01.04.2026 tarihinde Muğla’nın Bodrum ilçesi Yalıkavak açıklarında mültecileri taşıyan bir botun batması sonucu çok sayıda insan yaşamını yitirdi. Bir kez daha Ege Denizi, savaşlardan, çatışmalardan, yoksulluktan, siyasal baskıdan, ayrımcılıktan ve güvencesizlikten kaçan insanlar için toplu mezara çevrildi. Bir kez daha sınırlar korundu, insan hayatı korunmadı.
Bu yaşanan bir kaza değildir. Bu ölümler tesadüf değildir. Bu ölümler, yıllardır sürdürülen göç karşıtı, ayrımcı, dışlayıcı ve güvenlikçi politikaların sonucudur. Güvenli geçiş yollarını kapatanlar, sığınma hakkını fiilen ortadan kaldıranlar, denizi bir sınır şiddeti alanına dönüştürenler bu ölümlerden doğrudan sorumludur.
Basının ve resmi makamların kullandığı “kaçak göçmen” ifadesi de bu insanlık dışı politikanın dildeki karşılığıdır. Hiçbir insan kaçak değildir. “Kaçak” ifadesi insanı suçla özdeşleştiren, onu değersizleştiren, toplum nezdinde hedef haline getiren ve nefret söylemini besleyen bir ifadedir. Bu dil masum değildir. Bu dil, mültecilere ve göçmenlere yönelen ayrımcılığı, düşmanlığı ve hak ihlallerini meşrulaştıran politik iklimin bir parçasıdır. İnsan onurunu yok sayan bu dil derhal terk edilmelidir.
İltica bir suç değil, temel bir insan hakkıdır. Ancak Türkiye’de bu hak eşit, etkili ve güvenceli biçimde işletilmemektedir. Türkiye’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekince nedeniyle Avrupa konseyine üye ülkeler dışından gelenler hukuki anlamda “mülteci” statüsüne erişememekte; şartlı mültecilik, geçici koruma ve benzeri kırılgan statüler altında belirsizlik içerisinde yaşamaya zorlanmaktadır. Bu durum, Türkiye’de koruma arayan milyonlarca insanın hayatını sürekli geçicilik, hukuki güvencesizlik, yoksulluk, ayrımcılık ve sınır dışı edilme tehdidi altında sürdürmesi anlamına gelmektedir.
Dolayısıyla bugün Ege’de yaşamını yitiren insanların hikayesi yalnızca bir geçiş hikayesi değildir. Aynı zamanda Türkiye’de etkili, kalıcı ve insan onuruna uygun bir koruma mekanizmasına erişemeyen insanların hikayesidir. İnsanlar yalnızca geldikleri yerlerde yaşadıkları zulüm nedeniyle değil, burada maruz kaldıkları belirsizlik, dışlanma, güvencesizlik ve koruma mekanizmasının her an onlar için işlemez hale gelebilmesi nedeniyle de yeniden yola çıkmak zorunda kalmaktadır. Başka bir deyişle, insanlar yalnızca ölümden kaçmamakta; yaşayabilecekleri bir yaşam alanı aramaktadır. Bu gerçek görülmeden ne göç olgusu anlaşılabilir ne de bu ölümler önlenebilir.
Ege’de yıllardır sürdürülen geri itme uygulamaları bu tablonun en ağır sonuçlarından biridir. Türkiye-Yunanistan hattında mülteciler sistematik biçimde hukuksuzluğa, şiddete, kötü muameleye, hak gasplarına ve ölüme maruz bırakılmaktadır. Avrupa Birliği’nin sınır rejimi, Frontex’in rolü ve üye devletlerin uygulamaları bu ölümlerden bağımsız değildir. Sınır güvenliği adı altında yürütülen politika gerçekte insanların yaşam hakkını ortadan kaldıran bir rejime dönüşmüştür. Geri itmeler yalnızca hukuka aykırı değildir; öldürücüdür.
Denizde arama-kurtarma yükümlülüğü tartışmaya açık değildir. Hiç kimse milliyeti, hukuki statüsü, belgesi ya da göç rotası nedeniyle denizde ölüme terk edilemez. Yardımı geciktiren, korumayı engelleyen, sığınma hakkına erişimi kapatan her uygulama ağır bir insan hakkı ihlalidir. Bu nedenle yalnızca olayın kendisi değil, olayın öncesi, sınır politikaları, geri itme iddiaları, ihmal ve sorumluluk zinciri de bağımsız ve etkili biçimde soruşturulmalıdır.
İnsan Hakları Derneği olarak bir kez daha uyarıyoruz: Mültecilerin ölümünden beslenen bu sınır siyaseti derhal son bulmalıdır. Türkiye, coğrafi çekinceyi ve korumayı geçicileştiren yaklaşımı terk ederek hak temelli ve kalıcı bir koruma rejimi inşa etmelidir. Avrupa Birliği ve Frontex dahil tüm sorumlular hesap vermelidir. Geri itmeler durdurulmalıdır. Basın nefret dilini terk etmelidir. Kurtarılan kişilerin uluslararası koruma mekanizmalarına etkili erişimi derhal sağlanmalıdır. Yaşamını yitirenlerin kimlikleri tespit edilmeli, ailelerine ulaşılmalı ve tüm süreç şeffaf biçimde yürütülmelidir.
Bir kez daha ve yüksek sesle söylüyoruz:
Hiçbir insan kaçak değildir.
İltica haktır.
Belirsizlik de sınır şiddeti de öldürür.
İnsanların yaşayabilecekleri bir yaşam alanı için yola çıkmak zorunda bırakılmasına sessiz kalmayacağız.
İnsan Hakları Derneği
Göç ve İltica Komisyonu



