Ekolojik Tahribat Derinleşiyor, Temel Haklar İhlal Ediliyor
Şırnak ili ve ilçelerinde uzun yıllardır su varlıklarına yönelik ekolojik tahribatlar meydana gelmektedir. Su kaynakları üzerinde kurulan barajlar, su varlığı açısından zengin bölgelerde yoğunlaşan maden arama ve çıkarma faaliyetleri ile yetersiz atık y önetimi uygulamaları; bölgenin ekolojik dengesine ağır zararlar vermekte, bu durum yalnızca doğayı değil doğrudan insan yaşamını da tehdit etmektedir.
28.03.2026 tarihinde sosyal medya platformlarında paylaşılan görüntülerde Uludere ilçesinde bulunan ve Silopi’nin içme suyu ihtiyacını karşılayan Hezil Çayı üzerindeki barajın evsel atık, plastik atık, tıbbi ve çeşitli diğer atıklarla kirletildiği görülmüştür. Bu durum kamuoyunda ciddi bir kaygı yaratmıştır. Bu gelişmenin hemen ardından Cizre Belediyesi tarafından yapılan açıklamada, Dicle Nehri’ne ham petrol karıştığı ve bu nedenle içme suyu arıtma tesisinin tedbiren durdurulduğu bilgisi paylaşıldığı belediyeye ait sosyal medya paylaşımlarından görülmüştür.
Benzer bir olayın geçmiş yıllarda da yaşandığı; Şırnak merkezin içme suyu kaynağı olan Nerdüş Deresi’ne kömür atıklarının karışması sonucu halkın temiz suya erişiminin ciddi şekilde sekteye uğradığı bilinmektedir. Aradan geçen zamana rağmen gerekli önlemlerin alınmamış olması, bu ihlallerin süreklilik arz eden yapısal bir sorun haline geldiğini açıkça göstermektedir.
Suya erişim hakkı, temel bir insan hakkıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. maddesi uyarınca herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. 2872 Sayılı Çevre Kanunu çevrenin korunmasını ve kirliliğin önlenmesini açıkça düzenlemekte; su kaynaklarının kirletilmesini yasaklamakta ve idareye bu konuda açık sorumluluk yüklemektedir. Bunun yanı sıra İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararları çerçevesinde temiz ve güvenli suya erişim, yaşam hakkının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir.
Su kaynaklarına petrol ve kimyasal içerikli atıkların karışması; kısa vadede halk sağlığı açısından riskler doğurmakta, uzun vadede ise ekosistem üzerinde kalıcı etkiler yaratma potansiyeli taşımaktadır. Bu nedenle söz konusu durumun, çevre hakkı ile birlikte yaşam hakkı ve sağlık hakkı bakımından da hassasiyetle ele alınması gereken bir mesele olduğu açıktır. Uygulamaların ilgili ulusal ve uluslararası hukuki yükümlülükler ile tam bir uyum içinde yürütülmesi gerekmektedir.
Devletin yükümlülüğü yalnızca ihlaller gerçekleştikten sonra müdahale etmekle sınırlı değildir. Aynı zamanda önleyici tedbirlerin alınması, etkin denetim mekanizmalarının kurulması ve kamuoyunun şeffaf biçimde bilgilendirilmesi de bu yükümlülüğün ayrılmaz bir parçasıdır. Şırnak’ta yaşanan su kirliliği vakaları, doğa tahribatları bu yükümlülüklerin yerine getirilmediğini göstermektedir.
İnsan Hakları Derneği olarak çağrımızdır:
- Hezil Çayı, Dicle Nehri ve diğer tüm su kaynaklarında meydana gelen kirliliğin kaynağı bağımsız ve bilimsel heyetler tarafından derhal tespit edilmelidir.
- Bölge halkının temiz ve güvenli içme suyuna kesintisiz erişimi sağlanmalıdır.
- Sorumlular hakkında etkili ve şeffaf soruşturmalar yürütülmelidir.
- Su kaynakları düzenli olarak analiz edilmeli ve sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
- Su varlıklarının bulunduğu bölgelerde maden arama ve çıkarma faaliyetleri durdurulmalı ya da sıkı hukuksal denetime tabi tutulmalıdır.
- Atık yönetimi politikaları yeniden yapılandırılmalı, entegre ve sürdürülebilir sistemler kurulmalıdır.
- Ekosistemin korunması ve zarar gören alanların rehabilitasyonu için acil ve uzun vadeli eylem planları hazırlanmalıdır.
Unutulmamalıdır ki doğaya yönelen her ihlal, insan yaşamına yönelmiş bir ihlaldir. Suya erişimin engellenmesi veya su kaynaklarının kirletilmesi, yaşam hakkının özüne yönelik ağır bir müdahaledir.
Şırnak’ta sürdürülen ekolojik tahribat politikalarına derhal son verilmeli; doğadan, yaşamdan ve insan haklarından yana bir yaklaşım benimsenmelidir.
İnsan Hakları Derneği Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu




