ORMANLAR YAŞAMDIR: EK 16 DÜZENLEMESİ DOĞAYI, YAŞAM HAKKINI VE GELECEĞİ TEHDİT ETMEKTEDİR

Bizler, İnsan Hakları Derneği Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu olarak; 6831 sayılı Orman Kanunu’na eklenen Ek 16. madde kapsamında sürdürülen uygulamaların yalnızca doğal varlıkları değil, doğrudan yaşam hakkını, sağlıklı çevrede yaşama hakkını ve gelecek kuşakların ortak geleceğini tehdit ettiğini kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

Ormanlar yalnızca ağaç toplulukları değildir. Ormanlar; canlı yaşamının sürekliliğini sağlayan, suyu koruyan, iklimi dengeleyen, toprağı yaşatan, biyolojik çeşitliliği sürdüren müşterek yaşam alanlarıdır. Ormanların yok edilmesi, yalnızca ekolojik bir kayıp değil; aynı zamanda sosyal, ekonomik ve yaşamsal bir yıkımdır. Bu nedenle ormanların korunması meselesi yalnızca çevre politikalarının konusu değil, temel bir insan hakları meselesidir.

Ek 16 düzenlemesi ile “orman niteliğini kaybettiği” iddia edilen alanların Cumhurbaşkanı kararıyla orman sınırları dışına çıkarılabilmesi mümkün hale getirilmiştir. “Bilim ve fen bakımından orman olarak korunmasında yarar görülmeyen alan” gibi son derece muğlak ifadeler, kamu yararından çok sermaye ve rant odaklı müdahalelere açık bir zemin yaratmaktadır. Hukuki belirsizlik içeren bu yaklaşım, ormanların siyasal ve ekonomik tercihlere göre tasarruf konusu haline getirilmesi riskini büyütmektedir.

Kaygımız yalnızca mevcut orman alanlarının daraltılması değildir. Asıl tehlike; ormanların sistematik biçimde tahrip edilmesi, işgal edilmesi ya da işlevsiz bırakılması sonrasında “zaten orman vasfını kaybetmiş alan” denilerek yapılaşmaya ve sermaye projelerine açılmasıdır. Bu durum, doğayı koruma anlayışının tersine çevrilmesi anlamına gelmektedir. Çünkü koruma yükümlülüğü bulunan kamusal otorite, kimi zaman tahribatın önünü açan, kimi zaman da tahribatı meşrulaştıran bir pozisyona sürüklenmektedir.

Anayasa’nın 169. maddesi, devletin ormanları koruma yükümlülüğünü açık biçimde düzenlemektedir. Ormanların daraltılması değil genişletilmesi anayasal bir sorumluluktur. Buna rağmen Ek 16 kapsamında geliştirilen uygulamalar, anayasal koruma ilkesini zayıflatmakta; kamusal doğa varlıklarını piyasa ilişkilerine açan bir dönüşüm yaratmaktadır. Özellikle yangınlar, madencilik faaliyetleri, enerji projeleri ve turizm yatırımları sonrasında ortaya çıkan “orman dışına çıkarma” girişimleri toplumda ciddi bir güvensizlik yaratmaktadır.

Son yıllarda yaşanan büyük orman yangınları, iklim krizinin yıkıcı etkilerini açık biçimde ortaya koymuştur. Akdeniz havzasında yer alan ülkemiz, kuraklık, aşırı sıcaklık ve ekolojik kırılganlık bakımından çok ciddi risk altındadır. Böylesi bir dönemde yapılması gereken; orman alanlarını daraltmak değil, mutlak koruma politikalarını güçlendirmektir. Çünkü ormanların kaybı yalnızca bugünü değil, geleceği de geri dönülmez biçimde etkilemektedir.Karbon emisyonlarının neden olduğu küresel ısınma ve iklim yıkımına karşı ormanlar en önemli yutak alanlarıdır

Ek 16 düzenlemesinin savunucuları, orman dışına çıkarılan alanların karşılığında iki katı kadar alanın ağaçlandırılacağını ileri sürmektedir. Ancak hiçbir fidan dikimi; yüzlerce yılda oluşmuş doğal bir orman ekosisteminin yerini tutamaz. Bir orman yalnızca ağaç değildir. İçinde kuşların, böceklerin, mantarların, endemik bitkilerin, su kaynaklarının ve karmaşık bir yaşam ağının bulunduğu canlı bir bütündür. Doğal ormanları yok edip yerine “telafi ağaçlandırması” önermek, yaşamın bütünlüğünü teknik bir hesaplama meselesine indirgemektir.

Ayrıca bu düzenleme, karar alma süreçlerinde halkın katılımını da büyük ölçüde dışlamaktadır. Yerel halkın, ekoloji örgütlerinin, bilim insanlarının ve bağımsız meslek odalarının görüşleri dikkate alınmadan yürütülen süreçler demokratik toplum ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Oysa çevre hakkı, katılım hakkı ve bilgiye erişim hakkı birbirinden ayrı düşünülemez. Doğaya ilişkin kararlar kapalı kapılar ardında değil, toplumsal denetime açık biçimde alınmalıdır.

Bizler bir kez daha hatırlatıyoruz: Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı temel bir insan hakkıdır. Bu hak yalnızca insanların değil, tüm canlıların ortak yaşam hakkını kapsar. Ormanların sermaye birikiminin aracı haline getirilmesi; iklim krizini derinleştiren, yoksulluğu artıran, su kaynaklarını tehdit eden ve toplumsal eşitsizlikleri büyüten sonuçlar doğuracaktır.

İnsan Hakları Derneği Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu olarak çağrımız açıktır:

  • Ek 16 kapsamında orman sınırları dışına çıkarma uygulamalarına derhal son verilmelidir.
  • Ormanların anayasal güvence altındaki koruma statüsü güçlendirilmelidir.
  • Ekolojik yıkıma yol açan rant ve talan politikaları terk edilmelidir.
  • Tüm süreçlerde bilimsel denetim, şeffaflık ve halkın katılımı esas alınmalıdır.
  • Yaşam alanlarını savunan yurttaşlar, ekoloji aktivistleri ve yerel topluluklar üzerindeki baskılar sona erdirilmelidir.

Unutulmamalıdır ki; ormanları korumak yalnızca doğayı değil, yaşamı, geleceği ve insan onurunu korumaktır. Yaşam hakkını savunmak, ormanları savunmaktan ayrı düşünülemez. Çünkü orman yoksa yaşam da yoktur.

İnsan Hakları Derneği Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu