Milas’ta Yaşananlar Ağır Bir Hak İhlali, Yaşatılan Zulümdür!

Muğla ilinde bulunan Yeniköy, Yatağan ve Gökova Termik Santralleri hakkında Aydın İdare Mahkemesi tarafından 1996 yılında, çevreyi ağır biçimde kirlettikleri gerekçesiyle faaliyetlerinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Ancak bu kararlar yıllarca uygulanmamış, yargı süreci Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınmıştır. AİHM, 12 Temmuz 2005 tarihli Okyay ve Diğerleri/Türkiye kararında, kesinleşmiş mahkeme kararlarının uygulanmamasının adil yargılanma hakkının ihlali olduğuna hükmetmiştir.

Aradan geçen bunca yıla rağmen mahkeme kararlarının hâlâ uygulanmaması, hukukun sistematik biçimde yok sayıldığını açıkça göstermektedir.

Bu hukuksuzluğun devamı olarak, Temmuz ayında şirketlere talan imtiyazı tanıyan 7554 sayılı yasa çıkarılmış; ardından 9 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla acele kamulaştırma yoluna gidilmiştir.

Bu kararlarla İkizköy, Karaağaç, Karahisar, Çamköy ve Çakıralan mahallelerinde yaşayan yaşam alanları hedef alınmaktadır.

Milas’ta köylüler yıllardır defalarca yerlerinden edilmiş, aynı zulüm tekrar tekrar yaşatılmıştır. Acele kamulaştırma kararlarıyla yeryüzünden silinen Işıkdere Köyü’nde, köylülerin evlerinden susuz bırakılarak çıkarıldığı gerçeği hâlâ hafızalardadır. Bugün benzer yöntemlerin yeniden devreye sokulması, yaşananların münferit olmadığını; sistematik ve süreklilik arz eden bir hak ihlali pratiğiyle karşı karşıya olunduğunu açıkça göstermektedir.

Acele kamulaştırma yalnızca bir mülkiyet hakkı ihlali değildir;

Kamulaştırılan alanların açık linyit ocaklarına dönüştürülmesi ile birlikte tüm türlerin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına, yaşam alanlarına, doğal varlıklara, geçim araçlarına ve insan onuruna yönelmiş ağır bir saldırıdır. Kamulaştırma sürecinde köylülere reva görülen baskılar, belirsizlik ve zorlayıcı uygulamalar açık bir zulüm pratiğidir. Milas’ın köylerinde yaşam sistematik biçimde tasfiye edilmektedir.

İnsan Hakları Derneği Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu olarak bir kez daha vurguluyoruz:

Milas’ta ve Akbelen’de yaşananlar yalnızca bir çevre sorunu değildir. Yaşananlar; hukukun, insan haklarının, ekolojik dengenin ve toplumsal yaşamın göz göre göre yok sayılmasıdır. Devletin, kesinleşmiş yargı kararlarını uygulamamakta ısrar etmesi ve şirket çıkarlarını halkın yaşam hakkının üstün tutması kabul edilemez.

Bu sürecin takipçisi olmaya devam edeceğimizi; zeytinliklerin, ormanların, köylerin ve yaşam alanlarının savunulmasından vazgeçmeyeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.

İnsan Hakları Derneği

Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu