Ben Çocuğum Haklarımla Varım!

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme dünya genelinde en çok ülke tarafından kabul edilen insan hakları belgesi olma özelliğini taşımaya ve sözleşmenin 34. yılında hem ülkemizde hem de dünya genelinde özellikle savaşın tüm şiddetiyle devam ettiği Ortadoğu’da yoğun bir şekilde çocuk hak ihlalleri yaşanmaya devam ediyor. 1989’da 197 ülke tarafından imzalanan sözleşme ile çocuk haklarını tüm dünyada güvence altına almayı hedeflemiştir. Sözleşmeye taraf devletlerin sözleşme maddeleri gereğince kendi iç hukuklarında değişim yapması teşvik edilmiştir

Birleşmiş Milletler ne yazık ki tüm dünyada barışı koruma misyonunu yerine getiremediği gibi; yakın coğrafyamızda tüm şiddetiyle halen süren savaş ve çatışmalarda binlerce çocuk hayatını kaybetmiş olmasına rağmen halen etkili bir çözüm üretmekten uzaktır.  Ortadoğu coğrafyası başta olmak üzere Afganistan, Suriye, Libya, Irak, Ukrayna, Ermenistan (Karabağ) ve Türkiye coğrafyasında bazen şiddeti azalsa da on yıllardır devam eden savaş ve çatışmalarda çocuklar ölmeye devam etmektedir.

Türkiye ise, çocuk haklarına öncelik vereceğini taahhüt ederek sözleşmeyi 1990’da imzalamış, 1994’te onaylamış ve 1995 yılında Resmi Gazete’de yayımlayarak yürürlüğe koymuştur. Ancak 1995 yılında Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 17, 29, ve 30. Maddelerine çekince konulması Türkiye’de yaşayan çocuklar arasında etnik köken, toplumsal cinsiyet, din ya da kültüre dayalı ayrımcılığın devam etmesine yol açmıştır. Türkiye, çocuklar hakları bakımından yasalar önünde bile eşitliği sağlayamamış, çocuklara yönelik şiddet ve cinsel istismar başta olmak üzere, erken yaşta zorla evlendirilme, ağır iş koşullarında kayıtsız çalıştırılma ve iş cinayetlerine kurban gitme gibi giderek artan hak ihlallerinin önüne bir türlü geçilememiştir.

Savaşın Öznesi Olmaya Zorlanan Çocuklar

Son günlerde İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonlarında çocuk can kayıplarına ilişkin verilen sayı 4.506’ dır. Her geçen gün bu rakamlar artmaktadır.  Savaşın kendi başına başta yaşam hakkı olmak üzere pek çok hak ihlallerine sebep olduğunu biliyoruz, ancak rakamsal veriler bize İsrail-Filistin savaşında en çok etkilenenlerin çocuklar olduğunu gösteriyor. Yüz binlerce çocuk ise sağlığa erişim, açlık ve barınma sorunlarıyla karşı karşıyadır.

Benzer şekilde Türkiye’nin Suriye’nin Kuzeyine ve Rojava bölgesine yönelik son hava saldırılarında da en az 4 çocuğun hayatını kaybettiği 10 çocuğun ise uzuv kaybı yaşadığı basına yansımıştır.  Ayrıca son 10 yılda Kürt illerinde askeri zırhlı araçların çarpması sonucu 22 çocuk hayatını kaybetmiş, 27 çocuk ise yaralanmıştır.

Deprem Sonrası Çocuk

Türkiye’de meydana gelen 6 Şubat 2023 tarihinde Maraş merkezli meydana gelen depremde ve sonrasında yaşanan ihlaller ile bir kez daha görüyoruz ki devletin çocuklara ilişkin koruyucu ve önleyici politikaları bulunmuyor. Depreme ilişkin resmi makamlarca açıklanan can kaybı sayısı 50.783 yaralananların sayısı ise 107 bin 204 olarak kaydedildi. Ancak can kayıplarının çocuklar açısından sayısal olarak ayrıca tespiti yapılmadı. Deprem sürecinde ve sonrasında çok sayıda kayıp çocuk yakınması ortaya çıkmasına rağmen yetkililer her defasında “deprem bölgesinde hiçbir çocuğun kayıp olmadığını açıkladılar. Depremin üzerinden 8 ay geçmiş olmasına rağmen halen 100 ü aşkın çocuğun kayıp olduğu iddiaları ile ilgili tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. Ayrıca depremde tüm ailesini kaybeden çocukların dini cemaatlere teslim edildiği iddiaları da halen cevaplanmış değildir. Krizler öncesi ihlallere ilişkin önlem almayan devletin, BMÇHS ve kendi iç mevzuatından doğan yükümlülüklerini yerine getirmedi.

