Leyla Kasım’ın Anısına: Yaşam Hakkını, Halkların Eşitliğini ve Cezasızlığa Karşı Mücadeleyi Savunuyoruz!

Leyla Kasım’ın 12 Mayıs 1974’te Irak Baas rejimi tarafından idam edilişinin yıl dönümünde; onu yalnızca Kürt halkının hafızasında yer edinmiş tarihsel bir direniş figürü olarak değil, aynı zamanda devlet şiddetinin, sömürgeci güvenlik politikalarının ve ölüm cezası rejiminin hedef aldığı bütün halkların ortak adalet arayışının simgesi olarak anıyoruz.

Leyla Kasım, genç bir Kürt kadın, bir üniversite öğrencisi ve siyasal özne olarak; Kürt halkının kimlik, eşitlik ve özgürlük taleplerinin “devlet güvenliği” söylemiyle kriminalize edildiği bir dönemde yargılandı ve dört arkadaşıyla birlikte idam edildi. Onun yaşamına son veren mekanizma, yalnızca bir infaz kararı değildi. Kürt halkının kendi varlığını, dilini, kültürünü ve siyasal iradesini ifade etmesini suç sayan otoriter devlet aklının en ağır biçimlerinden biriydi.

Bugün aynı tarihsel sürekliliğin farklı biçimlerde devam ettiğini görüyoruz. Başta İran olmak üzere Ortadoğu’nun birçok ülkesinde Kürtler; keyfi gözaltılar, işkence ve kötü muamele, zorla kaybetme, adil yargılanma hakkının ihlali, kültürel hakların bastırılması, siyasal temsilin kriminalize edilmesi ve cezasızlık politikalarıyla karşı karşıyadır. İran’da ölüm cezası, özellikle Kürtler, Beluçlar, kadınlar, LGBTİ+’lar, insan hakları savunucuları, siyasal muhalifler ve ezilen inanç/kimlik grupları bakımından sistematik bir baskı aracına dönüşmüştür. Allah’a karşı savaş açma, yeryüzünde bozgunculuk çıkarma ve benzeri muğlak güvenlik suçlamaları; hukuki belirlilik, ölçülülük ve adil yargılanma ilkelerini ortadan kaldıracak biçimde kullanılmakta, Devrim Mahkemeleri eliyle verilen kararlar çoğu zaman işkence iddiaları, avukata erişim engelleri ve kapalı yargılama süreçleriyle birlikte anılmaktadır.

Uluslararası insan hakları hukukuna göre yaşam hakkı, devletlerin keyfi biçimde sınırlandıramayacağı en temel haktır. Ölüm cezası ise geri döndürülemez niteliği, ayrımcı uygulanma biçimi ve çoğu zaman işkenceyle, adil olmayan yargılamalarla, siyasal intikam pratikleriyle iç içe geçmesi nedeniyle insan onuruyla bağdaşmamaktadır. İran’da Kürt mahpuslara, kadın aktivistlere ve insan hakları savunucularına yönelen idam tehditleri; halkların eşitlik talebini bastırmaya dönük yapısal bir devlet politikası olarak değerlendirilmelidir.

Ortadoğu’da Kürt halkına yönelik hak ihlalleri, ülke sınırlarıyla sınırlı olmayan bölgesel bir karakter taşımaktadır. Suriye’de sivillere yönelik saldırılar, zorla yerinden edilmeler ve demografik müdahale iddiaları; Irak’ta geçmişten bugüne taşınan cezasızlık hafızası; Türkiye’de ifade, örgütlenme ve siyasal temsil alanlarına dönük baskılar; İran’da ise ölüm cezası ve ağır güvenlik yargılamaları, aynı tarihsel sorunun farklı görünümleridir.

İnsan Hakları Derneği olarak bir kez daha vurguluyoruz: Devletlerin güvenlik gerekçesi, yaşam hakkını ihlal etmenin, işkenceyi meşrulaştırmanın, halkların kimliğini inkar etmenin ve siyasal talepleri bastırmanın aracı haline getirilemez. Kürt halkına yönelik ayrımcı politikalar son bulmalı; İran’da ölüm cezaları derhal durdurulmalı, işkence iddiaları bağımsız biçimde soruşturulmalı ve tüm bölgede ayrımcılık ve cezasızlık politikalarına son verilmelidir.

Leyla Kasım’ı saygıyla anıyoruz. Onun adı, bugün İran hapishanelerinde idam tehdidi altında tutulan Kürt mahpusların, kimliği nedeniyle hedef alınan kadınlar ve LGBTİ+’ların, halkların eşitlik ve özgürlük talebini savunanların mücadelesinde yaşamaya devam etmektedir.
Yaşam hakkını, halkların eşitliğini, anadilde yaşam hakkını, adil yargılanmayı ve barışı savunmak; Leyla Kasım’ın anısına sahip çıkmanın en güçlü yoludur. İnsan hakları savunucuları olarak, ölüm cezasına, işkenceye, ayrımcılığa ve cezasızlığa karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.