ORDU İL MERKEZİNDE İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE YAPILDIĞI İDDİALARINA İLİŞKİN RAPOR

ORDU İL MERKEZİNDE 02.10.2005 TARİHİNDE GÖZALTINA ALINAN 5 ÇOCUK İLE 15.10.2005 TARİHİNDE GÖZALTINA ALINAN 2 KİŞİYE İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE YAPILDIĞI İDDİALARINI

ARAŞTIRMA – İNCELEME RAPORU

OLAYLAR
04.10.2005 tarihinde İHD Genel Merkezi’ne Erbay Çeküç ve Nurşen Baş adlı vatandaşlar, çocukları E.N.Ç ve E.B’nin ve beraberlerindeki çocukların 02.10.2005 tarihinde akşam saatlerinde Fiskomar adlı alışveriş merkezinin açılışı sırasında gözaltına alınmalarıyla başlayan, polis otosunda ve karakolda işkence ve kötü muameleye maruz kaldıkları, maruz kalınan işkencenin ardından mağdurların kentin farklı noktalarına bırakılmaları ile sonuçlanan vaka hakkında Ordu Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduklarına ilişkin faks yoluyla başvuruda, bulunmuşlardır. 05.10.2005 tarihinde başvuruculardan Erbay Çeküç telefonla aranarak başvuru doğrulanmış ve yasal temsilcileri tarafından yapılan suç duyurusuna rağmen mağdur çocukların vücutlarındaki izlerin tespiti amacıyla adli tıbba sevk edilmedikleri, gözaltı işlemi sırasında yasal hakların kullandırılmadığı öğrenilmiştir.

Ordu ilinde çocuk mağdurlara yönelik işkence iddialarının ardından 15.10.2005 tarihinde ikinci bir işkence iddiası daha basına yansımış ve kalp hastası Sabri Varol ve Cihangir Kılıç adlı vatandaşların Ordu Emniyet Müdürlüğü’nde işkenceye maruz kaldığı belirtilmiştir.

HEYETİN OLUŞUMU
Ardı ardına, kısa aralıklarla meydan gelen işkence iddiaları ve olayların boyutu dikkate alınarak, işkence ve kötü muamele iddialarını araştırmak bu konu ile ilgili olarak mağdurlar, aileleri ve yetkili makamlar ile görüşmek araştırma ve inceleme yapmak ve sonrasında kamuoyunu bilgilendirmek ve uluslararası ve ulusal mevzuatta güvence altına alınan işkence yasağının korunmasına ve işkence yasağını ihlal eden sorumluların yargı önüne çıkarılarak, işkencenin cezasız kalmasını önlemek amacıyla;

İHD Genel Merkezi tarafından İHD Genel Başkan Yardımcısı Şükran Buldu, Karadeniz Bölge Temsilcisi Muammer Celep, İHD Trabzon Şube Başkanı Gültekin Yücesan, İHD Rize Şube Sekreteri Gençağa Karafazlı ve İşkence Proje Koordinatörü Meryem Erdal'ın yer aldığı İnsan Hakları Heyeti oluşturulmuştur.

HEYETİN GİRİŞİMLERİ
İnsan Hakları Derneğinin 28 Ekim 2005 tarih ve 2005 / 31-332 sayılı yazısı ile Ordu Valiliği ve İl Emniyet Müdürlüğü’nden; Ordu ilinde yaşanan ve kamuoyuna yansıyan işkence vakaları hakkında araştırma ve inceleme yapmak üzere bir heyet oluşturulduğu belirtilerek randevu talebinde bulunulmuştur. Talebe aynı gün Emniyet Müdürlüğü tarafından yanıt verilerek, 31 Ekim 2005 tarihinde heyetin istediği saatte görüşmeye hazır olunduğu bildirildi.

İnsan Hakları Heyeti 31.Ekim 2005 günü sabah önce işkence mağdurlarından E.N.Ç ve babası Erbay Çeküç ile daha sonra aynı olaydan gözaltına alınan ve yapılan muamelelere tanıklık eden beş işkence mağduru ve bazı mağdurların aileleri ile birlikte görüşmüştür.

Ordu Valiliği tarafından, heyetin incelemelerde bulunduğu sırada 31 Ekim 2005 günü sabah randevu talebine yanıt verildiği için heyet saat 11.00’de Vali Yardımcısı Ali Yener ile daha sonra sırasıyla Ordu Emniyet Müdürü Rıdvan Güler, Çocuk Savcısı Cemalattin Kuçar ve diğer işkence mağdurları Sabri Varol ve Cihangir Kılıç ve Baro Başkanı Kenan Çebi ile görüşmelerde bulunmuştur.

Bu görüşmeler arasında ayrıca eski İHD Ordu Şube Başkanı ve Karadeniz Bölge temsilcisi Rıfat Kargı ile görüşülmüş olup Rıfat Kargı da heyetin incelemelerine katkı sunmuştur.

I. MAĞDURLARLA VE AİLELERLE YAPILAN GÖRÜŞMELER
İnsan Hakları Heyetinden Şükran Buldu ve Meryem Erdal 31 Ekim 2005 tarihinde sabah 08.00 sıralarında önce işkence mağdurlarından E.N.Ç ve babası Erbay Çeküç ile buluşmuş, İnsan Hakları Heyetinin toplu olarak görüşmesini sağlamak üzere Trabzon ve Rize’den gelecek olan diğer heyet üyeleri beklenirken görüşme yapılmış ve heyet tamamlanınca saat 9.30 sıralarında 5 mağdur çocuk ve mağdurlardan E.B:’nin anne ve babası ve E.N.Ç’ün babası Erbay Çeküç ile toplu olarak fakat ihtiyaç duyuldukça ayrı yerlerde mağdurlarla görüşme yapılmıştır.
1. İŞKENCE VAKASI
Birinci işkence vakası, 02 Ekim 2005 tarihinde Ordu merkezde bulunan Fiskomar adlı alışveriş merkezinin konserli açılış töreni sırasında çıkan kargaşa nedeniyle İ.Z adlı çocuğun gözaltına alınmasıyla başlayan, bir motosikletin E.B adlı çocuğa çarpması nedeniyle çıkan tartışmaya müdahale eden polisler tarafından E.B, E.N.Ç, M.K ve C.Ş adlı dört çocuğun gözaltına alınarak polis aracında ve götürüldükleri Çarşı Polis Karakolu’nda işkenceye maruz kalmaları ile devam eden ve çocuklardan E.B, E.N.Ç ve M.K’nin gözaltı kaydı tutulmaksızın kentin farklı yerlerine, C.Ş’nin de kayda geçirilmek suretiyle ailesine teslim edilmesi ile sonuçlanan vakadır.

Mağdur İ.Z (18) ile yapılan görüşme
Mağdurlardan İ.Z. (18) heyetle yaptığı görüşmede yaşadıklarını şöyle anlattı:
‘Pazar günü Fiskomar adlı alışveriş merkezinin açılışı vardı. Açılış konserle yapılıyordu ve Tarık Mengüç adlı sanatçı getirilmişti. Sanatçıya yanaşmak istediğimde özel güvenlikçiler üzerime çullandı. Kelepçe takıp tekme tokat dövmeye başladılar. Daha sonra resmi polislere verdiler ve polisler beni döverek yumruklarla gözaltına aldı ve arabalarına bindirdiler. Arabada polisler beni dövmeye devam etti, tekme tokat telsizle vurup anama, avradıma, bacıma ağza alınmayacak küfür ettiler. Daha sonra Merkez Polis Karakolu’na götürdüler. Beni nezarete attılar. Bana kimlerin vurduğunu tespit edemem. Kalabalık bir polis grubu vardı. Polis aracında karakola götürülürken ve karakolda da dövdüler.

Gözaltına alındıktan hemen sonra Boztepe SSK Hastanesi’ne götürüldüm. Buradaki muayenede doktor ‘Bunda bir şey yok’ dedi. Bunun dışında doktorla aramızda her hangi bir konuşma geçmedi. Muayene sırasında polisler de içeride yanımdaydı. Polislerin muayenede bulunduğu sırada avukat yoktu ve böyle bir talepte de bulunulmadı. Doktorun bir rapor düzenleyip düzenlemediğini veya kime verdiğini bilmiyorum. Raporun polise verildiğini sanıyorum. Bu konuda bana her hangi bir açıklama yapılmadı. Polisler tarafından savcılığa sevk edildiğim sırada da bana doktor raporunun bir nüshası verilmedi. Raporla ve içeriği ile ilgili hiçbir bilgiye sahip değilim.

Diğer arkadaşların gözaltına alındığına tanığım. Karakola götürüldüğümde nezarethaneye attılar beni. Ben nezarethaneye atıldıktan bir süre sonra E.N.Ç, E.B, C.Ş ve M.K. adlı arkadaşları getirdiler, nezarethaneye attılar. Ancak benim yanıma nezarete atmadan önce sivil polisler, Volkan Komiser, Köksal isimli memur ve diğerleri çocuklara hem küfür ediyor hem de dövüyorlardı. Volkan Komiser ve 7-8 polis arkadaşları nezarethaneden çıkarıp götürdüler. Arkadaşları alırken ve götürüldükleri odadan küfür sesleri geliyordu. Anamıza, bacımıza rast gele edilen küfürler. ‘Ananı s…m’, ‘Bacını s…..min çocuğu’, ‘O… çocukları’ gibi küfürler. Çocukları tek tek nezarethaneden aldılar. Önce E.N.Ç’yi, sonra M.K’yı, sonra E.B’yi tek tek dışarı alıp dövüyorlardı. Aynı küfürleri bana ve hepimize ediyorlardı. Arkadaşların götürüldüğü odadan ağlama sesleri geliyordu ve 'Vurma komiserim' diyorlardı. E.NÇ, E.B ve M.K’yi aldıktan sonra C.Ş ile beni nezarethanede bıraktılar. C.Ş’yi de bir süre sonra benim yanımdan alıp götürdüler. Daha sonra beni Ordu Emniyet Müdürlüğü’ne götürdüler. Emniyetin bodrumundaki nezarethaneye koydular

Buradan da daha sonra 1 No’lu Sağlık Ocağı’na götürüp doktor raporu aldılar. Doktora işkence gördüğümü söyledim, yaralarıma baktı rapor verdi. Bir gün sonra Emniyet Müdürlüğü’nden alınıp savcılığa çıkarıldım. Savcı Bey, benim yaralarımı gördü, beni döven polis ve güvenlikçilerden şikâyetçi oldum savcı ifademi aldıktan sonra beni polise mukavemetten tutuklama istemiyle mahkemeye yolladı. Savcılık aşamasında avukatım vardı. İfade tutanağına söylediklerim yazıldı, avukatım vücudumdaki morlukları savcıya da gösterdi. Ben Fiskomar ‘da taşkınlık yapmadım. Güvenlikçiler arbedeyi başlattı. Siz bizi insan yerine koyup gelip konuşuyorsunuz bizi dinliyorsunuz onlar benim söylediğim hiçbir şeyi dinlemediler.’

C. Ş (15) adlı mağdur ile yapılan görüşme
C.Ş, gözaltında tutulduğu süre içinde yaşadıklarını heyetimize şöyle anlattı:
‘Konser alanında özel güvenlikçiler İ.Z.’yi Fiskomar ‘ın içine soktular. (İ. bu kısmı hatırlamadığını, aldığı darbelerin etkisiyle bayıldığını söyledi). İ’nin sesini duyuyorduk, bağırıyordu. Arka kapıdan İ’yi ekip arabasına alıp götürdüler. Biz konsere döndük. Tam giderken E.B’ye bir motor çarptı. Biz motorcu ile tartışırken polisler geldi. Arabaya dördümüzü, E.B, ben, M.K ve E. N.Ç’yi döverek attılar. Doğrudan karakola götürdüler. Arabada 7–8 polis vardı. Polis arabasının sağ köşesine E.N.Ç’yi, sol köşesine beni, öne de E.B’yi ve M.K’yi koltuğun altına soktular. Karakoldan girince sağda aynı katta ve en dipte sağdaki nezarethaneye konulduk. Nezarethanede M.K’ye ‘ Buraya gel o… çocuğu’ dediler ve M.K’yi aldılar. İçeriden sesi geliyordu, bağırıyordu. Sonra E.B’yi aldılar. İçeriden ‘Alın bunların üçünü götürün bir yere atın’ şeklinde ses duydum. Ben ve İ.Z’yi nezarethanede tuttular.

