6 Şubat Depreminin 3. Yılında Süren Bir Felaket: Cezasızlık, Rant ve Yıkım Hak İhlalleri ve Mağduriyetler Sürüyor

Önceliği insan ve doğa değil rant olan politikaların nasıl büyük bir insani felakete yol açabileceğini, 6 Şubat 2023’te saat 04.17’de Maraş merkezli depremlerde hep birlikte yaşadık.

Denetimsizlik ve alınmayan önlemler nedeniyle, resmi verilere göre 50 bini aşkın insan yaşamını yitirdi, 100 bini aşkın kişi yaralandı. Hâlâ yakınlarından haber alamayanlar var. Yıkılan ve oturulamaz hâle gelen binalar nedeniyle 2 milyonu aşkın insan barınma sorunu yaşadı. Yıkılan yalnızca binalar olmadı; kentlerin tarihi ve kültürü de büyük bir yıkıma uğradı.

6 Şubat depremlerinin üçüncü yılına girilirken, afet sonrası geçici olması gereken koşulların büyük ölçüde kalıcı hâle geldiği görülmektedir. İki yıl önce dile getirilen sorunların önemli bir bölümü çözülmediği gibi, bazı alanlarda hak ihlalleri daha da ağırlaşmıştır. Deprem bölgesinde yaşam hâlâ olağan koşullara dönememiş; Başta yaşam hakkı olmak üzere insan hakları ihlalleri halen devam etmektedir.

Üçüncü yılda da konteyner kentlerde yaşam sürmektedir. Konteynerler, uzun süreli yaşam için uygun olmayan, sağlıksız ve güvencesiz mekânlara dönüşmüştür. Aşırı sıcak ve soğuk, yetersiz yalıtım, altyapı eksiklikleri ve hijyen sorunları burada yaşayanlar için yaşam hakkını doğrudan tehdit etmektedir. Geçiciliğin uzaması, depremzedeleri sürekli bir belirsizlik içinde tutmakta; yoksulluk, işsizlik ve sosyal dışlanma derinleşmektedir.

Kalıcı konut projeleri üçüncü yılda da büyük ölçüde tamamlanamamıştır. Teslim edilen sınırlı sayıdaki konutun bir kısmı ise güvenlik, erişilebilirlik ve yaşam standartları açısından ciddi soru işaretleri barındırmaktadır. Konutların yer seçiminde sosyal yaşam alanlarına, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişim yeterince gözetilmemiştir. Bu durum, barınma hakkının nitelikli ve sürdürülebilir biçimde sağlanamadığını göstermektedir.

Altyapı ve yol sorunları, üçüncü yılda da deprem bölgesinin temel problemlerinden biri olmaya devam etmektedir. Bozuk yollar, plansız kazılar, yarım bırakılan altyapı çalışmaları ve yetersiz aydınlatma hem günlük yaşamı zorlaştırmakta hem de ciddi güvenlik riskleri yaratmaktadır. Özellikle kırsal bölgelerde ulaşımın yetersizliği, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimi fiilen engellemektedir.

Sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar derinleşerek sürmektedir. Birçok sağlık kuruluşu hâlâ geçici yapılarda hizmet vermekte ya da kapasitesinin çok üzerinde çalışmaktadır. Uzman hekim ve sağlık personeli eksikliği devam etmekte; kronik hastalar, yaşlılar ve engelli bireyler düzenli tedaviye erişememektedir. Psikososyal destek hizmetleri ise üçüncü yılda da sınırlı ve süreksizdir. Oysa yaşanan travmanın etkileri hâlâ canlıdır ve özellikle çocuklar açısından bu eksiklik ciddi sonuçlar doğurmaktadır.

Eğitim alanında konteyner sınıflar kalıcı hâle gelmiş; kalabalık, sağlıksız ve donanımsız ortamlarda eğitim sürmektedir. Ulaşım sorunları nedeniyle birçok öğrenci okula düzenli devam edememekte, eğitim hakkından fiilen mahrum kalmaktadır. Bu koşullar, deprem bölgesindeki çocuklar için kalıcı eşitsizlikler yaratmaktadır.

Depremin üçüncü yılında yaşam hakkı ihlalleri yalnızca barınma ve sağlıkla sınırlı değildir. Güvensiz yaşam alanları, çevresel riskler, yetersiz altyapı ve kamusal hizmetlere erişimdeki engeller, depremzedeler için yaşamı her geçen gün daha kırılgan hâle getirmektedir.

