PERVARİ İLÇESİ YAPRAKTEPE KÖYÜ RAPORU

SİİRT İLİ PERVARİ İLÇESİ YAPRAKTEPE KÖYÜ ÇEMEKARE MEZRASINDA (YAYLA) YAŞANAN KEYFİ GÖZALTI, TEHDİT, GIDA AMBARGOSU, ZORUNLU GÖÇE ZORLAMA ve DİĞER HAK İHLALLERİ İDDİALARINI

ARAŞTIRMA-İNCELEME RAPORU

 İNSAN HAKLARI DERNEĞİ MAZLUMDER

 

OLAY
Siirt ili Pervari ilçesi Çemekare Mezrasında ikamet eden bir grup köylü, 10.08.2007’de İnsan Hakları Derneği Siirt Şubesine başvurarak, Genelkurmay Başkanlığının Geçici Güvenlikli Bölge ilanından sonra mezralarının 26.06.07’de askerler ve korucularca boşaltılmak istendiğini, sonrasında da Çemekare Mezrası ile Pervari arası yolun toprak ve kayalarla tamamen kapatıldığını; böylelikle mezra halkının mezraya giriş çıkışlarının yasaklandığını, bu esnada doktora götürülmesine izin verilmeyen ve ateşli hastalık geçiren Ünal Çakır isimli bir bebeğin yaşamını yitirdiğini, maruz kaldıkları uygulamaları savcılığa şikayet ettiklerinde jandarma görevlilerince darp ve kötü muamele uygulamalarına maruz kaldıklarını ve tehdit edildiklerini, keyfi olarak Pervari Jandarma Komutanlığınca gözaltına alındıklarını ileri sürerek yardım talep etmişlerdir.
HEYETİN OLUŞUMU
İHD Siirt Şubesine yapılan başvurular üzerine, köy boşaltmaya zorlamak, seyahat ve iletişim haklarının engellendiği, kötü muamele ile gıdaların, zorunlu ihtiyaç maddelerinin köye girilmesinin engellendiği iddialarını araştırmak, araştırma ve incelemeler sonrasında kamuoyunun gerçek bilgiye ulaşmasını sağlamak ve çeşitli ulusal ve uluslararası mevzuatlarda güvence altına alınan yerleşim ve seyahat hakkı, gayri insani muamele yasağının ve güvenli ortamda yaşama hakkının korunmasına katkıda bulunmak amacıyla;
İHD Genel Başkanı Av.Reyhan YALÇINDAĞ, Mazlum-Der Diyarbakır Şube Başkanı ve GYK Üyesi Av. Selahattin ÇOBAN, İHD Siirt Şube Başkanı ve MYK Üyesi Vetha AYDIN ve İHD Diyarbakır Şube Yönetim Kurulu Üyesi Raci BİLİCİ’nin yer aldığı İnsan Hakları Heyeti oluşturulmuştur.
HEYET GİRİŞİMLERİ
İnsan Hakları Heyeti, zorunlu göçe zorlama, tehdit, keyfi gözaltı, gıdalara ve zorunlu ihtiyaç maddelerine erişim hakkının engellenmesi ve gayri insani muamele iddialarını araştırma istenci ve çalışma amacını, olay yerine gitmeden evvel yazılı yolla Pervari Kaymakamlığı, Pervari Cumhuriyet Savcılığı ve Siirt Valiliğine bildirmiş ve randevu talebinde bulunmuştur.
Heyet, 13 Ağustos 2007 tarihinde Siirt’de bulunan mağdur başvurucularla görüştükten sonra, Pervari’ye hareket etmiş, konuyu bizzat yerinde incelemek üzere başvurucularla birlikte mezraya hareket etmiş ancak mezraya 7 km kala Pervari Jandarma Komutanlığı görevlisi uzman çavuş ve korucularca durdurularak mezraya girmeleri engellenmiş, Pervari’ye geri döndükten sonra konuyla ilgili soruşturmayı yürüten Pervari Cumhuriyet Savcısı Ahmet ATAMAN ile görüşmüş ancak Kaymakam Hakan BİLGİN, ihale konulu bir toplantıda olduğunu belirterek daha önceden randevu talep edilmesine rağmen görüşme talebini reddetmiştir.
İnsan Hakları Heyetinin randevu talebinde bulunduğu Siirt Valiliğiyle ise, Vali Hüseyin Avni MUTLU’nun il dışında olması ve Vali Vekilinin de toplantıda olması nedeniyle görüşme gerçekleşememiştir.