Karakoldan doktora gittim. Polisler doktora vücudumdaki izlerin kavga sırasında olduğunu söylediler. Devlet hastanesinde muayene sırasında polis de içerideydi. Akşamüstü doktora gittik. Bana doktor raporu verilmedi. Raporu polise verdi. Hastaneden geldikten sonra karakola getirildim. Karakolda Çocuk Şube tarafından teslim alındım. Çocuk Şube beni aileme teslim etti. Herhangi bir ifade alınmadı. Vücudumda, omuzlarımda, ensemde morluklar vardı. Arabanın içinde hayamı sıktılar. Bana işkence yapan polislerden birini hatırlıyorum. Tipini tarif edemem ama görsem tanırım.’

E.B (17) adlı mağdur ile yapılan görüşme
E.B heyetimizle görüşmesinde yaşadıklarını şöyle anlattı:
‘O gün Fiskomar’ın açılışı vardı. Açılışa Tarık Mengüç adlı sanatçı da gelmişti. Açılışın yapıldığı konser alanında bir motor bana çarptı. Motorcu bana çarptıktan sonra gırtlağıma sarıldı. Polisler geldi. Beni hemen arabanın camına başımı vurarak dövdüler. Konser alanından döverek polis aracına götürdüler. Sivil polis arabasının içinde bir süre dolaştırdılar. Bu sırada alttan yumrukla vurdular. Dövülerek karakola götürüldük. Karakolda üç arkadaşımla nezarethanede tutulduk. Daha sonra nezarethaneden alınarak bir odaya götürüldüm. Bu odada pantolonumu çıkardılar.'Seni ibne yapacağız, arkadan resmini çekip Fidangör’de (Ordu’da çok bilinen bir cadde) asacağız diyerek tacizi sürdürdüler. Bizi hep ayakta beklettiler. Duvara yaslanmamıza, duruşumuza bile izin vermediler. Beni bir arabayla arkadaşlarımdan ayrı olarak bir köprünün (alt geçit) altında bıraktılar. Tanımadığım biri beni Ordu Devlet Hastanesi’ne götürdü. Oradan aileme haber verdim. Burada doktor tarafından görünen yerlerime bakıldı, arkamdaki, kasıklarımdaki izlere bakılmadı. Hastanedeyken bizi döven polisler de geldiler. Babamla görüştüler. Polisler babama 'niye motorcu hakkında şikâyetçi olmadın' dediler. Oysa polisler beni hemen oradan gözaltına aldılar motorcuya bir şey yapmadılar.

Bana cinsel tacizin yapıldığı yer, karakolun girişinde sağdaki ilk odaydı. Bu odadan sonra dışarı çıkarıldım. Volkan Komiser’e 'Seni tanıyorum’ dedim. Bunun üzerine yukarıya çıkardılar. Merdivenlerden çıkışta solda arkadaki odaya götürüldüm. Odada vücudumun çeşitli yerlerine yumruk, tekme ve tokatla vurdular. Burada polislere beni aşağıda soydular, delikanlı mı bunlar dedim. Onlar da 'Yapmazlar öyle şey' dedi.

Bana yapılanları düşündükçe ürperiyorum. Aklıma geldikçe bir daha yapacaklarından korkuyorum bazı geceler bu olayı düşünmekten uyuyamıyorum. O sokaktan geçerken beni tekrar almalarından ve şikâyetten vazgeçmemi istemelerinden korkuyorum. Şikâyetçi olduktan sonra beni değil, ama diğer arkadaşlarımı aramışlar. Savcılığa şikâyette bulunduktan sonra ifademiz alınırken savcı çok da iyi davranmadı. İfade sırasında Baro’dan gönderilen avukatım vardı Hakkımızda polis aracına zarar vermekten dolayı sonradan soruşturma açıldı. Bunun da ifadesine götürüldük. Bizi polis arabasına zarar vermekle suçladılar. Oysa biz böyle bir şey yapmadık.

Ben Anadolu Meslek Lisesi son sınıf öğrencisiyim. Daha önceden bel fıtığı hastasıyım, olaydan sonra bel ağrım daha da arttı. Son sınıf öğrencisi olduğum için staj yapıyorum, okulum beni doktora göndermişti. Ve doktor bana bundan sonra spor yapma, top oynama ağrıların artar dikkat et demişti. Polisler ben çok dövdü, her yerime vurdular. Şimdi bacaklarıma vuracak şekilde rahatsızlığım arttı.

Mağdur E.B’nin maruz kaldığı işkence nedeniyle annesi Nurşen Baş tarafından 03.10.2005 tarihinde Ordu Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştur. Heyet olarak da Nurşen Baş ile görüşme yapılmıştır. Nurşen Baş heyetimizin ziyaretinden memnun olmuş ve olayı takip edeceklerini bildirmiştir.

Suç duyurusu dilekçesinde anne Nurşen Baş olayı şöyle anlattı.
‘02.10.2005 günü saat 21.35 sıralarında oğlum E.B ile ilgili hastaneden telefon geldi. Kardeşimi de alarak Ordu Devlet Hastanesi’ne gittim. Oğlum sancılar içerisinde kıvranıyor, inliyordu. Yanlarında yine acılar içinde kıvranan, sızlanan, bağrışan aynı yaşlarda birkaç çocuk daha vardı. Ben de bu halde yatan çocuklara hala neden tıbbi müdahale yapılmadığını sordum. Sıra bize geldiğinde çocuğumu muayene ettirdim. Dayak yemekten kaynaklanan morluklar, yara izleri vardı. Hayasının da sıkılma sonucu acıdığını söyledi. Utancından bu konuyu doktora söylemekten çekinmiş. Bana ayrıca söyledi.’

Suç duyurusu dilekçesinde mağdur E.B ise yaşadıklarını şöyle anlattı:
‘Biz konser izlerken bir motosiklet gelip bana çarptı. Ben de 'ne oluyor’ diye yüksek sesle bağırdım. O sırada kalabalık bize bakıyordu. Sese gelen sivil polisler ve adının ‘Volkan’ olduğunu söyleyen komiser geldi. Kırmızı-lacivert çizgili gömlekli bir polis beni arkamdan tutup sürükleyerek 52 FD 603 plakalı araca koyarak, arka koltuğa atıp yumruk, tekme atarak dövmeye başladılar. O sıra saçlarımdan tutup arabanın camına kafamı vuruyorlardı. Ön tarafta da, bağrış ve ağlama sesleri duyuyordum, arkadaşım E.N.Ç’nin ve 'Midi’ dediğimiz arkadaşlarımın da koltuk altına kafalarını sokarak dövüldüklerini gördüm. Hemen yanımda ise C.Ş adlı arkadaşımın hayalarını sıkan bir polis vardı ve C. de 'su’, 'su’ diye bağırıyordu. Ben yediğim dayaklardan daha fazla olarak arkadaşlarımın bağrışıp ağlamalarından korkmuş, adeta donup kalmıştım. Sonra Merkez Polis Karakolu’na götürüldük. Volkan komiser ve 7-8 sivil polis bizi bir odaya sokarak hepimizi dövmeye başladılar. Bu arada hem de anamıza, avradımıza vs. küfür ediyorlardı. Volkan komiser 'Lan siz mafya mısınız. Esas mafya benim, bunlar da benim adamlarım’ deyip hem de bizi dövüyorlardı.

Daha sonra beni alıp başka bir odaya götürdüler. Beni çırılçıplak soydular. ‘fotoğrafını çekip, Fidangör’e asacağız, ibne yapacağız seni’’ dediler ve dayak atmaya, yere yatırıp hayalarımı sıkmaya başladılar. O sırada ‘iz kalmasın’ diyorlardı. Ben yarı baygın haldeydim. Daha sonra elbiselerimi giydirdiler ve karakolun ikinci katına çıkardılar. Beni orada bir odaya soktular. Polisler hem soru soruyor, hem de bir yandan beni dövüyorlardı. Yine dayak atarak dışarıya çıkardılar. Özellikle Volkan komiser hiç durmadan bana vuruyordu.

Sonra beni Reno marka bir taksiye bindirdiler. Gene benim kafamı taksinin koltuğunun altına sokup dövüyorlardı. Karakoldan otogar civarındaki alt geçidin yanına kadar döverek götürdüler. Arabadan indirmeden önce 'Biz seni almadık, hadi şimdi ispat et’ diyerek beni arabadan dışarıya tekmeleyerek attılar. Tanımadığım bir kişi yanıma gelip, yara bere içinde görünce beni hastaneye götürdüler. Ben de hastaneden aileme haber verdim. Dayımın arabasında konuşurken, dayımın içkisinden ben de aldım. Çünkü canım yanıyordu. İçkinin sancımı keseceğini düşündüm.’

Olayın akabinde Ordu Devlet Hastanesi’ne getirilerek tıbbi muayenesi yapılan E.B hakkında düzenlenen 02.10.2005 tarihli tıbbi raporda, ‘Boyun bölgesinde 0,5×0,5 cm ekimotik alan, çevrede ekimotik alan mevcut. BTM ile giderilir. İz kalmaz. 153 promil alkollüdür’ denildiği görüldü.

Mağdur E.N.Ç ile yapılan görüşme
Mağdur E.N.Ç. ile sabah ilk buluşmada bir görüşme yapılmasına karşın ayrıntılı olarak yaşadıkları ile ilgili detay sorulduğunda yaşadıklarının savcılığa verdikleri suç duyurusu dilekçesinde aynen yazdığını belirterek dilekçedeki anlatımına raporda yer verilmesini istedi.

Mağdur şikâyet dilekçesinde E.N.Ç. yaşadıklarını şöyle anlattı: ‘Adının Volkan olduğunu söyleyen komiser tarafından 52 FD 603 plakalı araca (emniyete ait) bindirilip içerideki polisler tarafından elim arkada dövülmeye başladım. Sonra araca E.B., C.Ş, M.K.’ı getirdiler. Ellerimizi arkadan kelepçeleyip sırtıma vurarak koltuğun altına soktular. Sırtıma vurup, başıma vurmaya, sol taraftan ayağıma vurmaya başladılar. Öbür arkadaşları da dövüyorlardı. Hepimiz bağırıyorduk yumruk tekme darbelerinden.

Daha sonra Merkez Polis Karakolu’na götürdüler. Hepimizi küçük bir odaya aldılar. Sivil polisler yine dövmeye başladılar. Daha sonra beni başka bir odaya aldılar. Sivil polisler hayamı sıkmaya, tekmelemeye başladı. Görünce hepsini tanırım. Ben o arada başım dönüp yere düştüm, kafamıza ağrılar gelmişti. Az sonra kendime geldim. Volkan komiser ve beyaz tişörtlü polis yine beni tekmeliyorlardı. Volkan komiser 'Ben mafyayım. Bu polislerin hepsi özel adamım’ deyip küfür etmeye başladı. Dışarı çıkarıp götürürken hem küfür ediyorlar hem ‘hastaneye giderseniz, şikâyet ederseniz sizi öldürürüm’ diyerek öbür arkadaşların yanına götürdüler. Volkan komiser beni alarak 825 sayılı araca bindirdi. Araç beni yeni mahallede bıraktı. İçindeki polis amca bana iyi davrandı.’