Depremin ardından yürütülen enkaz kaldırma çalışmaları ve yeniden inşa sürecinde ortaya çıkan ekolojik sorunlar, afetin yarattığı yıkımı daha da derinleştirmiştir. Yeniden inşa sürecinde tarım alanlarının yapılaşmaya açılması, çevresel dengenin bozulmasına ve bölge halkının geçim kaynaklarının zarar görmesine yol açmış; bu durum özellikle Adıyaman ve Hatay gibi illerde yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik bir yıkım yaratmıştır. Yeşil alanların korunması ve yeniden ağaçlandırma konusunda yeterli adımlar atılmamış, aksine taş ocakları ve maden sahalarının genişletilmesi depremden etkilenen ekosistemi daha da tehdit eder hâle gelmiştir. Üçüncü yılda da ekolojik tahribat artarak devam etmekte, enkaz kaldırma ve yeniden inşa süreçlerinde çevre ve halk sağlığını koruyacak önlemler yeterince alınmadığı için asbest ve diğer zararlı maddelere maruz kalma riski sürmektedir. Tarım alanlarının yapılaşmaya açılması, taş ocakları ve maden sahalarının yaygınlaştırılması depremden etkilenen bölgelerde ekosistemi geri dönülmez biçimde tahrip ederken, doğa bir kez daha rant odaklı politikaların bedelini ödemektedir.

Tüm bu sorunların ortak paydası, etkili bir hesap verme mekanizmasının hâlâ işletilmemesidir. Üçüncü yılda da sorumlular hakkında kapsamlı ve caydırıcı bir adalet süreci yürütülmemiştir. Cezasızlık sürdükçe hem mağduriyetler derinleşmekte hem de benzer felaketlerin yeniden yaşanma riski artmaktadır.

Depremin üçüncü yılında da açıkça görülmektedir ki afetin yarattığı yıkım, yalnızca doğal bir felaketin sonucu değil; insan eliyle üretilmiş eşitsizliklerin, ihmallerin ve rant odaklı politikaların devamıdır. Yaşam hakkını merkeze alan, insanı ve doğayı önceleyen politikalar hayata geçirilmediği sürece bu ihlaller sona ermeyecektir.

Deprem, toplumsal eşitsizlikleri ve hak ihlallerini daha da görünür kılmıştır. Suriyeli mülteciler ayrımcılık ve ötekileştirmeyle karşı karşıya kalırken; kadınlar ve LGBTİ+ bireyler barınma, istihdam ve güvenlik alanlarında ciddi hak ihlalleri yaşamaktadır. LGBTİ+ bireyler, konteyner alanlarında dışlanma ve şiddet riskiyle mücadele etmektedir.

Ayrıca acele kamulaştırma süreçlerinde yaşanan hak ihlalleri, mülk sahiplerinin mağduriyetini artırmış; rayiç bedelleri piyasa değerinin altında kalması ciddi eleştirilere yol açmıştır.Acele kamulaştırma kararları, hak sahibi olmayanların mağdur edilmesi ve kaynakların yanlış yönetimi gibi durumlarda sorumlu kişilere karşı herhangi bir yaptırım uygulanmamaktadır.

6 Şubat depreminin ardından yaşanan hak ihlalleri ve yetersizliklerin önemli bir boyutu da cezasızlık sorunudur. Deprem öncesi yapısal denetimlerin eksikliği, mevzuata aykırı yapılaşma ve ruhsatsız binaların varlığı bu felaketin boyutlarını artırmıştır. Ancak aradan geçen iki yıla rağmen, bu sorunlara yol açan kişiler, kurumlar ve kamu görevlileri hakkında etkin ve kapsamlı bir soruşturma yürütülmemiştir.

Açılan sınırlı sayıdaki dava ya yavaş ilerlemekte ya da delil yetersizliği gibi gerekçelerle sonuçsuz kalmaktadır. Kamu otoritelerinin denetim eksikliklerinden ya da afet sonrası süreçte yaptıkları hatalardan kaynaklanan sorumluluklarına ilişkin herhangi bir hesap verme mekanizmasının işletilmediği açıktır. Bu durum, mağdurlar arasında adaletin tesis edilmediği algısını güçlendirmekte ve toplumsal huzursuzluğa neden olmaktadır.

Cezasızlıkla mücadele, yalnızca mağduriyetlerin giderilmesi açısından değil, gelecekte benzer felaketlerin önlenmesi için de kritik bir öneme sahiptir.

6 Şubat depremi sonrasında ortaya çıkan ve halen devam eden her boyutta sorun derhal çözüme kavuşturulmalı, bölge halkının barınma ve insanca yaşam ihtiyaçları insanı ve doğayı önceleyen bir yaklaşımla ve devletin tüm olanakları kullanılarak giderilmelidir.

