Bunlardan birisi din ve inanca dair alan. Laiklik ilkesinin resmi algısı, bu konuda düşünmeyi de fikir üretmeyi de yasaklıyor. Ya da, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı ve anayasal kurum oluşu tartışma konusu yapılamıyor. Ya da Kürt, Ermeni sorunları konusunda devletin güvenlik bürokrasisinin çizdiği çerçevenin dışında düşünme, düşünce açıklaması yaptırım altına alınıyor. Veya ordu/siyaset ilişkisi tartışılamıyor. Dil yasakları ayrı bir sorun.
Sorun, sistemin yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır.
İdeolojik ve siyasi olarak kendisinin taraf olmasında hiçbir sakınca görmeyen, tersine bununla övünen yargının da, insan hakları ve özgürlüklerini, hukukun üstünlüğü ve demokrasi ilkelerini ihmal edebileceği ya da bizzat karar pratikleriyle ihlal edebileceği açıktır.
Yakın tarihimizde 24 parti kapatılmış ve daha Kasım 2007 tarihinde Demokratik Toplum Partisi’nin kapatılması istemiyle dava açılmıştı.
İnsan hakları ve özgürlüklerine, hukukun üstünlüğü ve demokrasiye bütüncül bakılmalıdır. Kozmetik değişiklikler değil, insan hakları hukukuna uygun gerçek hukuki reformlar/değişiklikler gerçekleştirilmelidir. İnsan haklarına ve özgürlüklerine, AB sürecinde olduğu gibi, devletin dış politikasında kullanılacak araç olarak değil; insanlar, yurttaşlar için amaç olarak bakılmalıdır.
Siyasi partiler kapatılarak demokrasi inşa edilemez. Siyasi partileri kapatma pratiği o ülkenin hukukunu ilerletmez. Çözüm, yasaklama ve kapatma rejimlerinde değil, daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlükler rejiminde aranmalıdır.
Hüsnü Öndül
İHD Genel Başkanı