MAĞDUR BAŞVURUCULARLA YAPILAN GÖRÜŞMELER
10 Ağustos 2007’de İHD Siirt Şubesine başvuruda bulunan ve daha sonra 13 Ağustosta olayla ilgili inceleme yapmak üzere Pervari’de bulunan İnsan hakları Heyetine, başvurucular, özetle aşağıdaki yakınmalarda bulunmuşlardır:

1. Halil ÇAKIR: Mağdur, atalarının uzun yıllar söz konusu mezrada yaşadığını, mezradaki insanların hayvancılık ve tarımla uğraştığını, arazilerinin son derece verimli olduğunu; normalde 16 mahalleden ibaret olduğunu ancak mahallelerin şu anda harabe durumunda olduğunu, 1988 yılında OHAL yönetiminden kaynaklı mezralarını boşaltmak zorunda kaldıklarını; 19 Ekim 1988 tarih ve 2929 Sayılı yerel Siirt’de Son Söz isimli gazetenin haber küpürünün buna delil olarak gösterilebileceğini belirterek aşağıdaki yakınmalarda bulunmuştur:

“…1990 yılında Şırnak’ın il olmasıyla birlikte mezramız Siirt ili Pervari ilçesi kapsamına alındı. 1988’de zorunlu göçe tabi tutulduk ve o tarihten itibaren 2002’ye kadar köyümüze geri gelmemiz yasaklandı. 2000’li yıllarda çıkarılan ‘Köye Dönüş Projesi’ kapsamında geri dönmek ve tekrar üretim alanlarımıza kavuşmak ve mezramıza yerleşmek, topraklarımızı ekip biçmek, hayvancılıkla uğraşıp geçimimizi sağlamak üzere birçok resmi makama başvuruda bulunduk. Bunun üzerine 2002’de bazı aileler, Çemekare Mezrasının Kezer mevkiine kendi imkanlarıyla yerleşti. 2003’de Siirt Valiliğince ilk olarak düzenlenen Çemekare Yaylası Şenliklerinde bize birçok söz verildi. Ancak bugüne kadar herhangi bir altyapı hizmetinin götürülmediği Çemekare mezrasındaki ilkel koşullara son verilmesi ve mezraya okul, elektrik, yol gibi son derece gerekli hizmetlerin yerine getirilmesi için defalarca kez ilgili mercilere başvurularda bulunduk. Ancak görmezden gelindik. Köyde halen telefon, elektrik hizmetleri yoktur. Yol, son derece kötü bir yoldur ve insan güvenliğini riske atan durumdadır. Suyu da taşıma suretiyle barındığımız çadırlara ulaştırmak zorunda kalıyoruz. 5 yıl boyunca talep ettiğimiz hiçbir hizmet yerine getirilmedi.
Son olarak bu yıl (2007) güvenlik görevlileri, üç defa köyü zorla boşaltmak istediler. Mezranın dışında bulunup da mezraya gitmek isteyen köylüler, askerler ve korucularca engellenmiş ve bunu şikayet için gidilen makamlarca da terslenmişlerdir. TBMM’ce kabul edilen tarım ve hayvancılık destekleme fonundan önceki yıllarda faydalanmamıza rağmen, son dönemlerde faydalanamadık. Faydalanmamamız için mezra sahiplerince ekilen ekinlerin keşfinin yapılması talebimiz 2006 sonbaharında reddedildi. Ayrıca çevre köylerde bulunan hayvan sürülerinin, ekili arazilerimizi talan etmesi adeta teşvik edildi. Buna dayalı olarak yaptığımız suç duyuruları hiçbir sonuç doğurmayıp ekonomik olarak cezalandırılmamız sağlanmıştır. Ekim için kiraladıkları traktörler için ödeme yapamadık ve tohum paralarını ödeyemedik. Bizler şu anda açlık sınırının altında yaşamaktayız. Adli makamlar nezdinde dava açabilmemiz için gerekli olan mahkeme harç masraflarını ödeyemediğimiz için hukuk yollarının tamamını tüketememekteyiz. Köylülerin büyük bir çoğunluğu köye gitmek istediğinde Ekindüzü karakolunca engellenmekte ve haklarında haksız cezalar verilmektedir.
Genelkurmay Başkanlığının Haziran ayının başında ilan ettiği Yüksek Güvenlikli Bölgeler sınırlarına girdiği gerekçesiyle mezramız 26 Haziran 07’de askerler ve korucularca boşaltılmak istenmiştir. Mezra halkı buna itiraz etmiş; bunun üzerine asker ve korucuların saldırısına maruz kalmıştır. İtiraz edenlerin üzerine ateş açılmış ve korkutma ve tehdit suretiyle askeri birlikler tarafından getirilen 3 adet kamyon ve 10’a yakın sivil minibüslere yükletilerek eşyalar Pervari İlçe Jandarma Karakoluna getirilmiştir. Bu esnada mezra halkı yatacak ve yiyecek eşya olmaksızın perişan vaziyette bırakılmıştır. Tüm gerekli ihtiyaç maddeleri (gıda, temizlik, battaniye, döşek, vb)alınan köylüler sabaha kadar o vaziyette bekletilmişlerdir. Ertesi gün (28 Haziran 2007’de) köylülerin bir kısmı Pervari ve Siirt’e giderek Pervari Kaymakamlığı, Siirt Valiliği ve Jandarma Komutanlığıyla çeşitli görüşmeler yapmışlar; bunun üzerine yaylaklarına geri dönebilmişlerdir.
Bu olaydan kısa bir süre sonra da Pervari ilçesi ile Çemekare mezrası (Yaylağı) arasındaki yol, belirli bir noktadan sonra yaklaşık 5 km boyunca kepçelerle kaya, çakıl taşları ve toprak doldurularak askerler ve korucular tarafından kapatılmıştır. Bu kapatılan noktanın ismi Meydana Süleyman (Süleyman Meydanı)’ dır. Bunu iki defa yaparak yolun tamamen araçlara kapanmasını sağladılar. Böylelikle mezra halkı olarak bizim dış dünyayla bağlantımız kesilmiş, zorunlu göçe zorlanmış olduk. Biz mezramızı terk etmek istemediğimiz, gidecek bir yerimizin de olmaması ve çocuklarımızın aç kalma riskiyle karşı karşıya olduğunu bildiğimiz için daha sonra kürekler marifetiyle kendi olanaklarımızla 5 km. lik kapatılan yolu çakıldan, toprak ve taştan temizlemeye çalıştık.
2 Ağustos 2007’de askerler ve korucular tarafından aynı yol Pervari Belediyesine ait JCB Loder marka iş makinesiyle jandarmanın talimatıyla İnsanlar tarafından tekrar açılamayacak şekilde toprak dolgu ve kayalarla kapatılmıştır. Böylece mezra halkının hiçbir koşulda Pervari’ye gitmemesi, ihtiyaçlarını karşılayamaması hedeflenmiş oldu.
8 Ağustos 2002’de mezra halkı adına ben, Pervari Kaymakamlığına dilekçe vererek yolun açılmasını talep ettim. Aynı dilekçeyi posta yoluyla Siirt Valiliğine de yolladım. Bu dilekçe üzerine Pervari Jandarma Karakolu, beni ve 15 köylüyü gözaltına aldı. Gece saat 00.22’ye kadar karakolda bekletildikten sonra hakkımızda yasak askeri bölgeye girdiğimiz gerekçesiyle yasal işlem başlatıldı.
Tüm ısrarlarımıza rağmen mezranın yolu açılmadığı için ve bir hafta boyunca mezranın dışına çıkmamıza izin de verilmediği için köylülerden Ahmet Çakır’ın 6 aylık bebeği hastalanmasına rağmen doktora götürülemedi ve hayatını kaybetti. Köye giriş çıkış sorunları yaşandığı için bebeğin nüfusa kaydı da yapılamamıştı ancak bebeğe Ünal isminin verildiğini biliyorum. Sağlıksız koşullardan dolayı bebek yüksek ateş ve ishal hastalığına yakalandı ve daha doktora