2026 Yılının Barış ve Özgürlük Yılı Olmasını Diliyoruz

31/12/2025

2025 yılı Türkiye açısından ilklerin yanı sıra mevcut alışkanlıkların tekrarı, hukuk ve insan hakları değerlerinden uzaklaşma ve artan otoriterleşme eğilimleri ile geçen bir yıl oldu. Kürt Meselesinde henüz demokratik ve adil bir çözüme ulaşılmasa da barışın konuşulması 2026’ya daha umutla bakmamıza vesile oluyor. Buna karşılık siyasi iktidarın ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen yargı pratikleri, medya ve gazeteciler üzerindeki baskılar, kadınlara yönelik şiddet ve kadın cinayetleri, iş cinayetleri, LGBTİ+’lara yönelik nefret suçları ve cinayetler, çocuk işçiliği ve çocuklara yönelik istismarlar, doğaya ve hayvanlara karşı suçlar 2025’te de artarak devam etmiştir.

Mahpuslara karşı işkence ve kötü muamele iddiaları, keyfi ve hukuk dışı infaz uzatmalar, AİHM ve AYM kararlarına rağmen hapsedilen kişilerin serbest bırakılmaması, kuyu tipi hapishaneler 2025’te de gündemden düşmeyen konuların başında geldi.
Yargı keyfi bir şekilde tüm muhalif odakları saf dışı bırakmanın aracı haline gelmiş, ana muhalefet partisi olan CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere seçilmiş belediye başkanlarına yönelik yürütülen siyasi operasyonlar sonucunda çok sayıda belediye başkanı ve çalışanı tutuklanmış ve bazılarının yerine kayyum atanmıştır.

Cumhurbaşkanına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma gibi suçlar bahane edilerek gazetecilere ve kişilere yönelik sistematik operasyonlar düzenlenmiş, çok sayıda gazeteci ve kişi gözaltına alınıp tutuklanmış, medya organlarına yönelik yayın durdurma cezaları verilmiş, bazı medya organlarına da kayyum atanmıştır. Özcesi ifade özgürlüğüne yönelik tehditler 2025 yılında da artarak devam etmiştir.

2025 yılında tanık olduğumuz bu keyfi ve hukuk dışı uygulamaların 2026 yılında yaşanmaması dileğiyle, 2026 yılından umut ve beklentilerimizi kamuoyuyla paylaşmak isteriz.

  • Kürt Meselesinde barışçıl çözümün sağlaması için derhal tüm siyasi mahpusları ve silah bırakan örgüt mensuplarını da kapsayacak şekilde bir yasal düzenleme yapılarak serbest bırakılmaları sağlanmalıdır.
  • AİHM kararıyla çerçevesi belirlenen ve ceza adaleti sisteminin kaçınılmaz bir parçası olan “umut hakkı” konusunda ulusal mevzuatta düzenleme yapılmalıdır. Temel bir mahpus hakkı olan şartlı salıverilme hakkını keyfi bir şekilde ortadan kaldıran Cezaevi İdari Gözlem Kurulları kaldırılmalıdır. Yine ikili infaz rejimi sona erdirilerek, infaz eşitliği sağlanmalı, karmaşık infaz yasası yeniden düzenlenmelidir.
  • TCK, Terörle Mücadele Kanununu ve özel yasalarda ifade özgürlüğüne tehdit oluşturan düzenlemeler kaldırılmalı, toplanma ve gösteri hakkına yönelik yasal ve idari kısıtlamalara son verilmelidir.
  • Çatışma döneminde yaşanan ağır insan hakları ihlalleri için geçiş dönemi adaleti mekanizmaları kurulmalı ve işlerlik kazandırılmalıdır.
  • Yargı üzerindeki yürütme etkisi kaldırılarak bağımsız yargıyı güçlendirecek reformlar yapmalı, HSK’nın yapısı uluslararası standartlara uygun hale getirilmelidir. AYM ve AİHM kararları ayrım gözetmeksizin derhal uygulanmalı, bu kararları yerine getirmeyen yargıçlar görevden el çektirilmelidir.
  • Yerel yönetimlerin yetkilerinin arttırılması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Kayyum uygulamasına son verilmeli, yerine kayyum atanan belediye başkanları görevlerine derhal iade edilmelidir. Bu bağlamda 2004 yılında TBMM’de kabul edilen ancak dönemin cumhurbaşkanı tarafından veto edilen 5227 Sayılı Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanunun revize edilerek yürürlüğe konulması önemli bir adım olacaktır.
  • Muhalefete dönük “gizli siyasal amaçlarla” gerçekleştirilen operasyonlara son verilerek, bütünlükçü bir anlayışla demokratik hukuk devletinin yeniden inşası hedeflenmelidir. Bu kapsamda siyasallaşan kamu yönetimi ve bozulan denge-denetleme ağı liyakat ve çoğunlukçu bir esasla yeniden yapılandırılmalıdır.
  • Kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+’lar için güçlü ve uygulanabilir koruyucu mekanizmalar oluşturulmalıdır. Bu gruplara yönelik şiddet eylemleri ve nefret söylemleri konusunda caydırıcı tedbirler ve düzenlemeler yapılmalıdır.

Tüm bu demokratikleşme adımları tamamlandıktan sonra nihai olarak tam anlamıyla sivil, demokratik ve katılımcı bir anayasa hazırlama sürecine başlanmalıdır.
İHD olarak kurulduğumuz günden bu yana olduğu gibi 2026 yılında da insan hakları mücadelemizi sürdüreceğiz.
2026 yılının tüm halklarımıza barış, huzur, eşitlik ve özgürlük getirmesini dileğiyle, iyi yıllar diliyoruz.

İnsan Hakları Derneği (İHD)