Deprem Sonrası Yeniden İnşa Sürecinde Dom, Roman ve Abdal Toplulukları Ayrımcılık, Belirsizlik ve Yerinden Edilme Riskiyle Karşı Karşıya

Deprem Sonrası Yeniden İnşa Sürecinde Dom, Roman ve Abdal Toplulukları Ayrımcılık, Belirsizlik ve Yerinden Edilme Riskiyle Karşı Karşıya

6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yılı aşkın süre geçmesine rağmen Hatay’da yaşayan Dom, Roman ve Abdal topluluklarının barınma hakkına ilişkin sorunları çözülebilmiş değildir. Deprem öncesinde de tapusuzluk, derin yoksulluk, sosyal dışlanma ve güvencesiz yaşam koşullarıyla mücadele eden bu topluluklar, bugün yeniden inşa sürecinin en kırılgan kesimleri arasında yer almaktadır

Özellikle Antakya’nın Emek ve Altınçay mahallelerinde yaşayan çok sayıda Dom yurttaşın tapusuzluk sorunu nedeniyle hak sahipliği süreçlerinde ciddi belirsizliklerle karşı karşıya kaldığı bilinmektedir. İnsanlar yıllardır yaşadıkları mahallelerde kalıp yaşamlarını yeniden kurmak isterken, kamu kurumları tarafından tapusuz yurttaşların geleceğine ilişkin açık, şeffaf ve hak temelli bir bilgilendirme yapılmamaktadır.

Bunun yanında son dönemde kamuoyuna yansıyan, Haziran ayı itibarıyla konteyner kentlerin kapatılacağı yönündeki iddialar da ciddi kaygı yaratmaktadır. Henüz hak sahipliği süreçleri tamamlanmamış, birçok depremzede aile konutlarına yerleştirilememiş ve teslim süreçleri sonuçlandırılamamışken; kiracı, tapusuz veya “işgalci” statüsünde değerlendirilen topluluklara ilişkin herhangi bir kamusal planlama ve güvence mekanizmasının ortaya konulmaması önemli bir belirsizlik yaratmaktadır.

Bu koşullar altında konteyner kentlerin kapatılmasına yönelik yaklaşımın mevcut sosyo-ekonomik gerçekliklerle uyumlu olmadığı açıktır. Özellikle barınma hakkına erişim konusunda hâlihazırda yapısal eşitsizliklerle karşı karşıya kalan Dom, Roman ve Abdal toplulukları açısından böyle bir uygulama; zorla yerinden edilme, güvencesiz barınma, aşırı yoksullaşma ve çok yönlü hak ihlalleri riskini derinleştirecektir.

Deprem sonrası yeniden yerleşim süreçlerinde devletin temel yükümlülüğü; kişileri yeni mağduriyetlerle karşı karşıya bırakmadan güvenli, erişilebilir ve insan onuruna uygun barınma koşullarını sağlamaktır. Dolayısıyla mevcut sorunlar çözülmeden konteyner kentlerin kapatılmasına yönelik olası uygulamaların, özellikle kırılgan topluluklar bakımından ciddi insan hakları ihlallerine yol açabileceği açıktır. Bu durumda olan kişiler için öncelikli olarak güvenli barınma alanlarının sağlanması ve hak temelli sosyal koruma mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir.

Bu belirsizlik ortamı sürerken neredeyse her gün farklı bir ilçeden yeni bir haber alınmaktadır. Son olarak Hatay’ın Belen ilçesine bağlı Şenbük ve Ötençay mahallelerinde Dom, Roman ve Abdal topluluklarının bölgeye yerleştirileceğine dair iddialar kamuoyuna yansımıştır. Bu iddiaların ardından bazı mahalle sakinleri mera alanlarının yapılaşmaya açılmasına karşı çeşitli itiraz ve eylemler gerçekleştirmektedir

Yaşam alanlarını, mera bölgelerini ve ortak kullanım alanlarını savunmaya yönelik demokratik itirazlar elbette meşru bir hak arayışıdır. Yerel halkın yaşam alanlarına ilişkin kaygıları, katılımcı planlama ve kent hakkı perspektifiyle değerlendirilmelidir. Bu noktada hak savunuculuğu yapan sivil toplum örgütlerinin, yaşam alanlarını korumaya yönelik demokratik taleplerin yanında durması da son derece doğaldır.

Ancak demokratik hak arama süreçleri yürütülürken Dom, Roman ve Abdal topluluklarını hedef alan ayrımcı, dışlayıcı ve kriminalize edici söylemlerin üretilmesi kabul edilemezdir. Nitekim son günlerde özellikle “Bakrastube” isimli sosyal medya yayın kanalında yayımlanan görüntülerde Dom, Roman ve Abdal toplulukları hedef gösterilmiş; bu kişilerin bölgeye yerleştirilmesi halinde “asayişin bozulacağı”, “köy düzeninin ortadan kalkacağı”, “insanların tarlasını ekip biçemeyeceği” yönünde açıklamalar yapılmıştır.

