VAN F TİPİ CEZAEVİ RAPORU

1022

VAN F TİPİ CEZAEVİNDE YAŞANAN HAK İHLALLERİ RAPORU

İHD MAZLUMDER
 
A. OLAY
Van F Tipi Cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin bir takım hak ihlallerine uğradığına ilişkin olarak Van Tutuklu ve Hükümlü Yakınları Demokratik Hukuk ve Yardımlaşma Derneği tarafından bir dosya halinde İnsan Hakları Derneği ve MAZLUMDER Van Şubesine başvuru yapılmıştır. Bunun yanında tutuklu avukatlarına İnsan Hakları Derneğine de bizzat tutuklular tarafından bazı şikâyetler iletilmiştir.

Sunulan dosyada Özetle; Esma SEYDAOĞLU, Ramazan KAÇAN, Ekrem YILMAZ, Nazım İŞ, Mahsun KIRDAĞ, Aziz ASLANTOSUN, Bedirhan ŞENGÜL, Osman İPEK, Perihan ÖZLÜ, Zahide BESİ, Hasan KAÇAK, Adnan BOR, Nezire ESEN ve Haci ALTAŞ’ın başvuru yaptığı gözlenmiştir. Başvurucuların bizzat imzaladığı dilekçelerde özetle; Ziyaretçilerin cezaevine girişlerde iç çamaşırlara kadar arama yapıldığı, pantolonların çıkartıldığı, götürdükleri eşyaların tutuklu ve hükümlülere verilmediği, kantinlerde fahiş fiyatlarla satış yapıldığı, Kürtçe konuşmalarda telefonlarının kesildiğini, açık görüş süresine uyulmayarak kısa kesildiği, kot pantolon ya da demir düğmeli giyeceklerin duyarlı makinelere ötmesi nedeniyle bu kıyafetlerin yasak olduğu, görüş yerine gidinceye kadar 4 ayrı yerde sıkı arama yapıldığı şeklinde genel şikâyetler belirtilmiştir. Bunun yanında Perihan ÖZLÜ adındaki tutuklu yakınını ise iki oğlunun da F Tipi Cezaevinde kaldığını, iki kardeşi aynı koğuşa vermediklerini, ikisinin de ziyaret günlerinin farklı olduğunu, bunun için farklı farklı günlerde ziyarete gelmek zorunda kaldığını ancak kısmi felç olması nedeniyle çocuklarını ziyarete gitmekte ciddi sıkıntılar çektiğini belirtmiştir.

B. HEYET OLUŞUMU
Van F Tipi Cezaevinde gerek ziyaretçilerin gerekse tutuklu ve hükümlülerin bir takım hak ihlallerine uğradığını yerinde araştırmak ilgililerle görüşmeler gerçekleştirmek üzere bir heyet oluşturulmuştur. Oluşturulan heyette;

İHD Van Şube Başkanı Av. Cüneyt CANİŞ,
MAZLUMDER Van Şube Başkanı Av. Abdulbasit BİLDİRİCİ
Av. Abdurrahman BAYAR

C. HEYETİMİZİN YAPMIŞ BULUNDUĞU GÖZLEMLER
Heyetimiz cezaevine oto ile gitmiştir. Avukatların kullandığı otomobil cezaevine yaklaşık 200-300 metre mesafede park ettirilmiştir. Yer müsait olmasına rağmen aracın daha yakın bir mesafede otomobilin park etmesine izin verilmemiştir. Belirtilen bu 200-300 metrelik mesafe cezaevinin sadece nizamiye giriş kapısına olan mesafedir. Nizamiye girişinden tutuklu ve hükümlülerin kaldığı alana olan mesafe ise bu mesafenin tahminen iki üç misli kadardır. Bu mesafede avukatların sağdan yürümeleri gerektiği kendilerine eşlik eden nöbetçiler tarafından ihtar edilmektedir. Nizamiyeye girdikten sonra soldan yürümeye izin verilmemektedir.

Cezaevinin her aşamasında oldukça yüksek bir güvenlik çemberinin bulunduğu gözlenmiştir. İlk girişte elektronik ortamda avukatların elleri yine elektronik bir alete oturtulmuş ve cihazın bu eli tanıması sağlanmıştır. Daha sonra ki aşamalardan geçerken çelik dönerli kapıların bu eli tanıması üzerine içeri geçilebilmektedir.

