Ermeni soykırımı inkâr edildiği ve failler cezalandırılmadığı için bu suç, inkâr üzerinden işlenmeye devam etmektedir. Cezalandırılmayan suç işlenmeye devam eder! İnkâr, soykırımı sürekli kılar; inkâr, failin aklanması, kurbanın ise suçlanmasıdır.
Soykırım ve soykırımın inkârından bu yana coğrafyamızda kan, gözyaşı ve ağıtlar dinmedi. Çünkü cezasızlık yeni suçları doğurdu ve suçlular cezasız kaldı. Çünkü adalet yerini bulmadı. İnsan hakları savunucuları olarak defalarca söylediğimiz gibi, soykırımın inkârı “biz yapmadık” demekten ibaret değildir. Soykırımın inkârı, aynı zamanda kurbanların torunlarına, günlük hayatın sayısız ayrıntısı aracılığıyla bu felaketi tekrar tekrar yaşatmaktır. Soykırımın inkârı, katilleri “kahraman” yapmaktır; soykırımcıları onurlandırmaktır.
Soykırımın inkârı; düşman, ırkçı kuşaklar yetiştirilmesi, kurbanların anısına bitmeyen hakaretler edilmesi demektir. Aynı zamanda kurbanların sonraki kuşaklarının yaralarının sürekli kanatılmasıdır. İnkârın sürdüğü bir düzende, fail nesiller olarak bizler de sorumluyuz ve bunun ağır utancıyla yaşıyoruz. Özellikle son dönemde, soykırımın mimarları olan Enver, Talat ve Cemal Paşalara yönelik övgüler ile İttihatçılık propagandası giderek artmakta; ırkçılık daha da beslenmekte ve toplumsallaşmaktadır. Ne yazık ki yeni kuşaklar da bu anlayışla yetiştirilmeye devam etmektedir.
Türkiyeli Ermeniler, inkârın hayatın her alanındaki taşıyıcıları ve sözcüleriyle birlikte yaşamak zorunda bırakılırken; dünyanın dört bir yanındaki Ermeniler de ata topraklarından uzakta, aile büyüklerinin anılarının sürekli incitilmesine katlanmak zorunda kalmaktadır.
Bu topraklarda işlenmiş ve hâlen işlenmekte olan ağır insan hakları ihlalleri, Cumhuriyet rejiminin üzerine inşa edildiği soykırımın mirasıdır. 20. yüzyılın başında Küçük Asya ve Kuzey Mezopotamya’da Hristiyan halklara —Ermenilere, Süryani-Asurilere ve Rumlara— yönelik gerçekleştirilen soykırım ve bunun inkârı, devletin kendi yasalarını çiğnemesini ve hukuk dışına çıkmasını meşrulaştırmış; bu devlet aklı Cumhuriyet tarihi boyunca varlığını sürdürmüştür. “Soykırımın mirası” dediğimiz işte bu devlet aklıdır.
İnkâr öyle boyutlara ulaşmıştır ki, “soykırım” sözcüğü uzun süre yasaklanmış; toplum da bunu içselleştirerek bu kelimeyi kullanmaktan kaçınmıştır. Aydınlar dahi bu sözcüğü kullanmaktan çekinmiştir. O dönemlerde İstanbul Şubesi çatısı altında faaliyet gösteren komisyonumuz, coğrafyamızda ilk kez “soykırım” sözcüğünü açıkça kullanarak 24 Nisan 2005 tarihinde bir anma toplantısı düzenlemiş ve “Tanı, af dile, tazmin et” çağrısında bulunmuştur.
Soykırımla ilgili yapılan açıklamalar nedeniyle yıllar içinde davalar açılmaya başlanmıştır. Örneğin, İHD Dersim Şubesi ve Diyarbakır Barosu’na, soykırımı andıkları gerekçesiyle “Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni aşağılamak” suçlamasıyla davalar açılmış; her iki dava da beraatle sonuçlanmıştır. Yine komisyonumuzun 2021 yılında yaptığı açıklama nedeniyle üyelerimize karşı dava açılmış; İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada beraat kararı verilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nde yapılan istinaf incelemesi sonucunda bu karar kesinleşmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti yargısı, bu konunun tartışılmasını dahi istememektedir. Çünkü tartışma, sorgulamayı beraberinde getirecektir. Bu nedenle baskılar ve yasaklamalar sürse de açılan davalarda ceza verilmemesi yönünde bir politika izlenmektedir.
Soykırım sadece ölüm değildir. Soykırım; sürgün, yollarda saldırıya uğrama, açlık, hastalık, tecavüz ve tarif edilemez bir zulmü de içerir. Ancak bununla da sınırlı değildir. Soykırım aynı zamanda bir hırsızlıktır. Kurbanların el konulan taşınmaz malları; işlikler, bağlar, bahçeler, tarlalar, konaklar, evler, hastaneler, manastır ve kilise arazileriyle sınırlı değildir. Aynı zamanda bankalardaki hesaplarına ve değerli eşyalarına el konulmasını da kapsar. Bu boyutu az konuşulan bu büyük yağmanın tutarı, 1915 yılı değerleriyle 22 milyon dolar olarak hesaplanmaktadır.
Bugün ayrıca, soykırımı anma günü olan 24 Nisan’da; 24 Nisan 2011 tarihinde Batman’da zorunlu askerlik görevini yaparken bir başka er tarafından vurularak katledilen Sevak Şahin Balıkçı’yı da anıyoruz. Sevak’ın anısını yaşatmaya söz veriyoruz.
2005 yılından bu yana her 24 Nisan’da aynı talebi dile getiriyoruz: Soykırımın inkârı, soykırımın sürdürülmesidir. İnkâra son verin. Bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte suçu kabul edin. Ancak o zaman mezarsız ölülerin ruhu huzura erebilir, adalet yerini bulabilir. Aksi takdirde soykırımın laneti bu toprakların üzerinden kalkmayacaktır.
Her yıl 24 Nisan’da olduğu gibi bir kez daha söylüyoruz:
“TANI, AF DİLE, TAZMİN ET.”
Irkçılık ve Ayrımcılıkla Mücadele Komisyonu




