Adalet Bakanı’nın geçtiğimiz gün “boşanma davaları ile tazminat, nafaka ve mal paylaşım davalarının birbirinden ayrılacağı, ‘arabuluculukla’ tarafların daha kısa sürede sonuç alabileceğini, boşanma davalarının gecikmesinin bireylerin yeni hayat kurmasını engellediğini” söyleyerek bir açıklama yapmıştır.
Bu açıklamayı özellikle kadınların hakları açısından son derece tehlikeli bulduğumuzu belirtmek istiyoruz.
Yaşadığımız coğrafyada Medeni Hukuk’ta ve Türk Ceza Hukuku’nda kadınlar açısından ihlal oluşturan birçok alanın olduğunu defalarca dile getirdik. Buna rağmen 2004 ve 2005 yıllarında yasalarda kadınların mücadeleleri sonucunda önemli değişiklikler oldu ve ardından yine kadınların mücadelesinin ürünü olan Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi imzalandı. İstanbul Sözleşmesi’ne bağlı olarak 6284 sayılı yasa çıkarıldı.
Türkiye bir hukuk devleti olamadığı için yazılı hukukla uygulama arasındaki sorunlar her zaman varlığını korusa da yazılı hukuktaki önemli değişikliklerin de önemini bir tarafa koymak gerekiyor. Boşanma davalarında kadınlar çok sayıda hak ihlaline maruz kalıyorlar.
Özellikle ekonomik güvenceye sahip olmayan kadınlar açısından nafaka, tazminat, mal paylaşımı gibi davalar kadınların çoğunlukla istedikleri gibi sonuçlanmıyor ya da aleyhlerine sonuçlanıyor. Böyle bir gerçeklik karşısında bugün boşanma davalarının önceden kesinleşip -alacak, nafaka ve mal paylaşımı-gibi davaların daha sonra devam edeceğine yönelik düzenleme kadınların sorunlu evlilikler sonucunda boşanmalarda hiçbir hak talebine sahip olmadan, hiçbir hak talepleri karşılanmadan boşanmanın gerçekleşeceği durumunu ortaya çıkarıyor.
Kadınlar şiddetin en büyüğünü aile içinde yaşıyor. Bugün kadın cinayetlerindeki büyük artışın ardında siyasal iradenin erkek egemen anlayışının çok büyük bir etkisi olduğunu sürekli dile getirdik. Bugün yapılacak olan bu değişiklik yine kadınlar açısından aleyhte sonuçlar doğuracaktır. Hiçbir güvencesi olmayan binlerce kadın boşanma davası kesinleştirilip yıllarca tazminat, nafaka ve mal paylaşımı davaları peşinde koşturacaktır. Bu nedenle bu tür değişikliğin kadın hakları açısından getireceği tehlikeleri kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.
Bakanın önerdiği yeni değişiklikte ‘aile arabuluculuğu’ sisteminin bir de şöyle de bir tehlikesi vardır: kadınlar en büyük şiddeti aile evinde, ev içinde en yakınları tarafından görmektedirler. Arabuluculuğun hizmet edilmesiyle birlikte; arabulucunun yönlendirmesiyle kadınlar şiddet gördükleri eve yeniden yönlendirilmek istenecektir. Bu tehlikeyi de oldukça önemli buluyoruz.
Kadınlar açısından olumlu bir değişiklik yapmak istenecekse bu her şeyden önce Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden imzalanmasıyla başlamalıdır. 6284 sayılı yasa buna uygun bir biçimde etkin bir şekilde uygulanmalıdır. Kadınlar lehine yapılacak değişiklikler konusunda mutlaka kadın hakları alanında çalışmalar yapan kadınların öz örgütleriyle iletişim içinde olunmalıdır. Bunun aksi halinde yapılacak tüm değişiklikler kadınların aleyhine olmaya devam edecektir.
Bakanın önerdiği yeni değişiklikte aile arabuluculuğu sisteminin bir de şöyle de bir tehlikesi vardır: kadınlar en büyük şiddeti aile evinde, ev içinde en yakınları tarafından görmektedirler. Arabuluculuğun hizmet edilmesiyle birlikte; arabulucunun yönlendirmesiyle kadınlar şiddet gördükleri eve yeniden yönlendirilmek istenecektir. Bu tehlikeyi de oldukça önemli buluyoruz.
İHD Merkezi Kadın Komisyonu