Tutuklularla yapılan görüşme odasının camlı kısmından bir görevli içeriyi sürekli gözlemlemektedir. Görevlilerin konuşmaları içeriden duyulduğu için avukat müvekkil görüşmeleri de muhtemelen görevlilerce duyulmaktadır.

Ana giriş kapısında, avukatların üzerinde sim kart ve telefon bulundurmadıklarına dair imza atmalarına rağmen diğer tüm kontrol noktalarında avukatlara sim kart ve telefon bulundurup bulundurmadıkları ayrıca sorulmaktadır.

D. YAPILAN GÖRÜŞMELER
İddiaları yerinde inceleyip araştırmak amacıyla 24.11.2006 günü heyet olarak Van F Tipi Cezaevine gidilmiştir. İletilen şikâyetler genel mahiyetteki şikayetler olduğu için iki tutuklu ile görüşülmüştür.

1.Reşit NANTO (8 aydır tutuklu)
Yapılan görüşmede özetle şunlar belirtilmiştir:
Sabah 08:00 ve akşam 08:00 olmak üzere günde iki sayım yapıldığı, sayımlarda keyfi uygulamaların olduğu, ayağa kalkmanın zorunlu kılındığı, kalkmayan tutukluların zorla ayağa kaldırıldığı, daha önce 3 ay İzmir Kırıklar 2 nolu F Tipi Cezaevinde kaldığını, buraya İzmir’den geldiğini ancak orada bu tür uygulamaların bulunmadığını, uygulamanın Van’a has olduğunu,

Cezaevinde kitap kısıtlaması bulunduğunu, örgütsel olduğu savıyla bazı kitapların içeri alınmadığını, Kürtçe kitap okuyamadıklarını, Özgür Gündem, Azadiya Welat, Özgür Halk ve Esmer Dergilerini okuyamadıklarını, daha önceleri Radikal Gazetesi’nin de alınmadığını ancak dilekçe vermeleri üzerine Radikal Gazetesi’nin serbest bırakıldığını,

Ancak haftada bir spor yapma imkânının verildiğini, bunun da 2 saatle sınırlı tutulduğunu, normalde haftada bir hem sohbet hem de spor yapma imkânlarının olması gerektiğini ancak bir hafta spor bir hafta da sohbet olanağı tanındığını, bu kısıtlamaya ise uygulamaları protesto etmeleri üzerine başlandığını,

İtirafçıları örgüt üyeliğinden yargılananların içine sokarak aynı odada tuttuklarını, buna itiraz edip şikâyet edenleri ise hücreye attıklarını, bu hücre cezasını protesto eden diğer tutuklu ve hükümlülere ise ceza olarak fax, mektup, telefon ve faaliyet yasağı getirildiğini,

Bu protesto sonrası, yapanlarla ilgili olarak 80 civarında kişi hakkında soruşturma başlatıldığı, zaten cezaevinde toplam 100 civarında kişinin bulunduğu, bu soruşturmadan sonra dışarıya gönderilen mektuplara el konularak sahiplerine iletilmediği, gönderilen mektupların ise tamamen resmi mercilere yaşanan haksızlıkları şikâyet mektupları olduğunu,

Kardeşi Eyüp NANTO hakkında ise tutuklu ve hükümlüleri yasal şikâyet haklarını kullanmaları için kışkırttığı gerekçesiyle ayrıca soruşturma başlatıldığını,

Cezaevinde su sıkıntısı bulunduğunu, haftada sadece 2 gün sıcak su verildiğini ancak verilen bu suyun da 1,5 saat boyunca aktığını, akan bu suyun 45 dakikasının zaten soğuk su olarak aktığını, kalan 45 dakika içinde de 3 kişinin banyo yapmak zorunda kaldıklarını, sabahları bazen zorunlu gusül abdesti almak zorunda kaldıklarında bunu soğuk su ile yapmak zorunda kaldıklarını, bulaşıklarını soğuk su ile yıkamak zorunda kaldıklarını, bunun da hijyen için yeterli olmadığını,

Hasta olduğu için ilaç kullananların ilaçlarının görevlilerde kaldığını, günlük alınan ilaçların görevlilerce getirilip tek tek ve çıplak ele konularak verildiğini, örneğin gece yarısı şiddetli baş ağrısı çekenlere ağrı kesici ilaç verilmediğini, buna gerekçe olarak da revirin kapalı olmasının gösterildiğini,