Deprem bölgelerinde yaşamaya devam eden çocuklar için hala birçok sorun devam ediyor. Enkaz çalışmalarının devam ettiği bölgede çocuklar aileleriyle birlikte geçici barınma alanlarında yaşıyor. Barınma alanlarında dahi korunaklı ve güvenli olmayan çocuklar ekonomik, sosyal ve kültürel haklarına erişimden mahrum bırakılıyor. Yapılan saha araştırmalarının sonuçları bize doğrudan ya da dolaylı olarak depremden etkilenen çocuk sayısının 4 buçuk milyonu bulduğunu gösteriyor. Afetler sonrası çocukların yaşamlarına devam edebilmeleri ve afetin yarattığı etkiden uzaklaşabilmeleri için devlet derhal sözleşmeden doğan görevlerini yerine getirmelidir.

Mülteci Çocuklar

Devletin çocuk hakları ihlallerini önleme ve çocukların yaşamsal gelişimini destekleme yükümlülüğü ayrım gözetmeksizin şerhi ile yükletilmiştir. Mülteci çocuklar da çocuk olmaktan doğan haklarına kolaylıkla erişebilmeleri sağlanmalıdır. Çocuk hakları tüm çocukların haklarıdır. Çocuklar derhal savaş ortamlarından uzaklaştırılmalıdır. Devlet; savaşların, afetlerin, şiddetin, yoksulluğun yarattığı etkilerin giderilmesi için Sözleşmenin yüklediği tüm gereklilikleri derhal yerine getirmelidir.

Çocuklar Okula Değil İş Yerlerine Gitmek Zorunda Kalıyor

Yaşanan ekonomik kriz en çok yoksul aileleri ve çocukları etkilemektedir. Okula devam eden çocuklara okulda yemek verilmesi talebi ne yazık ki halen duyulmamaktadır.

Derinleşen yoksulluktan etkilenen çocuklar birçok haklarından mahrum kalmalarının yanı sıra eğitim haklarından mahrum kalıp çalışmak zorunda kalmaktadırlar.

Son verilere göre Türkiye’nin çocuk nüfusu 22 milyon 578 bin 378 dir.  MEB’in son açıkladığı örgün eğitim istatistiklerine göre Haziran 2022 itibariyle Türkiye’de örgün eğitimde (resmi + özel) 19 milyon 155 bin 571 öğrenci bulunmaktadır. Öğrencilerden 1 milyon 738 bin 198’i ise açık öğretim kurumlarında eğitim görmüştür. 2021 yılında 1 milyon 452 bin 331 öğrencinin açık öğretimde okuduğu dikkate alındığında, her geçen yıl daha fazla öğrencinin örgün eğitim dışına çıkmak zorunda kaldığı anlaşılmaktadır. MEB’in son yıllarda başlatmış olduğu Mesleki Eğitim Merkezleri programına 15 Kasım 2022 itibarıyla kayıtlı 1 milyon 33 bin öğrenci bulunuyor. Bu programa dahil olan çocuklar haftanın bir günü okula gitmekte geriye kalan zamanda ise ağır iş koşullarının sürdüğü küçük ve orta ölçekli işyerlerine gitmek zorunda bırakılmaktadırlar. Bu ölçekteki iş yerleri İş sağlığı ve güvenliği bakımından denetimin en az veya hiç yapılmadığı iş yerleridir.

Ayrıca 2012 yılından sonra 2019 yılında TÜİK’in yayımlamış olduğu Çocuk İş Gücü araştırması verilerine göre, 5-17 yaş grubunda çalışan çocuk sayısı 720 bin kişidir. Bu çocukların yüzde altmış beşi aynı zamanda da okula devam etmektedir.

Kürt Sorununun çözümünde önemli bir talep olan anadilde eğitim konusunda da 2012 yılının çok gerisine düşülmüştür. Anadilde eğitim talebini karşılamaktan uzak olan “Yaşayan Diller ve Lehçeler Dersi” 2012 yılında müfredata eklenmiş ve 5. Sınıftan sonra her sınıfta en az 10 öğrencinin seçmesi şartıyla okutulması düzenlenmiştir. Uygulamada ders seçim zamanlarının velilere duyurulmaması, seçmek isteyen velilerin ve çocukların “öğretmen yok, ders malzemesi yok, seçerseniz çocuğunuz dışlanır” gibi söylemlerle bu hak pratikte kullanılamaz hale getirilmiştir. 2015-2016 öğretim yılında 77 bin çocuk bu dersi seçmişken bu sayı 2021-2022 öğretim yılında 20 bin sayısına düşmüştür. 2023 yılında atanan 45 bin öğretmen içinde sadece 50 Kürtçe öğretmeni atanmıştır.

Zorunlu din dersi uygulaması halen devam etmektedir. 2007 yılında AİHM’in Hasan- ve Eylem Zengin’in başvurusu üzerine Türkiye aleyhine vermiş olduğu kararın gereği bu zamana kadar yerine getirilmemiştir. Alevi İnancına mensup ailelerin çocukları halen zorunlu din dersi görmeye devam etmektedir.

