12 HAZİRAN DÜNYA ÇOCUK İŞÇİLİĞİYLE MÜCADELE GÜNÜ:
ÇOCUKLARIN ÇALIŞTIRILMADIĞI, KORUNDUĞU VE HAKLARINA ERİŞEBİLDİĞİ BİR YAŞAM MÜMKÜNDÜR
Çocuk işçiliği, çocukların eğitim, sağlık, oyun, dinlenme, gelişim ve korunma haklarının ihlalidir. Çocukların çalışma yaşamına sürüklenmesi bireysel tercihlerin değil; yoksulluğun, eşitsizliğin, sosyal koruma mekanizmalarının yetersizliğinin ve çocuk haklarını gözetmeyen politikaların sonucudur.
Türkiye’de çocuk işçiliği giderek daha görünür ve daha ağır bir sorun haline gelmektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) verilerine göre yalnızca 2025 yılında en az 94 çocuk çalışırken yaşamını yitirmiştir. Son 13 yılda iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocuk sayısı ise en az 836’dır. Yaşamını yitiren çocukların en az 31’i tarımda, 27’si sanayide, 20’si hizmet sektöründe ve 16’sı inşaat işkolunda çalışmaktadır. Bu veriler çocuk emeği sömürüsünün ulaştığı boyutu ve çocukların nasıl ölümcül çalışma koşullarına terk edildiğini ortaya koymaktadır.
Çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasında son yıllarda genişletilen Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamalarının etkisi ayrıca değerlendirilmelidir. Mesleki eğitim adı altında yüz binlerce çocuk haftanın büyük bölümünü işyerlerinde geçirmekte, eğitim hakkından fiilen uzaklaşmakta ve yeterli denetimden yoksun çalışma ortamlarında bulunmaya zorlanmaktadır. Çocukların üretim süreçlerine ucuz işgücü olarak dahil edilmesi, çocuğun üstün yararı ilkesiyle bağdaşmamaktadır. İş cinayetlerinde yaşamını yitiren çok sayıda çocuğun MESEM kapsamında çalıştırılıyor olması, bu sistemin çocuk hakları açısından yeniden ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Öte yandan 12. Yargı Paketi kapsamında çocuklara ilişkin gündeme getirilen düzenlemeler de çocuk hakları perspektifi bakımından kaygı vericidir. Suça sürüklenen çocuklara yönelik daha ağır ve cezalandırıcı uygulamaların öne çıkarılması, çocuk adalet sisteminin temel ilkeleriyle çelişmektedir. Çocukları cezalandırmak yerine onları suça sürükleyen yoksulluk, ayrımcılık, eğitimden kopuş, şiddet ve sosyal dışlanma koşullarının ortadan kaldırılması gerekmektedir. Çocuk adalet sistemi; intikamcı ve güvenlikçi politikalar üzerine değil, onarıcı adalet, rehabilitasyon ve toplumsal bütünleşme ilkeleri üzerine kurulmalıdır.
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme uyarınca devletin temel yükümlülüğü çocukları ekonomik sömürüden, ihmâlden, istismardan ve her türlü şiddetten korumaktır. Buna rağmen çocuklar bir yandan işyerlerinde yaşamlarını yitirirken, diğer yandan hak öznesi olarak değil denetim ve ceza politikalarının nesnesi olarak görülmektedir.
İnsan Hakları Derneği Merkezi Çocuk Hakları Komisyonu olarak; çocuk işçiliğinin her biçiminin ortadan kaldırılmasını, çocukları çalışmaya iten yoksulluk ve eşitsizlik koşullarına karşı hak temelli sosyal politikaların hayata geçirilmesini, çocuk emeğinin sömürülmesine zemin hazırlayan ve çok sayıda çocuğun yaşamını yitirdiği iş cinayetleriyle gündeme gelen MESEM uygulamalarının derhal sonlandırılmasını, tüm çocuklar için güvenli, bilimsel, laik ve nitelikli eğitime erişimin güvence altına alınmasını, çocuk işçi ölümlerine yol açan cezasızlık politikalarına son verilmesini ve çocuk adalet sisteminin uluslararası çocuk hakları standartlarına uygun biçimde yeniden yapılandırılmasını talep ediyoruz.
Çocuklar ucuz işgücü değildir. Çocukların yeri fabrikalar, atölyeler ve işyerleri değil; okullar, oyun alanları ve özgürce gelişebilecekleri yaşam alanlarıdır. Devletin yükümlülüğü çocukları çalışma yaşamına sürükleyen politikaları sürdürmek değil, çocukların üstün yararını esas alan kamusal politikalar geliştirmek ve her çocuğun haklarına eşit biçimde erişimini sağlamaktır.
İHD Merkezi Çocuk Hakları Komisyonu