Bununla da sınırlı kalınmamış; Şenbük ve Ötençay mahalle muhtarlıkları tarafından ortak imzayla hazırlanan resmi bir yazıda Dom, Roman ve Abdal yurttaşlar “gurbat” şeklinde aşağılayıcı ifadelerle anılmış, söz konusu toplulukların mahalleye yerleştirilmesi halinde güvenlik ve asayiş sorunlarının yaşanacağı ileri sürülmüştür. Kamu kurumu niteliğindeki muhtarlıkların böylesi ayrımcı ve nefret söylemi içeren ifadeleri resmi yazışmalarda kullanmış olması son derece kaygı vericidir.

Söz konusu resmi yazının Hatay Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, Hatay Valiliği, ilgili belediyeler ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü gibi kamu kurumlarına iletildiği bilinmektedir. Bu durum yalnızca toplumsal nefretin yaygınlaşması açısından değil, ayrımcı söylemlerin resmi kurumlar aracılığıyla meşrulaştırılması bakımından da ciddi bir insan hakları sorunu yaratmaktadır.

Bir kez daha açıkça ifade etmek gerekir ki; demokratik bir direniş pratiği, hiçbir topluluğu etnik kimliği, yoksulluğu veya yaşam biçimi üzerinden hedef göstermeyi meşrulaştıramaz. Hak arama süreçlerinin nefret söylemiyle iç içe geçirilmesi, direnişin demokratik ve meşru niteliğine zarar vermekte; toplumsal dayanışma zeminini zayıflatmaktadır. İnsan hakları perspektifinden bakıldığında, herhangi bir topluluğun “güvenlik tehdidi” veya “asayiş sorunu” şeklinde sunulması kabul edilemezdir.

Öte yandan kamuoyuna yansıyan bilgiler doğrultusunda tapusuz Dom, Roman ve Abdal topluluklarının Hatay şehir merkezinden kilometrelerce uzağa taşınmasının planlandığı yönünde iddialar bulunmaktadır. Ancak bu konuda kamu kurumları tarafından açık, şeffaf ve katılımcı bir açıklama yapılmamaktadır. Gerçekten bir yer değiştirme politikası mı uygulanmaktadır, yoksa bu iddialar gerçeği yansıtmamakta mıdır? Bu soruların hiçbirine ilgili topluluklar net cevap alamamaktadır.

Daha önce farklı şehirlerde yürütülen kentsel dönüşüm uygulamalarında deneyimlediğimiz üzere, Roman mahallelerinde gerçekleştirilen dönüşüm projeleri ağır hak ihlallerine neden olmuştur. Sulukule, Ege Mahallesi, Küçükbakkalköy ve benzeri örneklerde görüldüğü üzere; yoksul toplulukların kent merkezlerinden uzaklaştırılması, sosyal bağlarının parçalanması, iş ve geçim imkanlarından koparılması ve daha derin yoksulluk koşullarına sürüklenmeleriyle sonuçlanan süreçler yaşanmıştır. Bugün Hatay’da yaşanan gelişmelerin de benzer sonuçlar doğurma riski taşıdığı açıktır.

Sivil Düşler Derneği tarafından yaşanan bu gelişmelere ilişkin Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) başvurular gerçekleştirilmiş; ayrımcı resmi belgeler, nefret söylemleri ve olası yerinden edilme risklerinin araştırılması talep edilmiştir. Ayrıca Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bilgi edinme başvurusu yapılarak; Belen ilçesinde Dom, Roman ve Abdal topluluklarına yönelik bir yerleştirme planı olup olmadığı, tapusuz yurttaşların geleceğine ilişkin nasıl bir politika yürütüldüğü ve ilgili toplulukların neden süreç hakkında bilgilendirilmediği sorulmuştur.

Bizler İnsan Hakları Derneği Hatay Şubesi olarak açıkça ifade ediyoruz:

Barınma hakkı bir lütuf değil, temel bir insan hakkıdır.

Hiçbir topluluk; yoksulluğu, etnik kimliği, yaşam biçimi veya tapusuzluğu nedeniyle ayrımcılığa uğrayamaz, kriminalize edilemez ve yaşadığı kentten dışlanamaz.

Yetkilileri; ayrımcı söylemlere karşı açık tutum almaya, nefret söylemlerine ilişkin gerekli idari süreçleri işletmeye ve deprem sonrası yeniden inşa sürecini insan hakları, eşit yurttaşlık ve sosyal adalet ilkeleri doğrultusunda yürütmeye çağırıyoruz.

İnsan Hakları Derneği Hatay Şubesi olarak; Dom, Roman ve Abdal topluluklarının barınma hakkı mücadelesinin takipçisi olmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.

İnsan Hakları Derneği Hatay Şubesi