Kanunla Muhalefete Düşen Çocuklar.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre; güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı, 2021 yılına göre yüzde 20,5 oranında artarak 2022 yılında 601 bin 754 oldu. Bu olaylarda çocukların 259 bin 106’sı mağdur olarak 206 bin 853’ü kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla, 100 bin 490’ı bilgisine başvurma amacıyla, 16 bin 499’u hakkında kayıp müracaatı yapılıp daha sonra bulunan olması nedeniyle 12 bin 684’ü kabahat işlediği iddiasıyla, 6 bin 122’si ise bu nedenlerin dışında kalan nedenlerden güvenlik birimlerine geldi veya getirildi. Halen Türkiye’de hapishanelerde 840’ı hükümlü, 1682 ‘si tutuklu olmak üzere toplam 2522 çocuk bulunmaktadır. Bu verilerle birlikte kanunla muhalefete düşen çocukların her geçen yıl arttığını görüyoruz. Ve devamında çocuk yargılamalarında tutuklama tedbirleri de uygulanmaya devam ediyor. Adalet sistemine giren çocuklar her aşamada daha da örselenmekte ve uzun yargılamanın tüm zorluklarını yaşamak zorunda kalmaktadırlar. Adalet sistemine giren çocuklar için, önleyici, koruyucu ve onarıcı ve çocuğun üstün yararı ilkesine uygun hiçbir tedbirin alınmadığı gözlenmektedir.

Engelli Çocuklar Yaşamın Her Alanında Dışlanıyor.

2022 yılı resmi verilerine göre Türkiye’de 0-19 yaş aralığında 381,129 çocuk bulunmaktadır. Türkiye tarafından imzalanan ve taraf olan devletlere, engellilere karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmak ve onların yaşam standartlarını yükseltmek gibi yükümlülükler getiren BM Engelli Hakları Sözleşmesinin gerekleri ne yazık ki halen yerine getirilebilmiş değildir. Türkiye, tam 18 yıldır tüm kamu yapılarının ve toplu taşıma araçlarının engellilerin erişimine uygun hâle getirilmesi ile ilgili düzenlemeleri hayata geçirmiyor. Tüm zorluklara rağmen eğitim ortamlarına erişen engelli öğrenciler çok ciddi ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kalmaya devam etmektedir.

SONUÇ VE ÖNERİLER.

Türkiye’de çocuk haklarına yönelik olarak ortaya çıkan karanlık tablo, çocuk haklarının coğrafyamızda sadece kâğıt üzerinde kaldığını göstermektedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 12 Kasım 1984 tarihli 39/41 sayılı kararına konu olan “Halkların Barış Hakkına Dair Bildiri” sinin 1. Maddesi “Gezegenimizde yaşayan halkların kutsal barış hakları bulunduğunu ilan eder” şeklindedir. Çocuklarımız için mutlu ve huzurlu bir gelecek kurmanın ilk ve önemli adımı şiddetin her türlüsünden arınmış barışçıl bir ortamın yaratılmasıdır. Barışa en çok çocuklar ihtiyaç duymaktadır.

  • Çocuk Hakları Sözleşmenin çekince konulan maddelerine de derhal taraf olunmalı iç hukukta her çocuk için erişilebilir düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Çocuklara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi için Çocuk Hakları ve İnsan Hakları örgütlerinin katılımıyla “Çocuğa Karşı Şiddeti Önleme Ulusal Eylem Planı” hazırlanmalıdır.
  • Çocuk Cezaevleri kapatılmalı ve Kanunla Muhalefete Düşen Çocuklar için onarıcı, sosyal yaşama katılımlarını destekleyici ve çocukları güçlendirici programlar hayata geçirilmelidir. Çocukların kapatılması için açılması planlanan Çocuk Ceza İnfaz Kurumları ve Çocuk koğuşları derhal lağvedilmelidir.
  • Engelli çocuklar ve ailelerinin sosyal yaşama dahil olacağı başta erişilebilirlik olmak üzere tüm tedbirler eksiksiz hayata geçirilmelidir.
  • RTÜK dahil olmak üzere, çocuklarla ilgili her konuda karar mekanizmalarına çocuk katılımı ve çocukların görüş ve önerilerini sunacağı mekanizmalar oluşturulmalıdır.
  • Deprem bölgesindeki çocuklarla ilgili kamuoyunu tatmin edici ayrıştırılmış bilgilerin ivedilikle paylaşılması, halen kayıp olan çocuk sayısı ile ailesini tümden kaybeden çocukların durumuna ilişkin bilgiler kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
  • Her çocuğun eğitim ve öğretim görme hakkı kapsamında ilköğretimden başlayarak her kademede beslenme ve barınma desteği sağlanmalıdır. Farklı etnik grupların kendi anadillerinde eğitim öğretim almalarının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Din dersi zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır.
  • Çocuk İşçiliğinin önlenmesi için çocukların ve ailelerin ekonomik ve sosyal olarak desteklenmesi ve Çocuk Çalıştıran iş yerleri etkin bir şekilde denetlenmelidir.
  • Merkezi ve yerel yönetim bütçelerinde çocuklar için harcanacak kaynakların ayrılması zorunlu olmalı ve ayrılan kaynağın çocuklar için harcanması kurala bağlanmalıdır.
  • TBMM bünyesinde çocuk haklarını koruyup gözetecek Çocuk Hakları İhtisas Komisyonu kurulmalıdır.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ MERKEZİ ÇOCUK HAKLARI KOMİSYONU