Mağdur E.N.Ç’nin babası Erbay Çeküç tarafından Ordu Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunda da şu beyanlarda bulunuldu:
‘02.10.2005 günü akşam saat 21.00 sıralarında oğlum E.N.Ç. telefon ederek hastanede olduğunu söyledi. Taksi çağırıp Ordu Devlet Hastanesi’ne gittim. Oğlum yarı baygın halde sedyede yatmaktaydı. Hastane polisi yaşı tutmadığından çocuğumu bekletmiş, doktor muayeneye almamıştı. Hastane polisi dilekçe imzalatıp çocuğum olup olmadığını sordu. Çocuğum olduğunu belirterek hastane polisinden aldığım evrakla çocuğumu muayene ettirdim. Filmlerini çektirmesini beklerken üç çocuk daha geldi. Onların da ailelerini çağırdılar. Muayene ettirip rapor alındı. Daha sonra gelen komiser ve polisler pazarlık etmeye çalıştılar. Ben de ‘Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı’na haber verin’ dedim. Polislerden ve komiserden şikâyetçiyim. ‘

Olayın akabinde Ordu Devlet Hastanesi’nde yapılan muayene sonucunda 02.10.2005 tarihli tıbbi rapor düzenlendi. Raporda, ‘Boyun bölgesinde yaygın hiperemik alan mevcut, sırt bölgesinde yaygın hiperemik alan mevcut, sol ayak bileğinde ekimoz ve şişlik mevcut, sol mondibular kemikte ağrı mevcut, BTM ile giderilebilir. İz kalmaz, hayati tehlikesi yoktur’ tespitinin yapıldığı görüldü.

Mağdur M.K (16) ile yapılan görüşme
Mağdurlarla görüşmenin tamamlanamaması nedeniyle heyetimizin ayrıntılı dinleme olanağı bulamadığı mağdur, olayın arkadaşlarının anlattığı şekilde olduğunu, yaşadıklarını savcılığa verdikleri suç duyurusu dilekçesinde aynen yazdığını belirterek dilekçedeki anlatımına raporda yer verilmesini istedi.

03.10.2005 tarihinde Ordu Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunan anne Fatma Kılıç, oğlu M.K’nin, 02.10.2005 tarihinde Ordu Merkez Polis Karakolu polisleri tarafından gözaltına alındığını, polis otosunda ve karakolda hayasının sıkıldığını, dayak ve küfre maruz kaldığını ileri sürerek sorumluların cezalandırılmasını talep etti. Dilekçede, ‘Benim çocuğum suçlu da olsa nihayetinde 16 yaşındaki bir çocuk. Çocuk Polisi’ne teslim edilmesi gerekmiyor muydu? Ayrıca polis tarafından tutuklanan çocukların hastaneye götürülmeleri gerekmiyor muydu? Ben bir anne olarak soruyorum.’ şeklinde uygulanması gereken yasal prosedürün uygulanmadığına vurgu yapıldığı görüldü. Anne Fatma Kılıç başvurusunda, olay günü olan pazar akşamı saat 21.00 sıralarında oğlu M.K’nin maruz kaldığı muameleler nedeniyle acılar içinde kıvrandığını, oğluna ne olduğunu sorduğunda ise yaşadıklarını kendisine anlattığını, bu nedenle Ordu Devlet Hastanesi’ne gittiklerini ve orada hastane polisinin kendisine muayenenin yapılmasına ve raporun alınmasına muvafakat ettiğine ilişkin belge imzalattırdığını, bu şekilde çocuğunun muayenesini ve filmini çektirdiklerini ve böylece hastaneden rapor aldıklarını belirtti.

Anne Fatma Kılıç tarafından yapılan suç duyurusu dilekçesinde M.K gözaltına alınışını ve maruz kaldığı muameleleri şöyle anlattı:
‘Biz Fiskomar'ın önünde konseri izlerken, orada bir arbede oldu. Sivil polisler 603 plakalı minibüse bindirdiler. İçeriye (polis minibüsüne) girerken polisler E.N.Ç’yi tekmeliyorlardı. Sonra bana da vurmaya başladılar. Polis minibüsünde kafamı E.N.Ç’nin yanına uzattılar. Küfür ediyorlardı. Sonra C.Ş ve E.B’yi getirdiler. Onları da dövmeye başladılar. Bize küfür ediyorlardı. Daha sonra Merkez Polis Karakolu’na götürüldük. İçeride dövmeye başladılar. Bir odaya attılar. Şişman bir abi (adını sonradan öğrendiğim İ.Z’yi) ve bizi orada dövmeye başladılar. Küfür ediyorlardı. Volkan komiser ‘Ben mafyayım lan ananızı, avradınızı s…m’ diyordu. Polisler de ‘benim adamım’ diyerek tekme atmaya başladı. Daha sonra beni ikinci kata çıkardılar. Çırılçıplak soydular, 'seni ibne yapacağım’ deyip dövmeye başladılar. Bir polis de hayamı sıkıyordu. Dövmeye devam ettiler. Her tarafımı darp ettiler. Daha sonra elbiselerimi giydirip başka bir odaya indirdiler. Elindeki bir maddeyle bacaklarımı şişlediler. Öbür odadan ‘vurma amca’ ve ağlama sesleri geliyordu. Daha sonra polis memuru Olgun, 603 plakalı minibüse attı ve postanenin yanında beni bıraktılar. Yürüyerek eve çıktım. Daha sonra hastaneye gittim. Arkadaşlarım da hastanedeydiler. Muayenemiz edilip doktor rapor yazdı.’

M.K hakkında Ordu Devlet Hastanesi’nde düzenlenen adli muayene formu incelendiğinde ‘Sol göz kapağı bölgesinde 0,5X1 cm ekimotik alan, sağ torax yan bölgesinde 2×4 cm ekimotik alan, sağ femur bölgesinde 0,5×0,5 cm 4 adet kabuklanmış yara izi mevcut, BTM ile giderilebilir, hayati tehlikesi yoktur, iz kalmaz, alkolsüzdür.’ şeklinde bulgular saptandığı görüldü.

2. İŞKENCE VAKASI
İkinci işkence vakası, 15 Ekim 2005 tarihinde akşam 21.00 sıralarında, Sabri Varol (50) ve Cihangir Kılıç (48) adlı iki arkadaşın bira içtikleri sırada otogar yakınlarında polis ekipleri tarafından gözaltına alınmaları ile başlayan, Emniyet Müdürlüğü’nde maruz kaldıkları işkence nedeniyle kalp hastası Sabri Varol’un fenalaşması üzerine Ordu Devlet Hastanesi Acil Servisi’nden salıverilmeleri ile sonuçlanan vakadır.

Mağdur Sabri Varol (50) ile yapılan görüşme
Ordu Devlet Hastanesi Psikiyatri Servisi’nde tedavi görmekte olan mağdur heyetimizle Ordu Öğretmen Evi’nde yaptığı görüşmede yaşadıklarını şöyle anlattı:

‘Ben emekli memurum ve 2 kızımla beraber yaşıyorum, denizcilik işletmelerinden emekli oldum, tekel, gıda dükkânım var, olay günü arkadaşım Cihangir ile otogarın yanında buluştuk. Akşam 21.00 sıralarında ikişer bira içtik. Sohbet ettik. Otogarın kaldırımına çıktık. Evlerimize gitmek üzere iken iki ekip arabası yanımıza durdu. İçinden inen polisler bizlere bir şey demeden ve hiçbir neden yokken polisler bizi tekme tokat arabaya bindirdiler, ayrı ayrı arabalara koydular. Hemen kelepçe taktılar ve kollarımı büktüler. (Mağdur kollarını açarak, kollarındaki halen geçmeyen kelepçe izlerini gösterdi). By-pass ameliyatı olduğumu söyledim ve kelepc takılmasına itiraz ettim. Bunların hiç birisini hak etmemiştim. Bu sırada arkadaşımla birbirimizi görmüyorduk. Ayrı ayrı arabalardaydık. Bundan sonrasını hatırlamıyorum. Emniyet Müdürlüğü’nde üzerime soğuk su dökülürken uyandım. Emniyetin bodrum katındaki nezarethanedeydik. Belden aşağım simsiyahtı, her yerimde darp izleri vardı. Vücudum tanınmaz hale gelmişti. (Mağdur vücudunda 15 gündür geçmemiş olan yaygın morluk ve izleri heyet üyelerinden biri eşliğinde gösterdi ve izlerin fotoğrafları çekildi.) Bana yapılanları yanımda bulunan arkadaşım sonradan anlattı. Ben polisler hem tekmeleyip, hem çiğnemişler. Yüzümde de darp izleri vardı. Çünkü yüzüme de vurmuşlardı. Kendimden geçtiğim, bayıldığım için bana kelepçe takmaları ve itiraz etmem dışında olanları hatırlamıyorum. Gece 02-03 sıralarında polisler tarafından Devlet Hastanesi’ne götürüldük. Benim fenalaşmam üzerine panikledikleri için hastaneye götürmüşler. Hastaneye götürüldüğümüzde arkadaşım Cihangir hanımına telefonla haber verdi ve hanımı geldi. O da hastanedeki halimizi gördü. Doktor muayenesine polisler eşlik etti. Muayene sırasında polisler de doktorun odasındaydılar. Doktor polislere bağırarak 'Siz ne yaptınız böyle' dedi. Doktor görünür yerlerimdeki izleri not etti. Burada bize herhangi bir rapor verilmedi. Doktorun herhangi bir rapor düzenleyip düzenlemediğini de bilmiyorum. Doktor, muayene sırasında beni ve arkadaşımı dışarı çıkartırken, polisleri içeri aldı. Hastanede polisler tarafından bana ve arkadaşıma para cezası makbuzu kestiler. Bize verilen makbuza göre biz alkol alıp, çevreyi rahatsız etmişiz. Her birimize 50’şer milyonluk para cezası kestiler. (Para makbuzu incelendiğinde 'alkol alıp çevreyi rahatsız etmek' suçlamasıyla, 15.10.2005 saat 00.10 kaydını içeren, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 35. maddesine muhalefetten dolayı 50 YTL para cezası kesildiği görüldü) Bunu da sonradan uydurdular. Çünkü gerçekten hiçbir neden yokken bizi aldılar ve yaptıkları işkenceyi örtmek için bize para cezası kestiler. Biz çevreyi falan rahatsız etmemiştik. Biz bu cezayı hak edecek ne yapmıştık ki? Hiçbir şey. Bizi hastanede serbest bırakmış oldular. Toplam 5–6 saat kadar gözaltında tutulmuştuk.

Pazartesi günü (18.10.2005 tarihinde) arkadaşımla birlikte savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Savcı bizi tekrar hastaneye sevk etti. Savcı, hemşireye, hastaneye sevk edildiğimizden polisin haberi olmayacak dediği halde, hemşire tarafından hastane polisine haber verildi. Bunun üzerine hastanedeki ikinci muayenemiz sırasında hastanede görevli nöbetçi polis geldi. Hastanede nöbetçi polise imza attırdılar. Muayenemi yapan doktor ultrason istedi. Adli ve acil kaydıyla hastaneye sevk edilmiş olamama rağmen ultrason için bana iki ay sonrasına randevu verdiler. O zamana kadar birçok bulgu kaybolmuş olacak. Doktor raporunu bu kez bize elden teslim ettiler. Raporu savcılığa ben götürdüm.

8 numaralı savcı suç duyurumuzu aldı. İfademizi de aynı savcı aldı. İfademizin alınışı sırasında savcı avukat istedi, Nevzat Çelik adlı bir yaşlı avukat geldi. Avukat o kadar yaşlıydı ki, ifademiz sırasında hiçbir müdahalesi olmadı. Savcı bize iyi davrandı, şikâyetimizle ilgilendi.’

Mağdur ile görüşmeye son verilerek mağdurla birlikte gözaltına alınan ve aynı zamanda Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde yapılan muamelelere tanıklık eden Cihangir Kılıç ile görüşme yapmak üzere akşam saat 16.30 sıralarında Ordu Devlet Hastanesi’ne gidildi.

