Hakkâri’de Yaşananlar Kader Değildir!

Hakkâri ve ilçelerinde özellikle 2026 yılı boyunca artarak devam eden heyelanlar, seller, toprak kaymaları ve ekolojik tahribat yalnızca doğa olayları olarak değerlendirilemez. Yaşananlar; yıllardır biriken ihmalin, bilimsel olmayan altyapı politikalarının, eşitsiz kamu yatırımlarının ve idari sorumsuzluğun doğrudan sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Hakkâri–Van ve Şemdinli–Derecik karayollarında meydana gelen heyelanlar ve taşkınlar nedeniyle ulaşımın günlerce kesintiye uğraması, il merkezine erişimin engellenmesi ve alternatif yolların bulunmaması; başta yaşam hakkı, sağlık hakkı, ulaşım hakkı ve güvenli çevrede yaşama hakkı olmak üzere temel hakların ağır biçimde ihlal edildiğini göstermektedir. Her yağış sonrası tekrar eden bu tablo, artık “kaçınılmaz afet” söylemiyle açıklanamayacak kadar sistematik bir soruna işaret etmektedir.

Bölgenin deprem riski taşıdığı bilimsel olarak ortaya konmuş olmasına rağmen gerekli altyapı ve afet hazırlıklarının yapılmaması, uzman uyarılarının dikkate alınmaması ve riskli alanların güçlendirilmemesi, kamu otoritelerinin sorumluluğunu ağırlaştırmaktadır. Kayyım yönetimi altındaki yerel idareler, il özel idaresi ve Karayolları başta olmak üzere ilgili kurumların gerekli önleyici tedbirleri almaması; yaşanan felaketlerin öngörülebilir ve önlenebilir olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Öte yandan, Hakkâri Katı Atık Tesisi’nde uzun süredir devam eden bilim dışı uygulamalar, ekolojik yıkımın en somut örneklerinden biridir. Atıkların uygun tekniklerle işlenmeden toprağa gömülmesi sonucu oluşan gaz sıkışması ve basınç, heyelanları tetiklemiş; ortaya çıkan atıkların Zap Suyu’na karışması ise yalnızca bölge halkının değil, tüm canlı yaşamının sağlığını tehdit eden ciddi bir çevre felaketine dönüşmüştür. Bu durum, temiz suya erişim hakkı, sağlık hakkı ve sağlıklı çevrede yaşama hakkının açık ihlalidir.

İlçelerde yaşananlar da tablonun vahametini derinleştirmektedir. Derecik–Şemdinli yolunun kapanması sonucu yurttaşların cenazelerini dahi insan onuruna aykırı koşullarda taşımak zorunda kalması, insan onurunun sistematik biçimde ihlal edildiğini göstermektedir. Bölge halkı, can güvenliği hiçe sayılarak riskli güzergâhları kullanmaya zorlanmakta; kamu hizmetlerinden eşit biçimde yararlanamamaktadır.

Tüm bu gelişmeler, sosyal devlet ilkesinin gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Altyapı eksiklikleri, şeffaf olmayan ihale süreçleri, coğrafi ve iklimsel gerçekliklerin dikkate alınmaması ve rant odaklı uygulamalar, yaşanan felaketleri derinleştirmektedir. “Coğrafya kaderdir” anlayışıyla sorumluluktan kaçınmak kabul edilemez; benzer coğrafi koşullara sahip diğer bölgelerde yapılan yatırımlar, Hakkâri’nin bilinçli olarak ihmal edildiğini göstermektedir.

Yaşanan bu kriz aynı zamanda Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler bakımından da ciddi ihlaller doğurmaktadır:

  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Madde 2) kapsamında yaşam hakkının korunmaması,
  • Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi kapsamında sağlık ve yeterli yaşam standardı hakkının ihlali,
  • Aarhus Sözleşmesi kapsamında çevresel bilgiye erişim ve katılım haklarının yok sayılması,
  • Uluslararası çevre hukukunun “önleme”, “ihtiyat” ve “kirleten öder” ilkelerinin ihlali söz konusudur.

Ayrıca, yaşanan ihlalleri dile getiren yurttaşların ve sivil toplumun hedef gösterilmesi ve itibarsızlaştırılması, demokratik toplum ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

TALEPLERİMİZ

İHD Merkezi Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu olarak yetkililere çağrımızdır:

  • Hakkâri ve ilçelerinde ulaşımın derhal güvenli hale getirilmesi, kapalı yolların acilen açılması ve alternatif ulaşım hatlarının oluşturulması,
  • Heyelan riski taşıyan bölgeler için bağımsız ve bilimsel raporların hazırlanarak kamuoyuyla paylaşılması ve bölgedeki temsili STK bileşenleri ile ortak çözüm arayışına gidilmesi,
  • Katı atık tesisinin faaliyetlerinin bağımsız uzmanlar tarafından denetlenmesi ve çevreye zarar veren uygulamaların derhal durdurulması,
  • Zap Suyu başta olmak üzere tüm su kaynaklarında kapsamlı analizlerin yapılması ve sonuçların şeffaf biçimde açıklanması,
  • Bölge halkının temiz suya erişiminin ve sağlık hizmetlerine ulaşımının güvence altına alınması,
  • Altyapı projelerinde coğrafi ve ekolojik gerçeklikleri esas alan kalıcı çözümler (tünel, viyadük, alternatif yollar)üretilmesi,
  • Heyelan ve afet risklerine karşı erken uyarı ve afet yönetim sistemlerinin kurulması,
  • Yaşanan ihlallerle ilgili etkili, bağımsız ve şeffaf soruşturma yürütülmesi, sorumlular hakkında gerekli işlemlerin başlatılması,
  • Bölge halkının karar alma süreçlerine aktif katılımının sağlanması ve şeffaflığın esas alınması,
  • Kayyım yönetimleri dahil olmak üzere tüm kamu idarelerinin hesap verebilirlik ilkesine uygun şekilde denetlenmesi.

SONUÇ

Hakkâri’de yaşananlar kader değil; açık bir yönetim, planlama ve sorumluluk sorunudur. Doğa ile kurulan yanlış ilişki ve kamusal yükümlülüklerin ihmal edilmesi, yaşam hakkını doğrudan tehdit eden bir krize dönüşmüştür.

Yaşam hakkı yalnızca hayatta kalmak değil; sağlıklı, güvenli ve onurlu bir çevrede var olabilmektir. Doğanın tahribi, insanın tahribidir.

Yetkilileri acilen sorumluluk almaya, gerekli tüm önlemleri gecikmeksizin hayata geçirmeye çağırıyoruz. İHD olarak sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.

İHD Merkezi Ekoloji ve Yaşam Hakkı Komisyonu