götürülemeden yolda hayatını kaybetti. Ben aynı zamanda bebeğin dayısı olduğum için, yaşadığımız bu gayriinsani muameleleri suç duyurusuyla savcılığa bildirmek istediğimiz esnada Hacı isimli uzman çavuş, bana 0505 445 4746 no’lu telefon numarasını verdi ve Bedri isimli üsteğmeni aramamı istedi. Ben de Bedri Üsteğmeni aradım ve bunun üzerine Üsteğmen; ‘………….Duyduğuma göre suç duyurusunda bulunacakmışsınız. Ben suç duyurusunda bulunmaması için bebeğin babasını aradım. Siz de bulunmayın. Dilekçe verdiğiniz takdirde çadırlarınızı yakarım. Sizi de öldürürüm. Zaten bana kelle de getirmediğiniz için elimden gelen tüm kötülüğü size yapacağım. Bana getirdiğiniz her teröristin kellesi başına size 20.000 YTL vereceğim. Kelle getirmediğiniz takdirde hepinizi öldüreceğim…’ şeklinde tehditlerde bulundu.
Daha sonra üsteğmen, yine Hacı isimli uzman çavuş aracılığıyla köylülerden Ahmet Kaya’yı Pervari Jandarma Karakoluna çağırdı. Ahmet Kaya ve mezranın muhtarı olan Agit Ruvanas birlikte Pervari Jandarma Komutanlığına gittiler. Onlar İlçe Jandarma Komutanlığından Komando Birliğine götürülmüşler. Yine aynı Üsteğmen, Komando Birliğinde Ahmet Kaya Agit Ruvanas’ı ölümle tehdit etmiş ve ‘….bana kelle getirmediğiniz takdirde hepinizi geberteceğim!’ şeklinde bağırıp çağırmıştır.
Biz savcılıkta ifade verirken üzerinde kurşunu renkli bir eşofman olduğu halde Bedri Üsteğmen Adliyeye geldi ve Abdulcabbar İğdi isimli köylüyü ensesinden tutarak tartakladı ve ‘….seni şu polis kulübesinde biraz döveyim. Sen çok oldun artık. Hata yapıyorsun; halkı kışkırtıyor ve Roj TV’ye haber veriyorsun. Sana daha önceden sıkmış olduğum üç kurşun bu sefer boynuna saplanacak; devrileceksin. Ayağını denk al. Zamanın az kaldı!’ şeklinde hakaret edip tehditlerde bulundu. Daha önce Bedri Üsteğmen mezraya gelerek köylülerin yanında Abdulcabbar İğdi’ye üç adet kaleşnikof mermisi sıkmıştı. Bu mermiler halen yanımızdadır.
Mezra halen ulaşıma kapalıdır. Mezrada bulunan Türkan Kaya isimli kadın hamile olup bugünlerde doğum yapması beklenmektedir. Yol halen kapalı olduğu için ve bize doktora ulaşma hakkı tanınmadığı için kadının da sağlığı risk altındadır. Savcılıkla görüşme yapıp suç duyurusunda bulunduğumuz esnada istendiği takdirde bu boş kovanları kendilerine teslim edebileceğimizi de belirttik.
Mezramızda halen 11 yerleşik ve 38’i de geçici (çadır) olmak üzere toplam 49 hane ve 403 nüfus yaşamaktadır. Başta çocuklar olmak üzere tüm mezra halkı travma yaşamaktadır. Can ve mal güvenliğimiz söz konusu değildir. Bize bu onur kırıcı ve insanlık dışı muameleyi uygulayan ve köyümüzü boşaltmak isteyen güvenlik görevlilerinden şikayetçiyiz….”
Mağdurun yaşadıklarının etkisiyle çok ağır bir psikolojik travma yaşadığı, gelecek kaygısı duyduğu, yapacak başka işlerinin olmaması ve ata toprakları olması nedeniyle mezralarını terk etmek istemedikleri, ancak ciddi şekilde can ve mal güvenliği kaygısı yaşadığı gözlenmiştir.
2. Abdulcabbar İĞDİ: Başvurucu Abdulcabbar İğdi, diğer köylülerle benzer yakınmalarda bulunmuş ve özetle şunları eklemiştir:

“…Mezramız, Genelkurmay Başkanlığı tarafından Geçici Yüksek Güvenlikli Bölge ilan edildikten sonra bize ciddi baskılar ve tehditler gelmeye başladı. İlk olarak Ekindüzü Karakolu tarafından 12 aile, hayvanlarıyla birlikte köy dışına zorla çıkartıldı. Çemekare aşiretinden 17 kişi, 2 boyunca Karakolda keyfi olarak tutulduk. Hayvanlarımızı üç gün boyunca sağmamıza izin vermedikleri için hayvanlarımızın memelerinde bozulmalar, sarılık hastalığı gibi sorunlar baş göstermeye başladı. Hayvanların yaklaşık 89 kadarı memelerinden yara aldı ve sakatlandı. 22 tanesi de sarılık (halk arasında Zerıg) nedeniyle telef oldu. Oysaki hayvanlarımız sağlıklıydı; Cizre İlçe Tarım Müdürlüğü veterinerleri tarafından kontrol edilmiş, aşılanmış ve sağlık raporu tanzim edilmişti. Havyalarımızın hastalanıp telef olmasının tek nedeni, Karakol etrafında sağlıksız, yemsiz ve susuz koşullarda bekletilmesidir.

Daha sonra yine Ekindüzü’nde 6 gün boyunca 53 köylü bekletildik ve yine herhangi bir üretim sürecini yerine getirmemiz, hayvanlarımızla ilgilenmemiz engellendi. Bunun üzerine birkaç defa Pervari İlçe Jandarma Merkez Komutanlığına giderek şikayetlerimizi bildirdik. Yüzbaşı bize mezraya dönmek için bir daha izin vermeyeceğini söyledi. Biz de daha sonra korucu ve askerlerden kendimizi gizleyerek Çemekare’ye gittik. Daha sonraki tarihlerde mezraya gelen korucu ve askerler, yanlarında getirdikleri 3 kamyon ve 10’u aşkın sivil minibüslere zor kullanarak eşyalarımızı yüklediler. Geldiklerinde zorluk çıkartmamamızı, mezrayı terk etmemizi, itiraz etmemiz durumunda zor kullanacaklarını söyleyerek tehdit ettiler. Bedri Üsteğmen’in talimatıyla korucu ve askerler, çadırlarımızın iplerini yırtıp, yorgan, döşek, battaniye, un, yiyecek maddeleri ve çadırları kamyonlara ve minibüslere yükletti. Buna karşı çıktığımızda bizi tartaklayıp darp ettiler, tartaklama esnasında Halil Çakır isimli köylüye ait kamerayı da kırdılar. Yüklemeyi kabul etmeyen bir korucunun ve mezradaki bazı ruhsatlı silah sahiplerinin silahlarına el koydular. Bu esnada kadın ve çocukları da zor kullanarak araçlara bindirmek isteyince bizler mezrayı terk etmeyeceğimizi söyledik ve direndik. Bunun üzerine başta Bedri Üsteğmen ve bazı askerler havaya ateş açtılar. Bundan korkan çocuklar ve kadınlar karşı tepeye doğru kaçmaya başladılar. Daha sonra çadırlarımız, içinde bulunan tüm eşyalarımız, yiyecek ve gıda maddeleri, vs arabalara yüklendi. Yapılan bu gayriinsani muameleye karşı çıkan Ahmet Çakır ile Halil Çakır, Doğan Jandarma Karakoluna götürüldüler. Orada bulunan Bedri Üsteğmen, “…siz benim korucu ve askerlerime karşı çıktınız. Bu nedenle silahlarınızı vermeyeceğim. Sizi mahkemeye vereceğim, eşyalarınızı da Pervari’’ ye götürüyorum. Yarın Pervari’ye gelin, orada ifadeniz alınacak” şeklinde bizi tehdit etmeye devam etti.