Hastaneye sevk için ağır rahatsızlık gibi bir gerekçe ileri sürüldüğünü, kendisinin diş problemi bulunduğunu, 6 tane dişinin hiç olmadığını, dişlerinden ikisinin İzmir’de gözaltına alındığı zaman kendisini gözaltına alanlar tarafından kırıldığını, ikisinin dolgu yaptırılması gerektiğini ancak yapamadığı için çektirmek zorunda kaldığını, bunları kendi parasıyla yaptırmak istediğini, parasını kendisi vermek istemesine rağmen ancak 2010 yılında kendisine sıranın geleceğinin söylendiğini,

Kürtçe mektup yazmanın yasak olduğunu,

Aramaların çok yoğun olduğunu, cezaevinin zaten çok yüksek güvenlikli olduğunu, buna rağmen bu kadar yoğun arama yapılmasının insan onurunu zedeleyecek düzeye ulaştığını, avukatlarıyla görüşmeye gelirken iki kez, görüşmeden sonra da iki kez olmak üzere 4 kez aramadan geçirildiklerini, nereye çıkmak isterlerse yeter ki odalarından çıkmak zorunda kaldıklarında her seferinde iki kez aramaya tabi tutulduklarını,

Ayda bir askeri arama yapıldığını, bu aramalarda esasında bir kişinin arama esnasında odada kalması gerektiğini ancak askerlerin buna izin vermediklerini, arama sonrası odalarının dağıtıldığını, kitaplarının yerlere atıldığını, 5 adet kitabının bu aramalar esnasında yırtıldığını,

Tutukluların istedikleri odaya geçemediklerini, gerçekte bunun hakları olduğunu, örneğin yanındaki şahsın sigara içtiğini ve kendisinin sigara içilmeyen bir odaya geçmek istediğini belirtmesi üzerine buna yaşı küçük olduğu bahanesiyle izin verilmediğini belirtmiştir.

2. Seferi YILMAZ
Yapılan görüşmede özetle şunlar belirtilmiştir:
Reşit NANTO’dan sonra Seferi YILMAZ ile bir görüşme gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmede Reşit’in anlattıkları üzerinden gidilmiş ve söylenenlerin doğru olup olmadığı sorulmuştur. Seferi YILMAZ ise tüm anlatılanların hepsinin doğru olduğunu hatta fazlasının bulunduğunu belirtmiştir.

Bir arkadaşının gazetelerden sökerek biriktirmiş olduğu resim ve kupür arşivinin arama esnasında alındığını, Haftada bir pratisyen bir doktorun muayene için geldiğini ve bunun da yetersiz olduğunu, Sayımda kollarının zorla utulup kaldırıldıklarını, Birgün ve Evrensel Gazetelerini istemelerine rağmen okuyamadıklarını, Atılım Dergisi’nin cezaevine geldiğini ancak bunu hiç kimseye vermediklerini, Elif Şafak’ın Baba ve Piç romanının gazeteyle birlikte eşantiyon olarak geldiğini ancak istemelerine rağmen verilmediğini,

Resim kursunun yeni açıldığını, ancak sadece 10 kişinin bu haktan faydalandırıldığını, bu 10 kişiyi de kendilerinin seçtiğini, Mum Atölyesi’ne de sadece 10 kişinin götürüldüğünü, kendisinin resim kursuna gitmek için dilekçe verdiğini ancak kabul etmediklerini,
Yemeklerin kalitesiz olduğunu, ekmeklerin hamur geldiğini ve yiyemedikleri için ertesi gün çöpe atmak zorunda kaldıklarını,

Hastaneye sevkin tamamen doktordan ziyade idareye bağlı olduğunu, sevklerde son sözü idarenin verdiğini, oysa kimin hastaneye gidip kimin gitmeyeceğine doktorun karar vermesi gerektiğinin daha doğru olduğunu,

Avukat görüşlerine gelirken kalem getirmenin yasak olduğunu,

Savcılığı uygulamaları şikâyet etmek için dilekçe verdiğini ancak şikayet hakkını kullandığı için hakkında ayrıca soruşturma açıldığını, bunun üzerine 40 gün faaliyet yasağı cezası aldığını, cezanın gerekçesinin ise gruplaşma olarak gösterildiğini, bu cezaya İnfaz hâkimliği nezdinde itiraz ettiğini ve sonucunu beklediğini,

