Türkiye’nin Suriye ve Irak ile ilgili TBMM’de kabul ettiği tezkerelere dayanarak sık sık sınır ötesi hava harekâtları düzenlemesi ve özellikle Suriye ve Irak’ta kara gücü bulundurması oldukça tehlikeli bir hal almış ve Türkiye’yi büyük bir savaş gerçekliği ile yüz yüze bırakmıştır. Bu tezkerelerin Anayasa’nın 91. Maddesi’ne uyumlu olmadığının yanı sıra BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan başka ülkelerin topraklarına fiili saldırıda bulunmanın ve asker konuşlandırmanın ciddi hukuki sonuçlara yol açma ihtimali olabilecektir.

Bu tezkerelere dayanarak Suriye’deki Rojava Kantonlarına askeri harekat düzenlenmesinin mümkün olmadığını belirtmek gerekir. Türkiye Anayasası’na göre TBMM tarafından savaş kararı alınmadığı sürece böylesi bir askeri operasyon yapılamaz ve yapılmamalıdır. Türkiye çok taraflı veya ikili sözleşmelere dayanmadan Suriye topraklarında bulunamayacağını bilmelidir. Siyasal iktidar oldu bittilere dayanarak Türkiye’yi daha büyük bir savaş içerisine sürüklememelidir.

Türkiye kendi parlamentosunda savaş ilanı kararı almadan fiilen savaş yürüten bir pozisyondadır ve bu savaş durumunu büyütmek istemektedir. Bu nedenle de sürekli yeni düşmanlar icat etmektedir.

Temmuz 2015’e kadar düşman olarak kabul edilmeyen Suriye Rojavası’ndaki kanton yönetimleri şimdi ne için düşman olarak görülmektedir? Hükümetin bu durumu kamuoyuna izah etmesi gerekmektedir. Suriye’deki sorunun da Türkiye’deki Kürt Sorunu ile bağlantılı olduğu gerçeği burada da karşımıza çıkmaktadır. 

Türkiye’nin Kürt Sorunu’nu demokratik ve barışçıl yollarla çözmek için diyalog ve müzakere yöntemini seçmek yerine çatışmayı ve savaşı derinleştirip sorunu şiddetle çözmeyi tercih etmesi ciddi bir savaşın yaşanmasına sebep olmuştur. Suriye’nin kuzeyinde Rojava isimli bölgede başta Kürtler olmak üzere diğer etnik ve inanç gruplarının birlikte oluşturdukları fiili yönetimle iyi ilişkiler kurmak yerine bunu bir tehdit unsuru olarak görmek gibi tarihsel ve sosyolojik gerçekliğe aykırı bir durum yaratmıştır. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin ve Alevilerin soydaşı ve akrabası olan toplulukların komşu Suriye’nin kuzeyinde IŞID/DAİŞ ve bilimum cihatçı çete saldırılarına karşı kendi özyönetimlerini oluşturmaları Türkiye için bir tehdit olarak görülmemelidir.

Kısacası ülkemizi yöneten siyasal iktidarın, Türkiye içinde ve dışında barışçıl politikalar geliştirmesi ve bir an önce çatışmayı ve savaşı sona erdirecek adımlar atması gerekmektedir. Devam eden savaşın yarattığı ölümler ve tahribatın toplumlarda yarattığı derin yarılmayı daha fazla büyütmesi oldukça tehlikelidir.

Hükümetin Suriye Rojavası’nda bulunan Afrin ve Menbic bölgelerine yönelik askeri harekat yapılacağına dair açıklamaları ve bunun Türkiye basınına yansımaları oldukça vahimdir. Başta hükümet yanlısı medya olmak üzere ana akım medyada yapılan savaş çığırtkanlıklarını kınıyor, medyayı aklıselime davet ediyoruz. Savaş politikalarına karşı barıştan yana olanların sesine kulak vermeye davet ediyoruz.

Bu savaş politikalarına karşı inadına barış diyoruz!

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