O gece mezrada bulunan 38 aile, battaniyesiz ve yorgansız, döşeksiz bir vaziyette kaldı. Ertesi gün İlçe Jandarma Merkez Komutanı olan Levent isimli yüzbaşıyla görüşmeye gittiğimizde bizi yine Üsteğmene yönlendirdi. Sonuçta araçların parasını biz ödedik ve araçlara binip mezraya geri döndük. Daha sonraki gün ruhsatlı silahlarımız bize geri verildi.

Son olarak Ağustos ayının başında Meydana Süleyman denilen ve mezraya 5 km ‘de bulunan mevkide yolun kapatıldığını ve korucu ve askerlerin geçişlere izin vermediğini gördük. Geçebilmek için kazma-küreklerle kendi olanaklarımızla yolun bir kısmını biz açtık. Ancak tekrar birkaç gün sonra aynı yolun Pervari Belediyesine ait JCB marka kepçe ile toprak ve taşla tekrar kapatıldığını gördük.

8 Ağustosta Halil Çakır ile bazı mezra sakinleri, Jandarma Merkez Komutanı Levent Yüzbaşı ile görüştüler ve yolun açılmasını istediler; ancak O da yolun açılmasını reddetti. Bunun üzerine mezradan 17 kişi Komutanlığa gelerek kendisiyle görüşmek istediler; ancak O, köylülerin randevu istediği 3 defa reddetti. Bunun üzerine bizler Kaymakamlık makamına dilekçe yazdık ve yolların açılmasını istedik. Kaymakam, bizimle yüzyüze görüşmeyi reddedince biz de dilekçeyi oradaki görevlilere sunduk. Aynı dilekçeyi Siirt Valiliğine de spota yoluyla gönderdik. Ancak köylülerden 15’i aynı gün saat 18.00’da Merkez Komutanlığına çağrıldılar ve kendilerine Mera Kanununa muhalefetten haklarında dava açıldığı söylendi. 15 köylü, saat 18.00’den 00.30’a kadar yani 9 Ağustosa kadar Karakolda tutuldular. Köylüler olarak ertesi gün ifade vermek üzere Savcılık bahçesinde beklerken, gelen telefon üzerine Ahmet Çakır’ın 6 aylık oğlunun hastalandığı ve doktora getirilemeden yolda yaşamını yitirdiğini ve köyde gömüldüğünü öğrendik. Bunun üzerine orada bulunan ve bebeğin dayısı Halil Çakır, yol kapalı olduğu için bebeğin hastaneye yetişmemesine neden olan yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunmak istedi. Bunun üzerine Hacı isimli jandarma uzman çavuş, 0505 4454746 no’lu telefonun Bedri Üsteğmene ait olduğunu ve kendisini aramasını söyledi. Halil Çakır, telefonla Üsteğmeni aradı ve Üsteğmen kendisine, “…ben Ahmet Çakır’ı da aradım, bu konuyla ilgili suç duyurusunda bulunmayacak. O nedenle sen şikayetçi olursan hepinizi öldürürüm. Çadırlarınızı da yakarım!” dedi. Daha sonra Üsteğmen, yine Hacı isimli uzman çavuş aracılığıyla Ahmet Kaya isimli köylüyü yanına çağırdı. Ahmet Kaya ile mezra muhtarı Agit Ruvanas J. Mrk. Komutanlığına gittiler. Onlar, oradan Komando Komutanlığına götürüldüler. Orada bulunan Bedri Üsteğmen, Ahmet Kaya’ ya hitaben “… bana terörist kellesi getirmezsen seni öldürürüm; getirdiğin her kelle için 20.000 YTL vereceğim” demiş. Bunun üzerine Kaya ve Ruvanas, geri geldiler.