Mağdur Cihangir Kılıç (48) ile yapılan görüşme
Akşam saat 16.36 sıralarında Ordu Devlet Hastanesi kafeteryasında yapılan görüşmede mağdur tanık Cihangir Kılıç olayı ve tanıklığını şöyle anlattı:
‘Sabri Bey’in arkadaşıyım. 15 Ekim günü (Sabri Beyle 20–25 yıllık arkadaşız) Sabri Bey aradı, markete çağırdı beni. Gündüz birlikte şarap içtik ve ayrıldık. Akşam olduğunda beni tekrar aradı ve otogarın yanındaki tekel bayiinden bira aldık. İkişer bira içtik. Kaldırımdan çıktımız anda iki ekip arabasından çıkan 8 polis, arkadan bizi yakaladı ve kelepçeledi. Ayrı ayrı arabalara koyulduk. Doğrudan biz alkol muayenesine götürüldük. Daha sonra Emniyet binasında bodrum kattaki nezarethaneye konulduk. Nezarethanede Sabri Bey’i soymuşlar, üzerini ıslatıyorlardı. 'Avukat istiyoruz, suçumuz yok, adam kalp hastası’ şeklinde tepki gösterdiğimde bana ‘sus’ dediler. Saat 02.00 sıralarında Sabri fenalaştı. Ben de polisleri uyardım. Hastaneye getirdiler bizi. Hastaneye geldiğimizde doktorlara anlattık bize yapılanları. Polisler de gitmedi hastaneden. Bizi serbest bıraktıkları halde hastaneden uzaklaşmadılar. Bizi yeniden emniyete götüreceklerini söylediler. O sırada hanımımı aradım, o geldi. Bize orada 50 milyonluk para cezası kestiler. Oysa kimseyi rahatsız etmemiştik. Gözaltına alındığımız yerdeki herkes, esnaflar, vatandaşlar şahittir buna. Keyfi olarak alındık. Para makbuzunu bize verdikten sonra, biz evlerimize gittik.

Polisler Sabri Bey bayıldığı için su döküyordu. Yaka numaralarını, araç plakalarını alamadık. Ancak görsem hepsini tanırım. Bizi hastaneye getirenler, aynı zamanda bizi dövenlerdi. Hatta bir kısmının adları bize kestikleri para makbuzunda da yazıyordu. (Bu sırada para makbuzu incelendiğinde üzerinde üç polis memurunun ad ve soyadlarının yazılı olduğu görüldü). Bir de, kafası kel, sarı montlu, uzun, 30–35 yaşlarında bir sivil polis daha vardı. Bir diğeri de Sivaslı’ydı. Savcıya bunların hepsini söyledim.

Sabri Bey’i tekme, yumrukla dövdüler. Ellerimizi ters kelepçelediler, üzerini çiğnediler. Sabri Bey’in evinin kapısından alındık. O nedenle en az 20 kişi gördü. Ramazan olduğu için kimse görmesin diye arabaların arasında biramızı içmiştik. Çevreyi rahatsız etmemiştik.

Beni dövdüler. Ancak vücudumda izler şu anda kalmadı. Önceleri aldığım darbeler nedeniyle bacaklarım mordu. Ama çabuk kayboldu. Doktor raporunda darp izleri tespit edildi. Nezarethanede avukat istedim ancak buna polisler tarafından 'avukat hakkın yok' yanıtı verildi.’

Mağdura, Emniyet Müdürü’nün yaptığı ‘Onlar 367 promil alkollü, kendi kendilerini duvara çarpmışlar, kendi kendilerine zarar vermişler’ şeklindeki açıklamaya yollama yapılarak sorulduğunda ise mağdur tarafından; ‘Ramazanda alkol aldığımız için bunların yapıldığını düşünüyorum. Biz kendi kendimize zarar vermedik. İkimizin de aklı başındaydı. Söylenen alkolü almadık. İki bira içtik. Kesinlikle söylendiği kadar alkol almadık’ açıklamasını yaptı.

II. RESMİ YETKİLİLERLE YAPILAN GÖRÜŞMELER

Ordu Vali Yardımcısı Ali Yener ile yapılan görüşme;
Ordu Vali Yardımcısı ve İl İnsan Kurulu Başkanı Ali Yener ile saat 11.15’te Ordu Valilik binasındaki makamında yapılan görüşmede heyetin ziyaret nedeni açıklandı. Vali Yener ‘ heyetle Ordu İnsan Hakları Kurulu Başkanı sıfatı ile görüştüğünü, yalnızca bir olaydan haberdar olduğunu, diğer işkence vakası hakkında hiçbir bilgisinin bulunmadığını, ilk olarak kendisine Evrensel Gazetesi’ndeki habere dayanılarak yollanan bir maille olayın kendisine iletildiğini, ayrıca 24 Ekim 2005 tarihinde mağdur E.N.Ç.’nin babası Erbay Çeküç tarafından bir başvuruda bulunulduğunu ‘ belirtti.

Heyet tarafından kolluğun idari amiri olması sebebiyle valiliğin herhangi bir idari işlem başlatıp başlatmadığı konusu gündeme getirildiğinde ise kendisinin yalnızca İl İnsan Hakları Kurulu Başkanı olarak kurulu ilgilendiren kısmıyla ilgili olduğunu, idari soruşturma için mağdur yakınlarının başvuru yapabileceğini, ancak bu yönde herhangi bir başvuru bulunmadığını, kurul olarak görevlerinin işkence iddiasının doğru olup olmadığını araştırmak ve bu konuda karar vermekle sınırlı olduğunu, iddianın doğruluğu halinde durumu savcılığa intikal ettirdiklerini, bilindiği üzere İl İnsan Hakları Kurulunun görev ve yetkilerinin sınırlı olduğunu, genellikle İl kurulu olarak ayda bir kez toplandıklarını, sürecin yavaş işlediğini, kendisinin de 20 Kasım’dan itibaren altı ay süreyle olmayacağını, ailelerin kendisine uğrayabileceğini söyledi.

Ordu Vali Yardımcısı Ali Yener’e, işkence projesi kapsamında üretilen, içeriğinde işkencenin ve cezasızlığın önlenmesine ilişkin mevzuat ve belgeleme yöntemlerinin değerlendirildiği kitap ve yayınlardan oluşan bir dosya sunularak görüşmeye son verildi.

Ordu Emniyet Müdürü Rıdvan Güler ile makamında yapılan görüşme
Saat 13.45 sıralarında Ordu Emniyet Müdürlüğü’ndeki makamında heyetimizi kabul eden Emniyet Müdürü Rıdvan Güler’le heyet üyelerinin tanışmalarının ardından, heyetin ziyaret nedeni, amacı ve yöntemi hakkında bilgi verildi. Ordu’da son dönemde yaşanan iki ayrı işkence vakasının gazetelere yansıdığı ve bu konu hakkında görüşmeler yapıldığı ifade edildi.

Emniyet Müdürü Güler, heyete şu beyanlarda bulunmuştur;
‘Ortada abartılacak, işkence denecek bir şey yok, yaşanan olaylarda büyütülecek bir şey yok, suç dosyası kabarık 2 çocuk gözaltına alınmıştır, bunlar Fiskomar adlı alıveriş merkezinin açılışı sırasında düzenlenen konserde bir arbede olmuş, özel güvenlikçilerle konsere katılanlar arasında olay çıkmış. Olay polise intikal etmiş. Bu kez tepkiler polise de yönelmiş. Polis araçları tahrip edilmiş. Bizim arkadaşlar da araçlara saldıranlara zor kullanmak zorunda kalmış. Tabi olayı size nasıl anlattılar bilemiyoruz. Bizim sözünü ettiğimiz olayda, sizin belirttiğiniz şahıs yok. (E.B’yi kastederek).

Gözaltına alınan çocuklar taşkınlık yapmışlar, birinin üzerinde de çakı bıçağı çıkmış, bu çocuk, çocuk polisi tarafından ailesine teslim edilmiştir. (C.Ş.'yi kastederek ) dosyaları önümde, savcılık gerekli işlemleri yapıyor, belirttiğiniz diğer 3 çocuk gözaltına alınmamıştır, gözaltına alınan İ.Z. konser esnasında olay çıkartan bir kişi ayrıca bu kişi daha önce de birçok olaydan alınmış. Sorunlu, problemli bir çocuk rahat durmuyor, Konserde polis zor kullanmak zorunda kaldı, çünkü 90 kişilik bir grup polis aracını taşlı bıçaklı tahrip etti, ayrıca olay yargıya intikal etmiş durumda ben idari soruşturma neden açayım yargının kararını bekleyeceğim, diğer 3 çocuk gözaltına alınmamıştır ama bu çocuklar polis otosuna zarar verdiklerinden ifadelerine başvurulmuştur zaten bu çocukların da suç dosyaları kabarık, diğer söylediğiniz vakaya gelince, sözünü ettiğiniz diğer kişiler (Sabri Varol ve Cihangir Kılıç’ı kastederek) 367 promil alkollü ve muayeneyi reddeden kişiler. Kamuoyuna değişik şekilde yansıtılıyor. Kabahatler Kanunu’na göre alkollü kişileri ayılıncaya kadar muhafaza odasına koyuyoruz ve muhafaza altında tutuyoruz. Sözü edilen kişiler kendilerini duvara vurarak, kendi kendilerine zarar veriyorlar, sonra da böyle diyorlar. Bu kişilerin tutulduğu yerde, yan taraftaki kişiler de tanık bunlara, olay adliyeye intikal etmiş. Adli soruşturma sürüyor. Bu şahısların soruşturması sonunda bir idari işlem yapılması gerekiyorsa bunu yaparız. İşkence yapıldı diye bir şey söz konusu değil. Polisin Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’na göre aldığı tedbirler söz konusudur.’

Heyet üyeleri tarafından, adli soruşturma ile idari soruşturmaların birbirinden bağımsız süreçler olduğu, o nedenle adli soruşturma sonucunu beklemek zorunda olmadıkları belirtildiğinde ise Emniyet Müdürü Rıdvan Güler tarafından ‘Adli soruşturmanın sonucunun ne olacağının belli değil, adliyeye intikal etmiş bir olay, o nedenle soruşturma sonucunda çıkacak karara göre, idari işlem yapılması gerekirse bunu yaparız’ denildi.

Heyet üyeleri tarafından, 02 Ekim 2005 tarihinde gerçekleşen ilk işkence vakasında adı geçen beş çocuktan ikisinin gözaltına alındığının kabul edildiği, diğer üçünün ise gözaltına alındıklarının kabul edilmediği, beş çocukla yapılan görüşmelerde, birbiriyle tutarlı ve uydurulamayacak biçimde birbirini doğrulayan ifadelerle karşılaştıklarının belirtilmesi üzerine Emniyet Müdürü Rıdvan Güler tarafından;

‘Siz 56 suç dosyası olan kişilerin söylediklerine mi, yoksa resmi görevlilerin söylediklerine mi inanıyorsunuz. ? Hiç öyle bir şey yok. Gözaltılar kayıtlıdır. Ailesine arkadaşlarımız tarafından teslim edilmiş çocuklar var. (C.Ş kastedilerek). Hayır, öyle kayıtsız diye bir şey yok efendim. Öyle bir şey olamaz. Bu iş mademki savcılığa intikal etmiş bekleyelim görelim. Ondan sonra gereken varsa yaparız.’ şeklinde sözleriyle yanıt verildi.

Emniyet Müdürü Güler’e, heyetin görüşme talebine gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür edilerek görüşmeye son verildi.

Ordu Cumhuriyet Savcısı Cemalettin Kuçar ile yapılan görüşme
Daha önceden randevu talebi olmamasına karşın heyet üyelerinin geliş sebebi anlatılarak görüşme talebine savcı tarafından olumlu yanıt verilmesi üzerine Çocuk Savcısı Cemalettin Kuçar’ın adliye binasındaki odasında saat 14.00 sıralarında görüşme gerçekleştirildi. Cumhuriyet Savcısı Kuçar’a heyet üyeleri tanıştırıldıktan sonra, ziyaret nedeni, programı ve yöntemi hakkında bilgi verildi. Savcı Kuçar, derneğimizi Uludere'de görev yaptığı için iyi tanıdığını, heyetin görüşme yaptığını söylediği beş çocuktan üçünün gözaltına dahi alınmadıklarını, gözaltına alınan iki çocuğun ise işlemlerinin yasalara uygun biçimde yapıldığını söyledi.