Savcılığa gönderdiği dilekçelerin aynısını avukatlarına da gönderdiğini ve bu iletiye el konularak mektupların avukatlarına iletilmediğini,

Aileler ziyarete gelirken bayan ziyaretçilerin yine bayan gardiyanlar tarafından soyulduğunu, bunun onur kırıcı bir davranış olduğunu, bir ziyaretçisinin pantolon düğmesinin x ray cihazında ötmesi üzerine, ötmenin sadece bu düğmeden kaynaklandığı bilinmesine rağmen içeri alınmadığını, gidip pantolonunun değiştirmesinin söylendiği ancak bu arada ziyaret süresinin oldukça kısaldığını, bu tavrın kasti bir tavır olduğunu,

Mahkemeye çıkarılırken kelepçelerin normalden çok daha sıkı bağlandığını, mahkeme hücresinde duruşma beklerken kelepçelerinin çözülmediğini, WC ye giderken büyük abdestlerini dahi elleri sıkıca kelepçelenmiş halde yaptıklarını, bu yüzden büyük abdestten temizlenemediklerini ve kendilerini yıkayamadıklarını, duruşma beklerken bazen akşama kadar kalmalarına rağmen kendilerine yiyecek verilmediğini ve aç kaldıklarını, aç gidip aç döndüklerini, sigara tiryakilerine duruşma hücresinde sigara içirilmediğini,

İstanbul’dan kendisine gelen bir APS’nin 13 gün sonra verildiğini belirtmiştir.

3. KENDİSİNİ İKİNCİ MÜDÜR OLARAK TANITAN GÖREVLİ
Tutuklularla yapılan görüşme çıkışında heyetimiz cezaevi müdürü ile bir görüşme yapmak istediğini görevlilere iletmiştir. Bunun üzerine cezaevi müdürünün bulunmadığı belirtilmiş ancak ismini heyetimize vermek istemeyen ve kendisinin ikinci müdür olduğunu söyleyen bir görevli ile ayaküstü bir görüşme gerçekleştirilmiştir.

Yapılan görüşmede görevliye; tutuklu ve hükümlülerin hak ihlaline maruz kaldıkları yönünde bir takım şikâyetler aldıklarını, bu şikâyetleri yerinde incelemek amacıyla iki tutuklu ile görüşme yapıldığını, şikâyetlerin etraflıca araştırılmasının bir insan hakları heyetinin yöntemi olduğunu, bu görüşmeler sonrasında muhtemelen bilimsel bir rapor tanzim edileceğini, bunun için iddiaları ayrıntılı bir şekilde cezaevi yönetimine anlatmak ve verecekleri cevabı da not ederek buna göre bir değerlendirme yapılacağı izah edilmiş ve bunun için görüşme talebinde bulunulmuştur. Ancak ikinci müdür olduğunu söyleyen ve ismini sormamıza rağmen açıklamayan görevli ayakta şikâyetlerimizi dinleyeceğini söylemiştir. Şikâyetlerin kendisine anlatılması üzerine bunlara cevap verme hakkının kendisinde olmadığını, bunları ancak ilgili savcı ile yapabileceğimizi belirtmiştir. Bunun üzerine heyetimiz cezaevinden ayrılmıştır.

E. İSMİNİN RAPORA YAZILMASINI İSTEMEYEN İLGİLİ C. SAVCISI
Cezaevinde yapılan görüşmelerden sonra ilgili C. Savcısı ile bir görüşme gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmelerde tüm şikâyetler olduğu gibi aktarılmıştır. Hazırlanacak olan raporda isminin yer almasına rızasının olmadığını belirtmesi üzerine varılan mutabakat gereği “ilgili C. Savcısı” olarak raporumuzda zikredilecektir. Bunun üzerine C. Savcısı genel olarak;

Cezaevinin F Tipi olduğunu, yapılan hemen hemen her şeyin yasal olduğunu, bu uygulamaların yasal dayanaklarının bulunduğunu, cezaevinin zaten yüksek güvenlikli olduğunu, özellikle şikayet dilekçelerine el konulması ile ilgili olarak cezaevi müdürü hakkında soruşturma başlattığını, tutukluların mahkemeye çıkarılırken ellerinin sıkı kelepçelenmesi ile ilgili olarak kendisinin inisiyatif kullanmaya yetkisinin olmadığını, bunun jandarmanın görevi olduğunu, tutuklu ve hükümlülerle arasının çok iyi olduğunu, görüşmelerde şakalaşıp sohbet ettiklerini, tüm şikayetlerini dinlediğini ve şikayetlerle ilgili olarak yapacak her hangi bir şey bulunmadığını belirtmiştir.