TALEP VE ÖNERİLERİMİZ

  1. Domlar/Romlar ve Abdallar:
    Ayrımcılığa ve dışlanmaya son verilmelidir. Konteyner ve geçici yerleşim alanlarında zorla tahliyeler durdurulmalı; bu topluluklara kalıcı, güvenli ve kültürel yapılarıyla uyumlu konutlar sağlanmalıdır. Eğitim, sağlık ve sosyal yardımlara erişimde yaşanan fiilî engeller kaldırılmalıdır.
  2. Engelliler:
    Tüm geçici ve kalıcı konut alanları erişilebilirlik standartlarına uygun hâle getirilmelidir. Rehabilitasyon, evde bakım ve psikososyal destek hizmetleri ücretsiz sağlanmalıdır.
  3. Kadınlar:
    Barınma alanlarında güvenlik, aydınlatma ve danışma mekanizmaları oluşturulmalı; şiddete karşı acil başvuru ve koruma merkezleri yaygınlaştırılmalıdır. Kadınların yeniden inşa ve karar süreçlerine katılımı güvence altına alınmalıdır.
  4. LGBTİ+’lar:
    Konteyner ve çadır alanlarında maruz kalınan dışlanma, tehdit ve şiddet son bulmalıdır. Ayrımcılığa karşı özel koruma ve başvuru mekanizmaları oluşturulmalıdır. Güvenli barınma ve sağlık hizmetlerine eşit erişim sağlanmalıdır.
  5. Acele Kamulaştırmalar ve Hak Gaspları Derhâl Durdurulmalıdır:
    Samandağ başta olmak üzere deprem bölgesindeki acele kamulaştırma kararları iptal edilmelidir. Tarım arazileri, zeytinlikler ve yaşam alanları üzerindeki mülkiyet gaspına son verilmelidir. Yerinden edilenlere geri dönüş, adil tazminat ve barınma güvencesi sağlanmalıdır.
  6. Ekolojik Yıkım ve Çevresel Felaketlere Son Verilmelidir:
    Yerleşim alanları içinde ve yakınında kurulan taş ocakları, beton santralleri ve maden sahaları kapatılmalıdır. Enkaz alanlarında asbest ve zehirli atık ölçümleri şeffaf biçimde yapılmalı; riskli alanlar boşaltılmalıdır. Tarım alanları, sulak bölgeler ve yaban hayatı sahaları mutlak koruma alanı ilan edilmelidir.
  7. Halk Sağlığı ve Yaşam Hakkı İçin Acil Önlemler:
    Hava, su ve toprak kirliliği için bağımsız izleme istasyonları kurulmalıdır. Kanser, solunum yolu hastalıkları ve psikososyal travmalar için ücretsiz tarama ve tedavi programları başlatılmalıdır.
  1. Katılımcı ve Şeffaf Yeniden İnşa:
    Tüm karar süreçleri halka açık yürütülmeli; yerel halk, meslek odaları ve sivil toplum sürece dâhil edilmelidir. Rant değil, yaşam ve doğa merkezli planlama esas alınmalıdır.
  2. Adalet ve Sorumluluk:
    İhmali bulunan kamu görevlileri, müteahhitler ve denetim sorumluları hakkında şeffaf, etkin ve bağımsız yargı süreçleri işletilmeli; adaletin sağlanması için cezai yaptırımlar gecikmeksizin uygulanmalıdır. Depremzedelerin güvenli, erişilebilir ve insan onuruna uygun barınma koşullarına erişimi sağlanmalı; geçici konutlar yerine kalıcı çözümler bir an önce hayata geçirilmelidir

6 Şubat 2023’de tüm coğrafyayı derinden etkileyen büyük bir acıyı, büyük bir felaketi hep birlikte yaşadık. Elli bini aşkın insan yaşamını yitirdi. İnsan Hakları Derneği olarak, 14 üyemiz ve yöneticimizi bu depremde kaybettik.

Adıyaman’dan Sinan Serkan Arslan, Medine Taştan ve oğlu Ali Adar Taştan,

Diyarbakır’dan Melike Alp, Antep’ten Hüseyin İnan, Maraş’tan Ali Kaya, Salman Savranlı, Mehmet Ok, Mustafa Torun

Hatay’dan Hatice Can ve Mithat Can,

İskenderun’dan Rafi Sümbültepe, Şeyhmus Günay, Mehmet Karlıdağ ve İzzettin Özgüç…

Onları hiçbir zaman unutmayacağız.

İnsan hakları, hakikat ve adalet için birlikte mücadele ettiğimiz insan hakları savunucusu arkadaşlarımızı ve 6 Şubat depremlerinde yaşamlarını yitirenleri saygıyla anıyoruz. Depremin üçüncü yılında benzer acıların yaşanmaması, bölgede artarak süren hak ihlallerinin son bulması ve cezasızlığın sona ererek adaletin sağlanması için mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha hatırlatıyoruz.

İnsan Hakları Derneği