Kamu Eliyle Nefret Üretilemez: “Gökkuşağı Faşizmi” Belgeseli Yayınlanmamalıdır

TRT’nin dijital platformu tabii üzerinden 18 Ocak’ta yayınlanacağı duyurulan “Gökkuşağı Faşizmi” adlı belgesel, daha tanıtım dilinden itibaren LGBTİ+’ları hedef alan, onları “tehdit”, “karanlık” ve “sapkınlık” gibi ifadelerle damgalayan açık bir nefret propagandasıdır. Bu içerik; bir topluluğu kriminalize eden, “düşman” ilan eden ve şiddeti meşrulaştıran bir zemin kurmaktadır. Kamusal sorumluluk ve devletin pozitif yükümlülükleri bakımından doğrudan sonuç doğuracak bu tür bir yayıncılık faaliyetinin, kamu gücü ve kamu kaynaklarıyla yürütülürken, bu coğrafyada zaten kırılgan olan birlikte yaşamı daha da zehirleyecek şekilde nefret üretmesi kabul edilemez.

Bu yapımın kamuoyuna sunuluş biçimi, LGBTİ+’ları “aileye savaş açan” bir “ideolojik kuşatma” gibi resmeden bir anlatı kurmakta; böylece LGBTİ+’ların varoluşunu toplumsal düşmanlığın nesnesi haline getirmektedir. Bu dil; hak ihlallerini sıradanlaştırır, linç iklimini besler, ayrımcılığı teşvik eder. Nefret söyleminin “etiketleme” ve “şeytanlaştırma” üzerinden işlediği bilinir: Önce bir topluluk hedefe konur, sonra o topluluğa yönelen şiddet “hak edilmiş” ya da “mücadele edilmesi gereken” bir şey gibi gösterilir. Bunun adı yayıncılık değil, hedef göstermedir.

Bu nedenle, söz konusu içerik “ifade özgürlüğü” altında korunamaz. İnsan hakları hukuku, ifade özgürlüğünü korurken; ayrımcılığı, düşmanlığı ve şiddeti kışkırtan söylemlere karşı da devlete önleyici sorumluluk yükler. AİHM, cinsel yönelim temelli aşağılayıcı ve düşmanlaştırıcı ifadelerin yaptırıma konu edilmesini, belirli koşullarda demokratik toplumda gerekli görebilmektedir; özellikle Vejdeland ve Diğerleri/İsveç kararında, eşcinsellere yönelik “sapma” gibi ifadeler içeren broşürlerin cezalandırılmasını Sözleşme’ye aykırı bulmamıştır. Dolayısıyla bir topluluğu aşağılayan ve hedef gösteren nefret dili, “ifade özgürlüğü” değil; temel haklara yönelmiş bir saldırıdır.

Ayrıca, bu belgeselin kamu gücüyle ilişkilendirilmiş bir mecrada yayınlanacak olması, ihlalin ağırlığını artırmaktadır. Dahası, 2025’te Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın TBMM’de bir soru önergesine verdiği yanıtın basına yansıyan içeriğine göre tabii’ye ilişkin bir lisans işlemi yapılmadığı ve muafiyet bulunmadığı belirtilmiştir. Bu tablo, “denetimsizlik” ve “sorumluluktan kaçış” endişesini büyütmektedir. Hukukun konusu olan şey yalnızca yayın içeriği değil; kamu otoritelerinin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğidir. Nefret üretimi “kurumsal himaye” altına alınamaz.

Söz konusu belgeselin gündeme getiriliş biçimi, toplumun gerçek gündemini saptırmaya yönelik bir algı yönetimi niteliğindedir. LGBTİ+’ları yapay bir “tehdit” olarak inşa etmek; yoksulluğu, adaletsizliği, güvencesizliği, şiddeti, cezasızlığı ve demokratik gerilemeyi konuşmamızı engelleyen bir sis perdesidir. Bu coğrafyada bir yandan barışın ve demokratik çözümün yeniden konuşulduğu, Meclis zemininde “çözüm” başlığıyla yürüyen tartışmaların sürdüğü bir dönemde; toplumsal barışı büyütmek yerine, toplumu bir kesime karşı kışkırtan nefret içeriklerinin dolaşıma sokulması, barış fikrine doğrudan sabotajdır. Barışın toplumsallaşması, farklı kimliklerin eşit ve onurlu biçimde bir arada yaşayabilmesiyle mümkündür. LGBTİ+’lar bu coğrafyanın “kenarında” değil, tam merkezinde; hayatın her alanında var olan, emeğiyle, ürettiğiyle, dayanışmasıyla bu toplumu kuran insanlardır.

Bu nedenle açık çağrımızdır: TRT yönetimini ve tabii platformunu bu içeriği yayından kaldırmaya, yayına hazırlık sürecini derhal durdurmaya ve nefret diline mesafe koyan bir kamu yayıncılığı sorumluluğu almaya davet ediyoruz. RTÜK’ü ve ilgili idari otoriteleri, isteğe bağlı yayın hizmetleri de dahil olmak üzere kamusal etki yaratan yayınlarda nefret söylemi ve hedef göstermeye karşı görevini yerine getirmeye çağırıyoruz. Cumhuriyet savcılıklarını ise, toplumun bir kesimini hedefe koyan bu tür içerikler bakımından resen harekete geçmeye; ayrımcılık, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve benzeri suç tipleri yönünden etkin soruşturma yürütmeye davet ediyoruz.

İnsan hakları savunucuları olarak bir kez daha yineliyoruz: LGBTİ+’ların eşitliği pazarlık konusu değildir. Nefret söylemi “belgesel” kılıfıyla meşrulaştırılamaz. Bu coğrafyada barışın, adaletin ve birlikte yaşamın büyümesi; her türlü ayrımcılığın, hedef göstermenin ve nefretin kararlı biçimde durdurulmasına bağlıdır. Kamu otoriteleri görevini yapmalı; “Gökkuşağı Faşizmi” adlı nefret içeriği yayınlanmamalıdır.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ MERKEZİ LGBTİ+ KOMİSYONU