F. TESBİT VE KANAATLERİMİZ
Heyetimiz yapmış bulunduğu tüm bu görüşmelerden yola çıkarak aşağıdaki tespit ve kanaatlere ulaşmıştır:

Özellikle cezaevinin ikinci müdürü olduğunu söyleyen görevlinin görüşme talebimizi kabul etmemesi ve C. Savcısının ise yapılanların yasal olduğu yönündeki açıklaması üzerine heyetimizde bütün şikâyet ve anlatıların doğru olduğu şeklinde bir kanaat oluşmuştur.

1. Tutuklu ve hükümlülerin özellikle duruşmalara çıkarılırken ellerinin çok sıkı bir şekilde kelepçelenmesi, duruşma hücresinde yemek verilmemesi, WC ye çıkarılırken dahi ellerin açılmaması yasaya aykırı olup ciddi anlamda hak ihlalidir.
a. Her hal ve şart altında tuvalet ihtiyacını rahat bir şekilde gidermek her insanın en doğal hakkıdır. Van’daki duruşma bekleme salonu, güvenlik açısından hiçbir surette tutukluların büyük abdestlerini elleri sıkı kelepçeli olarak yapmasına gerekçe olamaz. Heyetimizce çok iyi bilinen Van 3. ve 4. Ağır Ceza Mahkemeleri’nin duruşma bekleme salonları oldukça sıkı güvenliklidir. Bu yüzden özellikle WC de bulunurken dahi güvenlik görevlilerinin kapıda beklediği de nazarı dikkate alınırsa bu önlem gereksiz ve keyfi bir önlem olup işkence olarak tanımlanabilir. Bu konuda C. Savcısının bu kadar duyarsız olması ve sorumluluğun askerlerde olduğunu söylemesi heyetimizi gerçekten şaşırtmıştır.
b. Üç öğün yemek yemek her insanın en doğal hakkıdır. Hiçbir gerekçeyle tutukluların öğlen yemeklerini yeme hakları kısıtlanamaz.
c. Tutukluların duruşmalara çıkarılırken ellerinin yönetmeliklere aykırı olarak çok sıkı bir şekilde kelepçelenmesi yasalara aykırıdır. Bu hususta kelepçe yönetmeliğine uyulmalıdır.

