde ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, mülkiyet hakkı ve kamu hizmetine girme hakkın geleceği de kapsayacak şekilde ayaklar altına alınmaktadır.

667 ve 668 sayılı KHK’lar ile adil yargılanma hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı rafa kaldırılmıştır. 30 günlük gözaltı, 5 günlük müdafi görüş yasağı, müvekkil avukat gizliliğinin kaldırılması, duruşmalarda avukat sınırlaması 1990’ların, 12 Eylüllerin işkenceli günlerine dönüştür. Sert çekirdek haklardan olan, yani dokunulmaz haklardan olan “ işkence, onur kırıcı kötü muamele yasağı”, masumiyet karinesi, din vicdan düşünce kanaat özgürlüğü, adil yargılanma hakkı bugün yoğun bir şekilde ihlal edilmektedir. Kürt illerinin belediyelerine kayyum atanarak, Kürt muhtarlar görevden alınarak ayrımcılık yasağı ihlal edilmektedir.

667 ve 668 sayılı KHK’ler ile insan hakları ihlaline yol açan kamu görevlilerine cezasızlık zırhı getirmiştir. Görevleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumlulukları olmayacağı düzenlenmiştir. Oysa cezasızlıkla mücadele OHAL ilan edildiği zaman da dahi geçerli olan bir yükümlülüktür.

Yine 668 kararname ile KHK kapsamında alınan kararlar ve işlemler nedeniyle açılan davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemeyeceği düzenlenmiştir. Oysa bu tür bir düzenlenme ancak kanun ile yapılabilir. KHK ile kanun değişikliği yapılamaz, ilkesi ihlal edilmiştir.

ÖZET OLARAK,

USUL, YER, SÜRE, SEBEP, AMAÇ AÇISINDAN HUKUKA UYGUN BİR OHAL BULUNMAMAKTADIR. TOPLUMSAL İHTİYACIMIZ DESPOT İDARELER DEĞİL ÖZGÜRLÜKÇÜ REJİMLERDİR. TOPLUMUN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAYACAK OLAN BASKICI REJİMLER DEĞİL, HERKES İÇİN EN GENİŞ, EŞİT, ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİLERDİR. BİZ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNE SAHİP ÇIKAN YURTTAŞLAR OLARAK TBMM’DEN OHAL’ İN UZATILMAMASINI, DERHAL KALDIRILMASINI TALEP EDİYORUZ.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