Savcı Kuçar, ‘işkence vakası haberini hazırlayanlar da keşke derneğimiz gibi önceden benimle görüşselerdi, bana sormadan ‘savcının soruşturma açması bekleniyor’ şeklinde haber yapmak doğru değil, aslı astarı olmayan iddialar gündeme getiriliyor diyerek sözlerine şöyle devam etti:

‘Olayın iki yüzü var. Bir insan hakları diyoruz ama bir çocuğun huzur bozucu (İ.Z kastedilerek) davranışları olmuş, özel güvenlik görevlileri uzaklaştırmak istemiş. Toplumun huzurundan, barışından sorumlusun. İfadeler toplandı. Dosya karar aşamasında. Mağdur çocuklardan birinin babasının (Erbay Çeküç kastedilerek) elinde hastanede çekilmiş işkence görüntüleri olan CD ‘yi istedim bana vermedi oysa kendisine ‘Aslı sende kalsın bana kopyasını getir’ dedim fakat bana vermedi. Çocukların birinde bıçak çıkıyor, özel güvenliğe verilmemesi için arkadaşları müdahale ediyor. İ.Z suça meyilli bir çocuk. Emniyet güçleri İ.Z ile uğraşırken arka tarafta emniyetin aracına 90 kişilik bir grup saldırmış ve aracı tahrip etmişler, İ.Z’nin gözaltına alınması ile ilgili olarak yerel televizyonlarda haber yapılan görüntüleri ben de o televizyondan istedim. (Bu sırada heyet üyelerine televizyondan getirtildiği söylenen İ:Z’nin gözaltına alınış görüntüleri olan CD izlettirildi, görüntülerde güvenlik güçlerinin gözaltı işlemi sırasında aşırı güç kullandığı heyet tarafından gözlenmiştir. Ayrıca 90 kişinin araca saldırması ile ilgili olarak ellerinde görüntü olup olmadığı sorulduğunda ise böyle bir görüntünün ellerinde olmadığı ifade edilmiştir.) Gerçi güvenlik güçlerinin gözaltı işlemi sırasında aşırı güç kullandıklarını ben de tespit ettim. Çocuğun konulduğu emniyet aracına müdahale ediliyor, İ.Z’yi almak için. İ.Z emniyete götürüldükten sonra polis iki el ateş ederek kalabalığı dağıtıyor. Arabanın içinde cop kullanma yok. Beş çocuğun alınması diye bir şey yok. Olay anında oluyor her şey. Yoksa gözaltı diye bir durum yok. E.N.Ç olaya karışan çocuklardandır. 21 suç dosyası var. Bu çocukların doğru söyleyip söylemediği meselesi. M.K’nin 56 suç dosyası var. Adamın aldığı (E.N.Ç’nin babası Erbay Çeküç’ü kastederek) raporun içeriğine bakın. Raporda yer alan konular ilk olay sırasında olmuştur. Kimsenin oltası olmam ben. Çocukların suç dosyasına bakıyorum. Bu çocuklar suça yatkın. Arabanın başında olmuş olanlar. Bu dediğinizi çocuğun babası dahi dememiş. Emniyet kelepçe dahi takamıyor.’

Heyet üyeleri tarafından; çocukların gözaltına alındıklarının vatandaşlar tarafından görüldüğü ve gözaltında çocukların birbirlerine işkence yapıldığına dair tanıklıklarının olduğu ve çocukların beyanlarında gözaltında tutuldukları karakolu ve odaları ayrıntılı olarak tarif ettikleri ve çocukların beyanlarının birbiri ile tutarlı olduğu ve hatta kendilerine işkence yapan polisleri gördükleri takdirde tanıyabileceklerinin söyledikleri ifade edilince Savcı ‘ olabilir her gün girip çıktıkları yer, birinin 56, birinin 21 suç dosyası var’ dedi.

Savcı Cemalettin Kuçar devamla ‘ dosyada taraf olsa idiniz size dosyaları gösterirdim, fakat taraf olmadığınız için gösteremeyeceğim, dedi ve bu olayla ilgili olarak 2 tane soruşturma dosyasının olduğunu belirtti.

Cumhuriyet Savcısı Cemalettin Kuçar’a, işkence projesi kapsamında üretilen, içeriğinde işkencenin ve cezasızlığın önlenmesine ilişkin mevzuat ve belgeleme yöntemlerinin değerlendirildiği kitap ve yayınlardan oluşan bir dosya sunularak görüşmeye son verildi.

Ordu Barosu Başkanı Avukat Kenan Çebi ile görüşme
Ordu Baro Başkanı ile daha önce randevu alınmamış ve heyet incelemelerini yaparken Baro Başkanını arayarak randevu talebinde bulunmuştur. Av. Kenan Çebi’nin randevu talebine olumlu yanıt vermesi üzerine, akşam 18.30 sıralarında Ordu Barosu’ndaki makamında görüşme gerçekleştirilmiştir.

Av. Kenan Çebi’ye heyetin Ordu’da bulunma nedeni, gerçekleştirilen ziyaretler ve heyetin çalışma yöntemi konusunda bilgi verildi.

Baro Başkanı Çebi, heyetle görüşmesinde, buna benzer sıkıntıların her yerde olduğunu, ancak hangi nedenle olursa olsun bu tür uygulamaların onaylanmasının mümkün olmadığını, söz konusu işkence iddiaları hakkında Baro olarak kendilerine düşen görevi yapacaklarını, bu bağlamda her türlü yardıma hazır olduklarını, mağdurlara müdafi görevlendirmesi yaptıklarını, bu nedenle müdafilerle bizzat bir toplantı yapacağını, velilerin baroya dilekçe ile başvurmadığını, bir başvuru yaptıkları takdirde gereğini mutlaka yapacaklarını, Vali’ye de durumu ileteceğini ‘ifade etti.

Ordu Barosu Başkanı Avukat Kenan Çebi’ye, işkence projesi kapsamında üretilen, içeriğinde işkencenin ve cezasızlığın önlenmesine ilişkin mevzuat ve belgeleme yöntemlerinin değerlendirildiği kitap ve yayınlardan oluşan bir dosya sunularak görüşmeye son verildi.

Baro başkanı heyetin Ankara’ ya gelmesinden sonra heyet üyelerini arayarak müdafi avukatlarla görüştüğünü, dosyadan gerekli evrakların avukatlar tarafından fotokopisinin alındığını ve müdafi avukatların olayla ilgilendiklerini bildirmiştir.

Başvurucu Erbay Çeküç (Mağdur E.N.Ç’nin babası) ile yapılan görüşme
Ordu ilinde yaşanan 5 çocuğa işkence yapılması iddiası ile ilk olarak mağdur E.N.Ç’nin babası Erbay Çeküç derneğimize başvuru yapmış olup işkence vakasının araştırılması ve incelenmesi ve açığa çıkarılmasında da heyetimize ayrıca katkıları olmuştur. Dosyadaki dilekçelerin, doktor raporlarının toplanması ve hastane sırasında bir televizyon kanalı tarafından çekilen görüntüleri içeren CD ile işkence vakaları ile ilgili olarak yerel basında çıkan haberleri içeren gazete ve dergiyi de heyet üyelerine vermiştir.

Erbay Çeküç ile yapılan görüşme:
Mağdurlardan E.N.Ç’nin babası olan Erbay Çeküç heyete şu açıklamalarda bulundu: ‘İnsan Hakları Derneği’ne başvuruya hemen yanıt vermesinden ve inceleme yapmak üzere Ordu'ya heyet göndermesinden dolayı teşekkür ederim. Ben olayın aydınlatılması ve sorumluların yargılanması için elimden geleni yapacağım ve bu olayın takipçisi olacağım, İnsan Hakları Derneği’nin de bu olaya sahip çıkmasını istiyorum, olayı ayrıntılı olarak savcılığa verdiğim dilekçede anlatmıştım. Ayrıca İl İnsan Hakları Kurulu’na ve Baro ‘ya da başvurdum. Fakat İl İnsan hakları Kurulu beni henüz ifadeye çağırmadı, ayrıca şikâyet dilekçemizi verdiğimiz ve çocukların ifadesini alan savcı da çocuklarla yeterince ilgilenmedi, çocukları yeniden doktora sevk etmedi, bu olay aydınlatılmaz ve üzerine gidilmez ise bu vakaların devam edeceğini düşünüyorum, burada diğer sivil toplum örgütleri ve kitle örgütleri ile de bu olayın soruşturulması için Ordu ‘da kamuoyu oluşuyor.

Olay 02.10.2005 tarihinde olmuştur. Olay günü oğlum beni telefonla arayarak hastanede olduğunu söyledi, hastaneye gittiğimde oğlum yarı baygın vaziyette yatıyordu, Yaşı tutmadığından muayeneye almamışlar, hastane polisi bana oğlum olduğuna dair evrak imzalattı, oğlum karakolda saatlerce dayak yemiş, küfre maruz kalmış, oğlumu götürüp yeni mahalleye bırakmışlar, ben hastane polisinin bana imzalattığı evrakla oğlum N.’yi muayene ettirerek adli raporunu aldım, raporla oğlumun işkence gördüğü belgelendi, daha sonra ertesi gün yani 03.10.2005 tarihinde savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Emniyet Müdürlüğü her olayın akabinde Valiliğe göndermesi gereken Emniyet Bültenini 03.10.2005 tarihinde Valiliğe göndermemiştir. Biz şikâyetçi olduktan 2 gün sonra hem de olayın oluşuna aykırı olarak 5.10.2005 tarihinde basın bültenini Valiliğe göndermişlerdir. Bu durum yerel basında da yer aldı, size yerel basın ile ilgili dokümanları da sunuyorum, (bir gazete bir de dergi tarafımıza verilmiştir.)

Emniyet Bülteni’nde 2 çocuğun (İ.Z ve C.Ş.'i kastederek ) gözaltına alındığı belirtilmiş diğer 3 çocuğun firari olduğu ve daha sonra giderek savcıya teslim olduğu yazılmaktadır. Oysa biz şikâyetçi olmak için topluca savcılığa gitmiştik. Kimse bu duruma dikkat etmiyor. Biz ne zaman şikâyetçi olduysak o zaman asayiş bülteni gönderilmiştir, işin ilginç yanı gözaltına alınan ve yaşı tutmayan çocuklarımızın gözaltı tutanakları dahi yok, bu nasıl oluyor bunu anlamak çok zor, çocuklarımız gözaltına alınıyor işkence görüyor daha sonra polis tarafından serbest bırakılıyor ve bu olay polis kayıtlarına dahi geçmiyor, başta oğlumun ve diğer çocukların darp izlerini görüntüleyen muhabirlerden emniyet yetkilileri uyarı yaparak bu görüntülerin yayınlanmamasını istiyor ve görüntüleri ellerinden alıyor yayınlanan görüntüler ise sadece konserde yaşanan arbede görüntüleridir.’

Erbay Çeküç 02.10.2005 günü akşam hastanede çekilen işkence görüntülerini içeren CD'yi heyet üyelerine vermiştir. Ayrıca Erbay Çeküç tarafından, olayın oluş tarihine dikkat çekilerek, Türkiye‘nin AB‘ne üyelik sürecinde müzakere tarihinin açıklanacağı gün olan 3 Ekim’den hemen önce olmasını anlamlı olduğunu belirtti.

HEYETİN YAPTIĞI TESPİTLER
1- Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ve özgürlüğünden yoksun bırakılmama kuralı ihlali yönünden değerlendirme:
Heyetin araştırma ve inceleme kapsamına aldığı her iki vakada toplam 7 kişi (5’i çocuk, 2’si yetişkin) hakkındaki gözaltı işleminde, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile özgürlükten yoksun bırakılmama kuralının ihlali söz konusudur. Gözaltı işlemleri, keyfi ve yasaya aykırı biçimde gerçekleştirilmiştir.

1.1. Araştırma ve inceleme kapsamındaki mağdurların tümü, keyfi ve yasa dışı biçimde özgürlüklerinden yoksun bırakılmıştır.

