Gülistan Doku, Dersim’de üniversite öğrencisiyken 5 Ocak 2020 tarihinde şüpheli bir biçimde kayboldu. O günden bu yana Gülistan Doku’nun ailesi ve kadın hareketi, onun bulunabilmesi için büyük bir çaba harcadı. Yargı makamları ve siyasal irade ise genel olarak yaptıkları açıklamalarda Gülistan Doku’nun intihar ettiğini ileri sürdü. Ancak aile ve kadın hareketi, ilk günden itibaren bu iddiaya inanmadı. Bunun şüpheli bir ölüm yani kadın cinayeti olduğu yargısını kamuoyuyla sürekli paylaştılar.
Olayın üzerinden 6 buçuk yıl geçti. Bu süre sonunda, ilk kez soruşturmayı yürüten kadın savcının çabalarıyla bazı gerçekler ortaya çıkarıldı ve kamuoyuyla paylaşıldı. Olayda, Dersim’de vali olarak görev yapan Tuncay Sonel’in büyük bir sorumluluğu olduğu ortaya çıktı.
Bugün gözaltında bulunan ve meslekten ihraç edilmiş polis memuru Gökhan Ertok’un, Gülistan kaybolduktan sonra 13 gün boyunca onun SIM kartını kullandığı; bazı verileri transfer ettiği ve bazılarını sildiği, yani delil kararttığı tespit edildi. Anlaşıldığı kadarıyla dosyada bazı kişiler olayın oluş şekline ilişkin konuşmaya ve itiraflarda bulunmaya başlamıştır. Yine soruşturma dosyasından kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Dersim Valisi Tuncay Sonel’in koruma müdürü Şükrü Eroğlu ile konuya ilişkin birden fazla görüşme yapıldığı, veri ve para transferlerinin gerçekleştiği ortaya çıkmıştır.
Özellikle valinin oğlu Mustafa Türkay Sonel’in olayın baş faili olduğuna dair birçok kişinin beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Gülistan Doku’nun eski erkek arkadaşı Zeinal Abarakov ile annesi ve polis memuru olan üvey babasının da olayla bağlantılı olduğu, onların da gözaltında bulunduğu bilgisi kamuoyuna yansımıştır. Dosyada gizlilik kararı bulunduğundan, olayın failleri ve oluş şekline ilişkin henüz tüm detaylara ulaşılamamaktadır. Ancak özellikle dönemin valisi, oğlu ve çevresindeki kişilerin bu olay örgüsünde büyük pay sahibi olduğu, hatta fail oldukları yönündeki bilgiler güçlenmektedir.
Coğrafyamızda kadın cinayetleri yoğun biçimde yaşanmaktadır. Hatta şüpheli kadın ölümleri, faili belli kadın cinayetlerinden sayısal olarak daha fazladır. Bunun temel nedeni; kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri karşısında devletin atması gereken adımları atmaması ve yaşamın tüm alanlarında şiddetin adeta bir devlet dili olarak kullanılarak meşrulaştırılmasıdır. Bizler insan hakları savunucusu kadınlar olarak, kadına yönelik şiddetin politik bir şiddet olduğunu her zaman dile getiriyoruz. Gülistan Doku’nun kaybına ilişkin gelişmelerde görülen 6 buçuk yıllık cezasızlık da bunun en açık göstergesidir.
Burada farklı olan ise şudur: Gülistan Doku’nun ailesi hiçbir zaman vazgeçmemiş, kadın dayanışması da onun peşini bırakmamıştır. Bugün ortaya çıkan gerçekler, kadın hareketinin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Bizler, vakit kaybetmeksizin dönemin en üst mülki idare amiri olan valinin şu anda bulunduğu görevden derhal el çektirilmesini ve gözaltına alınmasını; gözaltına alınan tüm kişiler hakkında adil bir soruşturma yürütülmesini; suçluların açık biçimde ortaya çıkarılmasını; karartılan ve gizlenen delillerin toplumla paylaşılmasını ve Gülistan Doku’nun kaybından sorumlu olan herkesin bir an önce yargı önüne çıkarılarak tutuklu yargılanmasını talep ediyoruz.
Coğrafyamızda failin resmi güçlerden biri olması durumunda ciddi bir cezasızlık söz konusudur. Gülistan Doku davasının bir ilk olmasını; fail kim olursa olsun yargılanmasını ve cezalandırılmasını; kadına yönelik şiddetin ancak bu şekilde önlenebileceğini ve cezasızlık politikasına son verilmesi gerektiğini insan hakları savunucusu kadınlar olarak bir kez daha ifade ediyoruz.
İnsan Hakları Derneği Kadın Komisyonu



