İşçi sınıfının örgütlenme ve sendikal haklarını etkin biçimde kullanmasını engellemeye yönelik olarak, 274 sayılı Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Grev ve Lokavt-Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nda yapılan değişikliklere karşı, 15 Haziran 1970 tarihinde İstanbul ve Kocaeli’deki işçiler fabrikalarından çıkarak şehir merkezlerine doğru kitlesel yürüyüşler başlatmıştır.
Ertesi gün, 16 Haziran’da ise Gebze’den Kadıköy yönüne ve İstanbul’un çeşitli işçi semtlerinden şehir merkezine doğru devam eden yürüyüşler, yol üzerindeki fabrikalardan katılan işçilerle birlikte yüz bini aşkın kişinin yer aldığı, barikatların aşıldığı büyük bir direnişe dönüşmüştür. Bu tarihsel direniş üzerine sıkıyönetim ilan edilmiş, çok sayıda işçi gözaltına alınmıştır.
Direnişin ardından, işçi sınıfının aleyhine olan söz konusu yasa değişiklikleri Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
15-16 Haziran 1970 tarihlerinde dile getirilen talepler, işçilerin sendikal haklarının ve örgütlenme özgürlüklerinin korunması açısından 56 yıl sonra dahi güncelliğini ve önemini korumaktadır.
İşçilerin, sınıfsal menfaatlerini koruma mücadelesinin en önemli araçları arasında olan sendika kurma, toplu iş sözleşmesi ve grev yapma gibi haklarının önünde bugün dahi hukuki ve fiili engellemeler devam etmektedir.
Anayasa’nın 54. maddesinde işçilerin grev hakkına sahip olduğu belirtilmesine rağmen mevcut hükümet döneminde onlarca grev ”genel sağlığı veya millî güvenliği bozucu nitelikte” olduğu iddiasıyla ertelenmekte, Anayasa’da tanımlanan grev hakkının kullanımı fiili olarak imkansız hale getirilmektedir.
15-16 Haziran Büyük İşçi Yürüyüşü 56. yılında hayatını kaybeden işçileri anıyor, Türkiye Cumhuriyeti Devletini sendika kurma, toplu iş sözleşmesi ve grev yapma haklarının önündeki Anayasa ve kanunlardaki engellemeleri kaldırmaya ve uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyor, ”barajsız sendika, yasaksız grev, güvenceli işin” insan hakkı olduğunu hatırlatıyor, emek tarihindeki büyük direnişi selamlıyoruz.