2. Sayımlarda tutuklu ve hükümlülerin ayağa kalkmalarını zorunlu kılmak idarenin tutuklu ve hükümlüler üzerinde yasaya ve insan onuruna aykırı bir şekilde tahakküm kurma amacından kaynaklanmaktadır. Böyle yapay tahakküm kurma araçlarına gerek bulunmamaktadır. Uygulama bu yönüyle insan onurunu zedeleyici niteliktedir. Sayımın amacı zaten üç kişiden oluşan hücrelerde bulunan kişi sayısını tespite yöneliktir. Tutuklu ve hükümlüleri ayağa kaldırmış olmak bu amaca hizmet etmez.
3. Piyasada satılan ve hakkında toplatma kararı bulunmayan tüm kitapların CGTİK’nin 62. maddesine göre tutuklu ve hükümlülere verilmesi yasaklanamaz. Buna rağmen idarenin keyfi uygulamalarla bazı kitaplara yasak koyması yasaya aykırıdır. Bunun gibi tutuklu ve hükümlülerin günlük gazeteleri okumasını engellemek de yasaya aykırıdır.
4. Haftada bir spor yapma olanağı tanınması hatta bunun da keyfi olarak iki haftaya çıkarılması haksızlıktır. Sporun kısıtlanması, zaten dar bir hareket alanı içinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin sağlıkları açısından olumsuz bir uygulamadır. Spor yapma imkânlarının arttırılması gerekir. Kaldı ki CGTİK’nin 87/2. maddesinde her gün açık havada spor yapmaya imkân tanınacağı yazılıdır. Bunun için uygulama idarenin keyfiliğini ortaya koymaktadır.
5. Siyasi tutuklu ve hükümlülerin cezalarını çekerken düşüncelerine yakın insanlarla birlikte kalmaları doğal bir haktır. CGTİK’nin 24. maddesinde hükümlülerin gruplandırılmasından söz edilmektedir. Bu hakkı ortadan kaldırır nitelikte itirafçı tabir edilen şahısların diğerleriyle aynı hücreye konulması hem yasaya hem de insan haklarına aykırıdır.
6. Her türlü Şikâyet Hakkı ve Dilekçe Hakkı Anayasa ile teminat altına alınmıştır. Bu haklar kanunla dahi olsa sınırlanamaz. Kaldı ki ne yasada ne de yönetmelikte şikâyet hakkı ile dilekçe verme hakkının kısıtlanabileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Cezaevi yönetimince alınan karar ise yasaya açıkça aykırı olup hakkın özüne dokunur niteliktedir.
7. Tutuklu ve hükümlülere haftada iki gün ve sadece 45 dakika boyunca verilen sıcak su hijyeni sağlamaya yeterli değildir. Cezaevlerinin yüksek güvenlikli olması tutuklu ve hükümlülere sıcak su verilmemesini gerektirmez. Kaldı ki CGTİK’nin 63/4. maddesine göre hijyen sağlamak idarenin yükümlülüğüdür.
8. Hükümlülerin muayene ve tedavi isteklerinin dikkate alınması yasa gereğidir. CGTİK’nin 71. maddesinde bu husus düzenlenmiştir. Tutuklu ve hükümlülerin kendi paralarıyla dahi dişlerini yaptıramaması idarenin keyfi davrandığını ve cezanın ötesine geçerek hükümlüyü ayrıca cezalandırmaya çalıştığını göstermektedir.
9. Kürtçe mektup yazıp Kürtçe kitap okumaya izin verilmemesi hak ihlalidir.
10. Cezaevine girişlerde ziyaretçilerin tabi tutulduğu arama yöntemleri insan onurunu zedeleyici niteliktedir. Heyetimiz buradaki amacın hükümlü yakınlarını bezdirmek ve aşağılamak olduğu kanaatine ulaşmıştır. Çünkü pantolonunda x-ray cihazına takıldığı için ses çıkaran metalin düğme olduğu bilinmesine rağmen ısrarla pantolonun çıkarılmasının istenmesi başka türlü izah edilemez. Oysa CGTİK’nin 86/7. maddesine göre “Aramalarda insan onuruna saygı esastır” ibaresi yer almaktadır. Yasanın bu açık hükmüne rağmen uygulamanın bu şekilde sürmesi Adalet Bakanlığı’nın cezaevi idaresi üzerinde ya etkisinin bulunmadığı ya da etkili olmak istemediği kanaati uyandırmaktadır.

F. SONUÇ
Uygulamada gelinen aşama; CGTİK’nin “Amaç ve Temel İlkeler” başlıklı bölümde anlatılan ilkeleri yok edecek boyuta ulaşmıştır. Bunun için gerekli önlemler zaman geçirilmeksizin alınmalıdır.

Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler yasalara göre yargılanan ya da cezalandırılmış insanlardır. Suçlu ya da sanık olmaları sahip oldukları bir takım hakları ortadan kaldırmaz. İnsanlık onuru ile bağdaşır şekilde yaşama hakkı, haberleşme hakkı, istediği dili konuşma hakkı, spor yapma hakkı, sağlık hakkı, hijyenik bir ortamda bulunma hakkı, şikayet hakkı, dilekçe hakkı gibi haklar tutuklu ve hükümlülerin de sahip olması gereken haklardır. Bu hakların kısıtlanmamasına özen gösterilmelidir.

F tipi cezaevleri yapıları itibariyle insan onurunu zedeler niteliktedir. İnsan hakları savunucuları bu tip cezaevlerinin yapımına karşı olduklarını, bunun insan onurunu zedeleyecek niteliğe bürünebileceğini ısrarla vurgulamışlardır. Zaman, insan hakları savunucularını haklı çıkarmıştır. Bunun için insanlık onurunu daha fazla zedelemeden bu tip cezaevleri derhal kapatılmalıdır.

 
Av. Cüneyt CANİŞ Av. Abdulbasit BİLDİRİCİ Av. Abdurrahman BAYAR
 İHD Van Şube Başkanı  MAZLUMDER Van Şube Bşk