  • Gözaltına alınan E.B, E.N.Ç ve M. K adlı mağdurlar hakkında hiçbir biçimde resmi kayıt tutulmamıştır. Dört çocuk mağdur hiçbir suçlama olmaksızın ve hiçbir gerekçe sunulmaksızın keyfi ve yasa dışı biçimde özgürlüklerinden yoksun bırakılmıştır. Ordu Çarşı Polis Karakolu görevlileri tarafından gerçekleştirilen ve resmi kayıtlara geçirilmeyen bu gözaltı işlemi Emniyet Müdürü ve Cumhuriyet Savcısı tarafından reddedilmiştir. Bu iddianın araştırılması yönünde idari ve adli makamların bir soruşturma başlatmadıkları da gözlenmiştir. Ancak birlikte gözaltına alınan E.B, M.K, E.N.Ç ve C.Ş adlı çocuklar ile ilk ve ayrı olarak gözaltına alınan İ.Z’yle tek tek ve birlikte yapılan görüşmelerde, birbirini doğrulayan ve uydurulamayacak kadar tutarlı ve inandırıcı anlatımlar, mağdurların hala yaşadıklarının psikolojik etkilerini taşımaları ve konser alanında yanlarında bulunan arkadaşlarının tanıklıkları üç mağdur çocuğun gözaltına alınma işlemini yeterince doğrulamıştır.
  • Gözaltı işlemi resmi kayıtlara geçen C.Ş adlı çocuk ile hakkında savcılık tarafından polise mukavemetten tutuklama isteminde bulunulan İ.Z açısından da, gözaltı işlemi, özgürlüğünden yoksun bırakılmama kuralının ihlali niteliği taşımaktadır. C.Ş’ye hiçbir suçlama yöneltilmeksizin ailesine teslim edilmesi, İ.Z’nin de savcılık aşamasına dek hakkındaki suçlamadan haberdar olmaması ve bütün tutulma süresinde yalnızca işkenceye maruz kalmış olmaları, özgürlükten yoksun tutma işleminin haksız, keyfi ve yasadışı olduğunu göstermektedir.
  • Sabri Varol ve Cihangir Kılıç adlı mağdurların ‘sarhoş oldukları için ayılıncaya dek yapılan kontrol altında tutma’ işlemi, bir tedbir olmaktan öte, açık biçimde özgürlükten yoksun bırakılmama kuralının ihlaline dönüşmüştür. Kabahatler Yasası, ihlali halinde kişinin özgürlüğünden yoksun tutulmasını gerektiren suçları kapsamadığı halde, mağdurlar yakalama, gözaltına alma ve gözaltında tutma işlemlerine ve bu sırada yapılan işkenceye maruz bırakılmışlardır. Bu mağdurlar yönünden, farklı tedbirlerin uygulanmasının gerekli ve mümkün olduğu halde keyfi gözaltı işlemi uygulandığı sonucuna varılmıştır. Sarhoş oldukları ve çevreyi rahatsız ettikleri gerekçesiyle haklarında Kabahatler Yasası’na göre işlem yapılarak para cezası kesilen Sabri Varol ve Cihangir Kılıç adlı mağdurların, ayılmaları amacıyla nezarette tutuldukları yetkililer tarafından söylenmiştir. Ancak sarhoş olduğu ve ayıltılmaya ihtiyaç duyulan kişiler için alınması gereken tedbir öncelikle tıbbi bakım ve tıbbi kontrol altında tutmak olmalıdır. Mağdurlardan Sabri Varol’un aynı zamanda bir kalp hastası olması nedeniyle yapılan uyarıların dikkate alınmadığı, daha özenli davranılması gerektiği halde bunun yapılmadığı görülmüştür. Mağdurlar, tıbbi bakım ve kontrol yerine, gözaltına alınmış ve ayıltmak amacıyla yapıldığı söylenen muamelelerin de işkence yasağının ihlali niteliği taşıdığı görülmüştür.

1.2. Özgürlüğünden yoksun bırakılan mağdurlar hakkındaki işlemin hukuka uygunluğunu denetleyecek biçimde mahkemeye itirazda bulunma olanakları tanınmamıştır. Çocuklarla ilgili mevzuat hükümlerine göre çocuklar hakkındaki soruşturmaların bizzat Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülmesi gerekliliğine ve çocukların üstün yararı ilkesine uygun davranılmamıştır. Ayrıca koruma hakları kullandırılmadığından mağdurların özgürlüğünden yoksun bırakılma işleminin hukuka uygunluğunu denetleme fırsatı engellenmiştir.

1.3. Mağdurların tümü sahip oldukları haklar (koruma hakları) konusunda gözaltı işlemi yapan kolluk görevlileri tarafından bilgilendirilmemiş ve hakların kullanımı konusunda gerekli koşullar sağlanmamıştır.

1.2.1 Özgürlüğünden yoksun bırakılan mağdurların yakınlarına hiçbir biçimde haber verilmemiştir. Mağdurların hiç birisi, Anayasa’ya göre derhal, mevzuata göre gecikmeksizin kullanılması gereken ‘yakalama işleminin yakınlara haber verilmesi’ hakkından yararlanamamıştır. Mağdurların (özellikle çocukların) yakınları aracılığı ile kullanma olanağına kavuşacağı diğer koruma haklarının kullanımı ve keyfi özgürlüğünden yoksun bırakma işlemine karşı itirazda bulunma olanakları engellenmiştir. Mağdurlardan Cihangir Kılıç hastaneye götürüldükleri aşamada, kendi olanağı ile eşine telefonla haber verdiğini ve zaten o aşamada serbest bırakıldıklarını ifade etmiştir. Bu durum, kolluk tarafından ve kolluğun sunduğu olanaklarla gerçekleşmediğinden ‘yakınlara haber kuralı’na uyma olarak değerlendirilmemiştir.

1.2.2 Mağdurların tümü gözaltında tutuldukları süre boyunca müdafi yardımından yararlandırılmamışlardır. Birinci vakada mevzuat gereği çocuklara müdafi yardımı zorunlu olmasına rağmen, karakol polisleri tarafından müdafi talebinden bulunulmamıştır. Müdafi yardımı yalnızca İ.Z adlı mağdur yönünden savcılık aşamasında gerçekleşmiştir. İkinci vakada ise mağdurlar kendileri avukat istediklerini ifade etmelerine rağmen, bu istekleri yerine getirilmemiştir.

1.2.3 Her iki vakada da Cumhuriyet Savcılığı’na işkence şikâyetinde bulunulduktan sonra ifadelerinin alınması işlemi sırasında müdafi tayini yapılmış ve müdafi yardımı alınmıştır. Ancak bu yardımlar savcının ifade alma işlemleri sırasında gerçekleştiği için, ifade alma işleminden önce müdafiler ile mağdurlar arasında (İstanbul Protokolü’nde yer alan görüşme ilkelerine uygun biçimde) her hangi bir görüşme yapılmadığı yönünde izlenim edinilmiştir. Dolayısıyla işkencenin etkin biçimde belgelenmesinde ve soruşturulmasında müdafi yardımından amaçlanan yarar sağlanamamıştır.

1.4. Kolluk tarafından özgürlüğünden yoksun bırakılan mağdurlar, özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları süre içerisinde kendilerine yöneltilen suçlamaları öğrenememiştir. Bütün mağdurlar gözaltında tutuldukları sürece haklarında bir suçlama olup olmadığını öğrenemediği gibi niçin gözaltına alındıklarını da anlayamadıklarını beyan etmiştir. Suçlamaların sonradan oluşturulduğu görülmüştür. İ.Z adlı mağdur, hakkındaki suçlamayı, savcının huzuruna çıkarıldığı anda öğrenmiştir. İ.Z’ ye, kolluk görevlilerine mukavemet iddiasında bulunulmuş ve bu iddia nedeniyle savcılık tarafından tutuklama talebinde bulunulmuştur. İ.Z, gözaltı işlemi boyunca hakkındaki suçlamalardan haberdar olmamıştır. Sabri Varol ve Cihangir Kılıç adlı mağdurlar ise götürüldükleri ve oradan da salıverildikleri hastanede kendilerine tebliğ edilen para cezası makbuzunu aldıkları anda haklarındaki suçlamayı öğrenmişlerdir. E.N.Ç, E.B, M.K ve C.Ş adlı mağdurlara ise haklarında bir suçlama olup olmadığını bilmemektedir. Ancak bu mağdurlar yönünden de işkence şikâyetinde bulunduktan sonra ‘polis otosuna zarar verdikleri’ iddiasıyla, işkence soruşturmasını yürüten çocuk savcısı tarafından ifadeleri alınmıştır.

1.5. Gözaltında tutulma işlemi hukuka ve yasalara aykırı olmasına rağmen mağdurlar derhal salıverilmemiş ve salıverilme işlemi de yasadışı biçimde gerçekleştirilmiştir. Mağdurlar yaklaşık 7–8 saat kadar süreyle gözaltına tutulmuştur. Salıverme işlemi sırasında da yasal prosedüre uygun davranılmamıştır. Çocukların, yasal temsilcilerine teslim edilmeleri gerekirken, gözaltına alındıkları dahi kabul edilmeyen E.N.Ç, E.B ve M.K adlı mağdurlar akşam saat 21.00 sıralarında kentin değişik noktalarına polisler tarafından bırakılmıştır.

1.6. Çocuklar, çocuklarla ilgili mevzuat hükümlerine aykırı biçimde Ordu Merkez Karakolu polisleri tarafından gözaltına alınmış ve serbest bırakılıncaya dek karakolda gözaltında tutulmuştur. Çocukların gözaltı işlemlerinin ve gözaltında tutulma koşullarının polis içinde uzman birim olan Çocuk Şubesi tarafından yapılması gerekirken bu yapılmamıştır. Bütün işlem ve muameleler karakol bünyesinde gerçekleştirilmiştir.

1.7. Resmi kayıtlara geçmeyen gözaltı uygulaması ve işkence iddiaları yerel gazetelerde haber konusu yapılmıştır. Habere göre, emniyet müdürlüğü tarafından Valiliğe 3 Ekim’de gönderilmesi gereken ve bir gün önceki asayiş olaylarını içeren asayiş bülteni 5 Ekim günü Valiliğe gönde ildi. Bu bültende (Çarşı Polis Merkezi Suç No: 333), 02 Ekim günü gerçekleşen konser sırasında bir kişinin gözaltına alındığı, firar eden üç kişinin ise Cumhuriyet Savcılığı’na teslim edildiği belirtildi. Oysa olaydan sonra 04 Ekim günü, gözaltına alınan ancak resmi kaydı tutulmayan üç çocuk ve aileleri savcılığa işkence şikâyet dilekçesi vermiştir. (İlgili yerel gazete haberleri derneğimizde bulunmaktadır.)

2. İşkence yasağının ihlali bakımından değerlendirme
Mağdurların tümü, gözaltı işleminin başlangıcından itibaren tutuldukları süre boyunca çeşitli işkence yöntemlerine maruz bırakılmıştır. Mağdurlarla yapılan görüşmelerde, gözaltı işlemini gerçekleştiren kolluk görevlileri tarafından polis aracında ve daha sonra götürüldükleri karakol veya emniyet müdürlüğünde konuldukları nezarethanelerde ya da tarif edilen bazı odalarda işkence yöntemlerinin uygulandığı ifade edilmiştir.

Ø Birinci olayda adı geçen beş çocuk mağdur polisler tarafından özgürlüklerinden yoksun tutulmaya başlandığı andan itibaren yumruk, tekme darbeleri ile dövülmüşlerdir. Polis otosuna konulurken ve Çarşı Polis Karakolu’na götürülünceye kadar geçen süre boyunca da, çocuklar araçtaki koltukların altına sıkıştırılmak suretiyle aynı muamelelere maruz bırakılmış, küfür, hakaret ve haya burma gibi yöntemler uygulanmıştır. Heyetin yaptığı görüşmelerde mağdurlar tarafından, karakolda bulundukları süre boyunca cinsel işkence ağırlıklı yöntemlerin uygulandığı, çırılçıplak soyma, haya burma, çıplak halde fotoğrafının çekilerek kentin en işlek caddesinde teşhir etme tehdidi, cinsel bütünlüğüne yönelik söz ve tehditler, hakaret, sövme, tekme ve yumrukla vurma gibi yöntemlerin uygulandığı ifade edilmiştir.

Ø İkinci olayda adı geçen mağdur Sabri Varol’un vücudundaki yaygın izler, olayın üzerinden 16 gün geçmiş olmasına rağmen heyet tarafından görülmüş ve fotoğraflanmak suretiyle de belgelenmiştir. Sabri Varol ve Cihangir Kılıç adlı mağdurlarla yapılan görüşmede de, mağdurların gözaltına alınma işlemi sırasında ellerinin arkadan kolları kıvrılmak suretiyle bükülerek kelepçelendiği, (kelepçe izinin hala geçmediği görüldü), aracın içine zorla ve dövülerek bindirildikleri, Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüklerinde nezarethaneye konuldukları ve burada da tekme ve yumrukla vücutlarına sürekli vurulduğu, mağdur Cihangir Kılıç tarafından Sabri Varol’un kalp hastası olduğunun söylenmesine rağmen dövmeye devam edildiği, üzerine su döküldüğü, Sabri Varol’un maruz kaldığı muamele nedeniyle bayılması ve fenalaşması üzerine hastaneye götürüldükleri, hastanede doktor muayenesinin ardından salıverildikleri ifade edilmiştir. Emniyet Müdürü tarafından yapılan açıklamada ise mağdurların işkence görmediği, muayeneye direndikleri ve kendilerini duvara vurmak suretiyle kendilerine zarar verdikleri dile getirilmiştir.

