28 Şubat 2026 günü ABD ve İsrail silahlı kuvvetleri tarafından İran’a yönelik başlatılan saldırılar yaşam hakkı ve bir dizi ağır insan hakkı ihlaline yol açmaktadır. Devam eden saldırılar insanlık açısından büyük bir tehlike yaratmaktadır. Her ne kadar söz konusu saldırılarda İran rejiminin liderleri ve askeri komuta kademelerinin hedef alındığı iddia edilse de sivil halka yönelik saldırılar giderek artmış ve sivil ölümler yaşanmıştır. Özellikle bazı sivil yerleşim birimleri, hastaneler ve okullar hedef alınmış; bir okulda 168 kız çocuğu ve öğretmenler katledilmiştir.
İnsan hakları savunucuları olarak savaşların bütün insanlar için büyük riskler barındırdığını bilmekteyiz. Emperyalist ve sömürgeci güçlerin yürüttükleri çıkar çatışmalarından insanlığa hiçbir fayda gelmemektedir. Bu güçlerin amacı kendilerine bağımlı, daha itaatkâr yeni otoriter rejimler inşa etmektir. Bu savaşların en büyük zararını ise kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere sivil insanlar yaşamaktadır.
İnsan hakları ve demokratik değerlere saygılı olduğunu her fırsatta vurgulayan Devletlerin bu savaşa karşı sessizliği ise anlaşılabilir değildir. Bu savaş ve çatışmalı ortamda süregelen ağır insan hakları ihlalleri uluslararası hukukun fiilen yok sayıldığını göstermektedir. Oysa savaş ve çatışmalı dönemlerde dahi Devletlerin uluslarası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleri devam etmektedir. Nitekim Cenevre Sözleşmesi hükümlerine göre ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan savaş sırasındaki birçok uygulama savaş suçu niteliği taşımaktadır.
ABD ve İsrail düzenlediği hava saldırıları uluslararası hukuku hiçe sayarak insanlığa karşı suç işlemektedir. Öte yandan İran devleti de sivillere yönelik ciddi ihlaller içeren uygulamalar ve politikalar içindedir. Öyle ki İran’da bugüne kadar binlercesi idama mahkûm edilen Kürt siyasi mahpusların, özellikle Devrim Muhafızlarına ait binalara yerleştirilerek sivil hedef haline getirildiği dünya kamuoyunca bilinmektedir.
Burada esas tartışılması gereken konulardan biri de Birleşmiş Milletler ’in içinde bulunduğu durumdur. Özellikle ABD’nin “sivillerin can güvenliğini garanti edemiyoruz” açıklamasının ardından Birleşmiş Milletlerin sessiz kalması ve tavır almakta gecikmesi kabul edilemez.
Bütün bu yaşananlar karşısında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi geçtiğimiz hafta bir açıklama yaparak soruşturma başlatılması çağrısında bulunmuştur. Sözcü Ravina Shamdasani, “Saldırıların sivillere ya da sivil yerleşim yerlerine yönelik olduğunun ya da ayrım gözetmeyen saldırı niteliği taşıdığının tespit edilmesi halinde bunun uluslararası insancıl hukukun ciddi bir ihlali ve savaş suçu teşkil edeceğini” belirtmiştir. Ancak yaşananların savaş suçu olarak değerlendirilmesi için yeni bir tespite dahi gerek yoktur. Birleşmiş Milletler bu savaşa karşı, özellikle sivil ölümler ve işlenen savaş suçları konusunda misyonunun gereğini yerine getirerek; savaş suçu niteliğindeki eylemleri soruşturmalı, tarafların savaşı ve çatışmayı sona erdirmesi için gerekli girişimlerde bulunmalıdır.
İnsan hakları savunucuları olarak bir kez daha Birleşmiş Milletleri varlık nedenine uygun bir tutum almaya, süren bu savaşa karşı barışçıl ve etkili bir tavır göstermeye çağırıyoruz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ



