Medyadaki Çatışmacı ve Nefret Söylemi İçeren Yayınlardan Kaygı Duyuyoruz

Evrensel gazetecilik ilkeleri, gazetecilerin gerçeğe saygı duymasını temel görev olarak belirler; ayrımcılığı ve nefret söylemini yasakladığı gibi, “çatışmacılığın değil barış gazeteciliğinin esas alınması” gerektiğini vurgular.

Bununla birlikte, ülkemizde medyanın büyük çoğunluğunda yayımlanan haber ve yorumlarda, basın meslek örgütleri tarafından belirlenmiş olan etik ilkelerin defalarca ve sürekli olarak ihlal edildiği gözlenmektedir. Maalesef bu yayınlar, sadece basın meslek ilkelerini ihlalini ihlal etmekle kalmayıp, insan hakkı ihlallerine de yol açmaktadır.

Barış gazeteciliğinden uzak, nefret söylemi ve ayrımcılık içeren, gerçeğe saygı ilkesini yok sayan yayın politikaları, medya sahipliği ile doğrudan ilişkilidir. İktidarın ya da iktidar ortaklarıyla çıkar birliği içerisindeki güçlerin, doğrudan ya da dolaylı kontrolü altında olan medya sahiplerinin gazetecilik meslek ilkelerine aykırı yayın politikaları, halkın gerçekleri öğrenme hakkını ortadan kaldırmaktadır.

İdarenin, iktidara bağlı güçlerin doğrudan ya da dolaylı talimatlarıyla veya mali, idari ya da cezai yaptırım tehditleri altında yayın politikalarının belirlenmesi, temel gazetecilik ilkelerinden biri olarak kabul edilen “hükümetlerin ve diğer güçlerin her türlü müdahalesine kapalı olma” kuralının açıkça ihlali anlamına gelmektedir.

Somut İhlaller

Örneklerle ayrı ayrı somutlaştırılabilecek olan basın meslek ilkelerine aykırı yayınların; temel insan hakkı ihlallerine yol açan boyutlara ulaşmış olması da ayrıca kaygı vericidir.

Örneğin; Suriye’deki insan hakkı ihlallerine dikkati çekmek amacıyla Türkiye’de düzenlenen barışçıl toplantı ve yürüyüşlerin ya da çağrıların hedef gösterilmesi; ifade özgürlüğü ile barışçıl toplantı ve gösteri hakkının ihlali ve bu hakkı barışçıl şekilde kullanan insanların hedef gösterilmesidir.

Siyasi çevrelerin ve kamu otoritelerinin yanı sıra bazı kişi ve grupların ayrımcılık ve nefret içerikli söylemlerinin medya aracılığıyla yayılması da gazetecilik meslek ilkelerinin ihlalidir.

Örneğin; Suriye’de Alevilere, Dürzilere ve son olarak Kürtlere yönelik sivil katliamlarının Türkiye’deki yayın organları tarafından görmezden gelinmesi, yine “Gazetecinin ilk görevi, gerçeğe ve halkın gerçeği öğrenme hakkına saygı duymaktır.” ilkesine açıkça aykırılık oluşturmaktadır.

Suriye Savunma Bakanlığı’nca 22 Ocak 2026 tarihli açıklamasında bile “Suriye’nin kuzeydoğusundaki operasyonlar esnasında yasalara aykırı ihlal ve davranışların tespit edildiği” belirtilmesine rağmen, bölgedeki insan hakkı ihlallerinde resmi ordu mensuplarının sorumluluğu Türkiye’deki yayın kuruluşlarınca yok sayılmanın ötesinde meşrulaştırılmıştır. “Çatışmacılığı değil, barış gazeteciliğini esas alma” kuralına aykırı olan bu yayınlar, “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi”nde yer alan, “Gazeteci; başta barış, demokrasi, hukukun üstünlüğü, laiklik ve insan hakları olmak üzere; insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur.” ilkesinin de açıkça ihlali niteliğindedir. Yaşam hakkı ihlaliyle sonuçlanan bu eylemlerin görmezden gelinmesi “halkın gerçekleri öğrenme hakkını” da ortadan kaldırmaktadır.

Diğer yandan, ağır insan hakkı ihlallerine yol açan saldırıların “zafer” yorumlarıyla aktarılması, bölgede yaşananların meşrulaştırılması sonucu doğurmaktadır. İnsani yardım koridorlarının açıldığı belirtilirken, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Kobani bölgesinin hâlâ abluka altında tutulduğu görmezden gelinmektedir. Yaşam hakkının, barınma hakkının, sağlığa erişim hakkının yok edildiği, çocukların ve kadınların mağduriyetine sessiz kalındığı bir ortamda petrol gelirlerine el konulması gibi gelişmeler, bütün bu insanı sorunların üzerinde tutulmaktadır. Oysa gazetecilik insan mesleğidir; insan yaşamından daha değerli hiçbir şey olamaz.

Medyanın kullandığı savaş dilinin toplum üzerindeki olumsuz etkileri, yaşam hakkı ihlallerine kadar varan bir dizi provokasyonun meydana gelmesine yol açmaktadır.

Medya kuruluşlarına gazetecilik ilkelerine uygun biçimde; barışı, insan haklarını, evrensel değerleri, çok sesliliği savunan, ayrımcılık yapmayan; insanlar, nefreti ve düşmanlığı körüklemekten kaçınan, siyasi iktidarların ve tüm güç odaklarının her türlü müdahalesini reddeden, gerçeğe ve halkın gerçekleri öğrenme hakkına saygı duyan ve en önemlisi barış gazeteciliğini esas alan bir yayın politikası izlemeye çağırıyoruz.

Tüm gazetecilere de “Gazeteci haber ve yorumlarında çatışmacılığı değil, barış gazeteciliğini esas almalıdır. Taraflara eşit mesafede durarak, sansasyonel habercilikten kaçınmalıdır” ilkesini titizlikle uygulamanın gerekliliğini hatırlatıyoruz.

Günümüzde gazetecilik, barışın, dostluğun ve tüm taraflara empatiyle yaklaşan haber dili oluşturarak, insan hakları ihlallerinin yayılmasını önlemekle yükümlüdür.

Aksi halde hem insanlarımıza hem de tarihe karşı borçlu kalacaktır.

İnsan Hakları Derneği