Ø İşkence mağduru çocukların ve diğer mağdurların işkenceye karşı korunmaları, keyfi ve yasadışı biçimde yeniden gözaltına alınmamaları konusunda yetkililer tarafından her hangi bir tedbirin alınmadığı gözlenmiştir. İşkence ve kayıt dışı, keyfi gözaltı uygulaması yapan polis memurlarından hiç birisi görevden uzaklaştırılmadığı gibi bu konuda hiçbir gelişme de kaydedilmemiştir. İşkence tehdidinin, yeniden aynı şeyleri yaşama endişesinin özellikle çocuklar açısından sürdüğü gözlenmiştir. Mağdurların ve özellikle çocukların hala yaşadıkları işkence yöntemlerinin etkisinde oldukları gözlenmiştir. Çocuklar, her an yeniden alınacakları ve aynı şeyleri yaşayacakları endişesi taşıdıklarını, gözaltına alındıkları caddeden geçmekten ve bir polisle karşılaşmaktan korktuklarını söylemiştir. Çocukların ruhsal açıdan yaşadıklarının etkisinden kurtulamadıkları da gözlenmiştir. Mağdurlardan E.B’nin ayrıca bel fıtığından kaynaklı şikayetlerinin gözaltında maruz kaldığı yöntemler nedeniyle arttığı da görüşmelerde ifade edilmiştir.

3. İşkence yasağının algılanma biçimine ilişkin yargılar açısından değerlendirme;
Emniyet Müdürü ve Cumhuriyet Savcısı ile yapılan görüşmelerde bu olaylarda büyütülecek bir şey olmadığı, işkencenin olmadığı belirtilmekle birlikte, adı geçen çocukların suç işlemeyi alışkanlık haline getiren ve suç dosyası kabarık çocuklar oldukları, bu nedenle dediklerine inanılmaması gerektiği yönünde beyanlarda bulunulmuştur. İşkence mağdurlarında da aynı şekilde, işkenceyi ‘suç işlemeyenlerin’ hak etmediği, bir suç işlemedikleri halde kendilerine işkence yapılmasını hala anlayamadıkları/sindiremedikleri ya da işledikleri suç nedeniyle işkence gördüklerine inandıkları, suçluluk duygusuna kapıldıkları ve kanıksama biçiminde bir yargıya sahip olduğu gözlenmiştir. Bu beyanlardan da anlaşılacağı üzere, hem toplumda, hem resmi yetkililerde işkence yasağının algılanması konusunda ciddi eksiklik ve yanılgıların bulunduğu görülmüştür.

Çocuklardan daha önce gözaltına alınanların aileleri aslında daha önce de çocuklarının işkence ve kötü muameleye tabi tutulduklarını ama kendilerine bu durumu söyleyemediklerini ve bu durumu da yeni öğrendiklerini belirtmişlerdir.

Çocuklarda da polislerin kendilerini dövmelerini normal karşılama eğilimi gözlenmiştir. İşkencenin mutlak olarak yasak olduğu, hiçbir gerekçe veya nedenin işkence yasağının ihlalini haklı göstermeyeceği, ne yaparlarsa yapsınlar kamu görevlileri tarafından kendilerine kötü muamele ve işkence yapmalarının yasak olduğu konusunda bir bilgi ve bilincin bulunmadığı tespit edilmiştir. Heyet, hem mağdurlarla, hem resmi yetkililerle yaptığı görüşmelerde sık sık işkence yasağının anlamı konusunda bu yönde açıklama yapma ihtiyacı duymuştur.

4. Tıbbi muayene ve işkencenin belgelenmesi sorunu bakımından değerlendirme

  • Gerçekleşen tıbbi muayenelerin tümü adli tıp birimi olmayan devlet hastanelerinde ve adli tıp uzmanlığı olmayan hekimler tarafından gerçekleştirilmiştir. Hekimler yönünden, işkencenin doğru ve etkili biçimde belgelenmesine ilişkin ilkeleri düzenleyen İstanbul Protokolü’nde yer alan görüşme ve muayene ilkelerine uygun davranma, meslek etiğinin gerektirdiği özeni gösterme, tıbbi muayenenin ve raporun (kolluktan) gizliliğinin temini konularında ihlaller tespit edilmiştir.
  • Gözaltı işlemi sırasında yakalananların yakalandıkları anda, gözaltı birimlerinin değiştirildiği sırada, salıverilme aşamasında, adli makamlara sevki sırasında ve sağlık durumunun gerektirmesi hallerinde tıbbi muayeneye götürülmeleri gerektiği halde, mağdurlardan gözaltına alınan E.B, E.N.Ç, C.Ş ve M.K adlı çocuklar hiçbir biçimde tıbbi muayeneye tabi tutulmamıştır. Mağdurlardan (İ.Z) ise tıbbi muayeneye götürülmüştür. Ancak bu muayeneler de mevzuata ve standartlara uygun yapılmamıştır. Sabri Varol ve Cihangir Kılıç adlı mağdurların ise gözaltı işlemine rağmen, gözaltı prosedürünün gerektirdiği tıbbi muayeneler yerine alkol muayenesi amaçlı hastaneye sevk edildiği gözlenmiştir. Tıbbi muayenenin kolluk görevlilerinden gizli yapılması gerekliliğine uyulmamıştır. Muayenelerde polisler de hazır bulunmuştur. Bu durum, mağdurlar üzerinde baskı yaratmış, yakınmalarını özgürce ifade etmesini engellemiş, muayenenin tıbbi etiğe ve standartlara uygun biçimde gerçekleşmesini engellemiştir. Yeni YGAİAY’nin 9. madde hükmüne de uygun davranılmamıştır. Yönetmeliğe göre, muayene sırasında kolluğun bulunmasını gerektiren hallerin hekim tarafından tutanakla tespiti ve muayene olan kişinin müdafisine de haber verilerek hazır bulunmasının sağlanması hükme bağlanmıştır. Polislerin muayenede bulunduğu durumlar, tutanakla tespit edilmemiş ve muayene olan mağdurların müdafilere de haber verilmemiştir. Tıbbi raporların kolluk görevlilerinden gizliliğinin sağlanıp sağlanamadığı konusunda ise yeterli bilgi toplanamamıştır. Düzenlenen raporların birer nüshası muayene olan mağdurlara verilmemiştir. Kapalı bir zarf içinde savcılığa ulaştırılıp ulaştırılmadığı konusunda ise savcılık soruşturma dosyaları incelenemediğinden (dosyada taraf olunmadığı gerekçesiyle) bilgi edinilememiştir.
  • Birinci işkence vakasının mağdurlarından E.B, E.N.Ç, C.Ş ve M.K adlı çocuklar, serbest bırakıldıktan kısa bir süre sonra (saat 21.30 sıralarında), bırakıldıkları yerlerdeki vatandaşların yardımıyla hastaneye ulaştırılmış ve yaşlarının küçük olmaları nedeniyle ailelerine haber verilerek onayları alındıktan sonra tıbbi muayeneye alınmıştır. Muayeneye ilişkin yasal temsilcilerin onayı hastane polisi tarafından düzenlenen tutanakla tespit edilmiştir. Bu koşullarda yapılan muayene sırasında, çocuklara işkence yapan polislerin de hastanede bulundukları mağdurlar ve yakınları tarafından ifade edilmiştir. Çocuklar, muayene sırasında utandıkları için haya burma yönteminden söz etmediklerini, doktorun bu yönde bir muayene yapmadığını belirtmiştir. Muayene sırasında çocuklardan yalnızca E.N.Ç’nin babası Erbay Çeküç oğluna eşlik etmiştir. Diğer çocukların ise yakınları olmadan muayeneye alındıkları ifade edilmiştir. Muayene raporları ailelere teslim edilmiş ve bu raporlar savcılığa yapılan suç duyurusuna dayanak yapılmıştır.
  • Mağdurlardan kayıt dışı gözaltına alınan E.B, E.N.Ç ve M.K adlı çocukların yasal temsilcileri tarafından 04.10.2005 tarihinde Ordu Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştur. Şikâyet başvurusuna rağmen mağdurlar savcı tarafından adli tıp raporu düzenlenmesi maksadıyla her hangi bir sağlık kuruluşuna sevk edilmemiştir. Yasal temsilcileri tarafından savcılığa şikâyet başvurusu yapıldığı aşamada, savcılık tarafından mağdurların vücudundaki işkence bulgularının tespiti amacıyla sağlık kuruluşuna sevkleri yapılmamıştır. Adli tıp raporu düzenlenmesini sağlamak üzere mağdurlar tıbbi muayeneye tabi tutulmamıştır. Soruşturma savcısı, mağdurların aileleri tarafından olayın hemen akabinde Devlet Hastanesi’nden alınan raporla yetinmiştir.
  • İkinci işkence vakasının mağdurları Sabri Varol ve Cihangir Kılıç ise 17.10.2005 tarihinde işkence nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık şikâyetinden sonra savcı tarafından mağdur Sabri Varol acil adli vaka olarak tıbbi muayeneye sevk edilmiş ve fakat hastanede gerekli filmlerin çekilmesi için 2 ay sonraya süre verilmiştir. YGAİAY hükmüne göre, mağdurun acil muayene edilerek düzenlenecek raporun bir örneğinin kendisine, diğer örneğinin ise kapalı ve mühürlü bir zarf ile savcılığa gönderilmesi gerektiği halde bu gerekliliğe uyulmamıştır. Ayrıca mağdurun beyanına göre savcı tarafından tıbbi muayeneye sevkinin polislere bildirilmemesi istenmesine rağmen hemşire tarafından polislere haber verildiği ve raporun düzenlenmesi aşamasında işkence yapan polislerin de hastanede bulundukları ifade edilmiştir.
  • Düzenlenen raporlar mağdurların bütün yakınmalarını kapsamaması nedeniyle eksiktir. Örneğin raporlarda ruhsal bulgulara yer verilmemiştir. Oysa aynı gün (heyetin görüştüğü tarihte olayın ardından yaklaşık bir ay geçmesine rağmen) hastanede raporların düzenlenmesi sırasında çekilen görüntülerde çocuk mağdurların yaşadıkları korku ve endişe durumu dikkat çekmektedir.

5. İşkencenin etkili biçimde soruşturulması yönünden değerlendirme:

  • Savcılık tarafından yürütülen işkence soruşturma dosyaları heyet tarafından incelenme talebinde bulunulmuş ancak bu talep dosyada taraf olunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu nedenle adli soruşturma dosyaları incelenememiştir.
  • İşkencenin etkili biçimde soruşturulması ve cezalandırılması, işkence iddialarının doğru ve etkili biçimde raporlanmasından ve belgelenmesinden geçmektedir. Tıbbi raporlama, fiziki ve ruhsal işkence bulgularının saptanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Her iki işkence vakasında da mağdurların şikâyeti ile Cumhuriyet Savcılıkları harekete geçmiştir. Çocuklara yönelik işkence vakasında savcı tarafından mağdurlar adli tıp raporu alınması maksadıyla her hangi bir sağlık kuruluşuna dahi sevk edilmemiştir.
  • Resmi kayıtlara geçirilmeyen gözaltı işlemine ilişkin hiçbir adli soruşturma olmadığı gibi bu iddiaları araştırmakla görevli olan ve aynı zamanda işkence iddialarını soruşturan Cumhuriyet Savcısı’nın bu yöndeki iddiaları kesinlikle kabul etmediği görülmüştür. Kayıt dışı gözaltı iddiası etkili biçimde soruşturulmadan ve bu yöndeki deliller değerlendirilmeden, işkence soruşturmasının etkili olması beklenemez. Kayıt dışı gözaltı olayını yargılama konusu yapmakla görevli savcının bu yöndeki kesin yargılarının, işkence soruşturmasını etkili olmaktan uzaklaştırdığı izlenimi edinilmiştir.
  • İşkence soruşturması sırasında mağdurlara (yeni hükümler kapsamında) savcılığın talebi üzerine Baro tarafından müdafi tayini yapılmıştır. Ancak müdafi yardımı sırasında, işkencenin etkili biçimde belgelenmesine ilişkin İstanbul Protokolü’nde yer alan görüşme ilkelerine uygun biçimde görüşme yapılıp yapılmadığı veya buna uygun koşulların yaratılıp yaratılamadığı, kendilerine yönelik bir tehdit veya baskının bulunup bulunmadığı konularında müdafilerden bilgi alınamamıştır. Mağdurların beyanlarına göre müdafi yardımı savcılıkta ifade alma işlemine eşlik etmekle sınırlı kalmıştır. (İşkence soruşturmasında çocuklara müdafi yardımı yapan avukat ile heyet olarak görüşmek istenmiş fakat avukatın sağlık sorunu nedeniyle bu görüşme gerçekleştirilememiştir.)
  • Çocuk mağdurlar yönünden kendilerine işkence yapılan yerler ve karakola götürüldükleri polis aracının plakası, nezarethane, oda ve failler hakkında açık bilgiler verilmesine rağmen bu bilgiler soruşturma savcısı tarafından ‘her zaman girip çıktıkları yerler, tabiî ki bunları söyleyecekler’ şeklinde önyargıyla karşılanmıştır.
  • İşkence ve kayıtsız gözaltı iddialarına ilişkin mağdurların lehine olan delillerin toplanması yönünde mağdurların yakınları tarafından yoğun çaba gösterildiği, tanık listesinin oluşturulduğu ve dinlenmek üzere savcılıkta hazır bulundurdukları görülmüştür.
  • İşkence mağduru çocuklardan ‘polise mukavemet’ iddiasıyla tutuklama talebinde bulunulurken, diğer mağdur çocuklar hakkında ise ‘polis aracına zarar verdiği’ iddiasıyla karşı soruşturma açıldığı bilgisi alınmıştır.

6. İdari soruşturma yönünden değerlendirme
İki açıdan idari soruşturma açılması ihtiyacı tespit edilmiştir. Bunlardan birincisi kayıt dışı gözaltı ve koruma tedbirlerine uygun davranılmaması nedeniyle, ikincisi ise işkence iddiaları nedeniyledir.

Yapılan görüşmelerde, kayıt dışı gözaltı ve işkence iddiaları nedeniyle idari açıdan sorumluları belirlemek, görevlerini kötüye kullanan görevliler ve sorumlulara soruşturma açmak/yaptırım uygulamak ve görevden uzaklaştırmak gibi tedbir alma yetkisine sahip olan Valilik ve Emniyet Müdürlüğü bünyesinde hiçbir idari soruşturmanın yürütülmediği gibi idari soruşturma açılıp açılmayacağının adli soruşturma sonucuna göre belirleneceği açıklaması yapılmıştır. İçişleri Bakanlığı tarafından polis başmüfettişliği görevinden Ordu Emniyet Müdürlüğü’ne vekâleten atanan Rıdvan Güler tarafından idari soruşturma konusunda adli soruşturma sonucuna göre davranacaklarının belirtilmesi, idari cezasızlık kaygısı uyandırmış ve heyetimiz açısından dikkat çekici bulunmuştur. Olası bir idari soruşturma için adli soruşturma sonucunun beklenmesi ve bu gerekçeyle hiçbir idari soruşturma açılmamış olması zamanaşımı tehlikesini de beraberinde getirmektedir.

İdari ve adli soruşturmalar birbirinden bağımsız süreçlerdir ve adli soruşturma idari soruşturmanın önkoşulu veya bekletici meselesi değildir. Adli soruşturmanın cezasızlıkla sonuçlanması durumunda idari soruşturmanın açılmayacağı anlamına gelen bu tutum, işkencenin önlenmesine yönelik her türlü adli, idari, yasal, fiili tedbirin alınması gerekliliğine ve bu yöndeki uluslararası yükümlülüklere aykırıdır.

Her şeyden önce yasadışı, keyfi gözaltı uygulaması ve işkence iddiaları nedeniyle kurumsal bir iç soruşturmanın başlatılması ve sorumlular hakkında gerekli yaptırımın uygulanması ihtiyacı ve beklentisi halen sürmektedir. Ayrıca Valiliğin de derhal böyle bir soruşturmayı başlatması gerekmektedir.

AYDINLATILMASI GEREKEN NOKTALAR
Çocuklar kalabalık bir grubun tanıklığında gözaltına alındıkları halde neden resmi gözaltı kayıtları tutulmadı ve çocuklara yönelik soruşturma yöntemlerinin gerektirdiği yasal prosedüre uygun davranılmadı? Özgürlüğünden yoksun tutulanlar neden koruma haklarından yararlandırılmadı?

Tıbbi muayeneler sırasında neden kolluk güçleri hazır bulundu?. Kolluğun muayenede hazır bulunma gerekçesi tutanakla tespit edildi mi? Bu durumlarda neden muayene olan kişilerin müdafilerine haber verilmedi? Doktor raporlarının kolluk görevlilerinden gizliliği nasıl güvence altına alındı? Mağdur Sabri Varol’un savcılık tarafından hastaneye sevki ‘acil ve adli’ yapılmış olmasına rağmen neden ileri tetkikler için iki ay sonrasına randevu verildi?

Çocuklara yönelik gözaltı işlemleri neden Çocuk Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından gerçekleştirilmedi?

‘Polise mukavemet’, ‘polis aracına zarar vermek’ gibi iddialarla açılan karşı soruşturmalarda hangi deliller toplandı?

Savcılık tarafından işkence şikâyetinde dile getirilen kayıtsız gözaltı uygulamasıyla ilgili olarak neden hiç bir adli soruşturma açılmadı? Bu konuda ne gibi delil toplama çabası gösterildi? Faillerin tespiti yönünden ne tür işlemler yapıldı ve adı geçen kolluk mensuplarının ifadelerine başvuruldu mu?

02 Ekim 2005 tarihinde gerçekleşen gözaltı işlemleri neden 03 Ekim 2005 tarihli asayiş bülteninde yer almadı ve Valiliğe iletilmedi? 05 Ekim 2005 tarihli Asayiş Bülteni’nde kayıt dışı gözaltında tutulan ve işkence şikâyetinde bulunan üç çocuk hakkında neden ‘firar eden üç çocuk savcılığa teslim oldu’ denildi?

Kabahatler Kanunu’na göre alınması gereken koruma tedbirleri, kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakılmasını gerektirmediği ve sarhoş olduğu iddia edilen kişilerin sağlık durumları tıbbi kontrol ve müdahaleyi gerektirdiği halde neden böyle bir işleme başvuruldu? ‘Ayılıncaya dek bekleme’ süreci neden bir sağlık merkezinde geçirilmedi? Sabri Varol’un vücudundaki halen iyileşmemiş yaygın morluk ve izlerin, sarhoş bir insanın kendisini duvara vurması ile oluşması mümkün müdür?

Adli soruşturma süreci ayrı olmasına rağmen idari soruşturma için neden adli soruşturma sonucunun beklenmesi tercih edilmektedir?

SONUÇ

1- İşkence yasağı, hiçbir istisna veya gerekçeyle haklı kılınamayacak biçimde mutlak bir yasağı ifade etmektedir. Kişinin vücut bütünlüğü ve dokunulmazlığı hakkı, hiçbir gerekçeyle ihlal edilemez. Devletler, bireylerin işkenceye karşı korunması ve işkence yasağının güvence altına alınması için her türlü etkili tedbiri almak ve uygulamakla yükümlüdür.

Ordu’da 02 Ekim 2005 ve 15.10.2005 tarihlerinde iki ayrı olayda beşi çocuk, ikisi yetişkin toplam yedi kişiye yönelik olarak kamuoyu gündemine taşınan işkence vakaları, işkencenin önlenmesi konusunda uygulamada; kamu makamlarının işkence yasağına ilişkin tutumlarında/yaklaşımlarında; işkence yapanları ve sorumlularını koruma biçiminde önemli bir yol kat edilemediğini göstermiştir.

2- Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ve özgürlükten yoksun bırakılmama kuralı da, mutlak özen gösterilmesi gereken haklardandır. Bu hakkın sınırlanması ancak istisnai hallerde ve yasaların açıkça gösterdiği koşullarda ve durumlarda kısıtlanabilir.

Gerek hiçbir resmi kayıt tutulmayan E.B, E.N.Ç ve M.K adlı çocuklar, gerek resmi kaydı tutulan diğer mağdurlar, keyfi ve yasadışı biçimde özgürlüklerinden yoksun bırakılmışlardır. Söz konusu vakalar, keyfi/yasadışı biçimde özgürlüğünden yoksun bırakma (kayıt dışı gözaltı) uygulamasına ve özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin sahip olduğu koruma haklarının uygulamasına ilişkin ihlallere ışık tutmuştur.

İşkencenin önlenmesi ve toplumun işkenceye karşı korunması amacıyla her türlü adli, idari, fiili önlem alınmalıdır. Mağdurların işkence ve kötü muameleye maruz kaldıklarına ilişkin İddiaların boyutuna ve kanıtların varlığına rağmen, şu ana dek etkili bir adli soruşturmanın yürütülmemesi ve hiçbir idari soruşturmanın dahi açılmamış olması, işkencenin önlenmesi politikalarıyla ve işkenceye sıfır tolerans söylemiyle örtüşmemektedir. İşkence ve kayıt dışı gözaltı olayın sorumlularının halen görevlerine devam etmeleri, bu tür ihlaller konusunda tehdidin sürdüğünü göstermektedir. Sorumlular hakkında herhangi bir yasal ve idari işlem başlatılmamış olmasından dolayı, vatandaşlar kendilerini güvende hissetmemektedirler.

Her iki işkence iddiasının ve kayıt dışı, keyfi gözaltı uygulamalarının, adli ve idari açıdan etkili bir biçimde soruşturulması ve bu soruşturmanın bütün sorumluları kapsayacak biçimde ivedi olarak sonuçlandırılması gerekmektedir. İşkence yasağı ve kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bunu gerektirmektedir.

İşkence ve kötü muamelenin cezasız kalmaması için yargı mekanizması en etkin şekilde ve kısa zamanda adil sonuca ulaşmalıdır. Hukuk kurumu olması nedeniyle ve yasaca insan haklarını koruma göreviyle yükümlü kılınan barolar ile diğer STK’ lar, iç hukukun etkin sonuca ulaşımı ve sorumluların yargılanarak eylemlerine uygun olarak cezalandırılmaları için Ordu Cumhuriyet Savcılığınca başlatılan yargısal sürecin takipçisi olmalıdır.

Ordu’da 02 Ekim 2005 ve 15.10.2005 tarihlerinde iki ayrı olayda beşi çocuk, ikisi yetişkin toplam yedi kişiye yönelik olarak kamuoyu gündemine taşınan işkence vakalarında, işkence yasağına yönelik gerçekleşen ihlallerin, ayrıntılarıyla açığa kavuşturulması, sorumlular hakkında hukuksal ve idari kovuşturmanın yapılması için İçişleri Bakanlığı, İnsan Haklarından Sorumlu Başbakan Yardımcılığı ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, olmak üzere yetkili kurumları gerçekleşen ihlallerin araştırılması için inceleme başlatması ve sonuçlarına kamuoyuna açıklaması ve idari soruşturma yapmakla görevli kamu kurumlarını sorumlu kamu görevlilerin açığa alınması ve ivedilikle soruşturmanın sonuçlandırılması için göreve çağırıyoruz ve tüm aşamaların takipçisi olacağımızı belirtiyoruz.

ŞÜKRAN BULDU MUAMMER CELEP GÜLTEKİN YÜCESAN GENÇAĞA KARAFAZLI Av. MERYEM ERDAL
İHD Genel Başkan Yrd. Karadeniz Bölge Temsilcisi Trabzon Şube Başkanı Rize Şube Sekreteri İHD İşkence Proje Koordinatörü

Bir cevap yazın