Daha sonra Savcılık koridorunda ifade vermeyi beklerken, üzerine giydiği kurşuni renkli eşofmanla Adliye binasına gelen Bedri Üsteğmen, ensemden tutarak bana bağırdı ve işleri benim karıştırdığımı, Roj TV’ye haber vererek orada olup bitenleri söylediğimi, bana daha önce sıktığı üç kurşunla yetinmeyeceğini ve bu defa boynuma saplayacağı kurşunlarla beni öldüreceğini; ayağımı denk almam gerektiğini söyledi. Daha önceleri de defalarca kez Jandarma Komutanlığından Astsubay Ender isimli biri beni 0537 7930514 no’lu telefonla arayarak Siirt Jandarmasına gitmemi istedi. Ben güvenemediğim için gitmedim. Ancak geçen ilkbaharda kendilerini TEDAŞ görevlisi olarak tanıtan 3 kişi, Kazım Eren isimli biri aracılığıyla mezraya geldiklerini söylemişler ve kardeşim Lokman İğdi ile görüşmüşler. Kardeşime beni kastederek, “…Ağabeyine söyle, ayağını denk alsın. Seni ve onu 2 kurşuna harcarız. Bizim için iki kurşunun değeri 2,5 YTL’dir” şeklinde tehditlerde bulunmuşlar. Biz bu üç şahsın aslında TEDAŞ görevlisi olmadıklarını; JİTEM adına geldiklerini tahmin ediyoruz. Nitekim içlerinden birinin Ender astsubayın adamı olarak bilinen Mustafa isimli uzman çavuş olduğunu ve birçok köylüyü defalarca kez Ekindüzü Karakolunda keyfi olarak saatlerce beklettiğini biliyoruz. Bir defasında Doğan mevkiinde bekletildiğimizde bu şahıs, gıda maddelerini köye götürebilmek için Bedri Üsteğmen’den izin almam gerektiğini söylemişti. Ben de kendisiyle görüşünce bana ajanlık teklif etti ve işbirliğini kabul etmemem durumunda öldürüleceğimi söyledi.

Daha önce mezra halkının yanında bana doğru kaleşnikofla üç kurşun sıkan Bedri Üsteğmen’in tehditleri artık bizi bezdirmiştir. Bu boş kovanlar halen bendedir. Delil olarak kendilerine sunabileceğimi savcılığa da bildirdim. Ciddi tedbirler alınmazsa mezrayı terk etmek zorunda kalacağız. Zaten tarım ve hayvancılık konusunda da gördüğümüz engellemeler ve diğer muameleler nedeniyle geri kaldık ve ciddi şekilde borçlandık. İnsan hakları savunucularından yardım bekliyoruz.”

Başvurucunun çok gergin ve kaygılı olduğu, kendisini çaresiz hissettiği gözlenmiş ve Pervari’de ilgili makamlara şikayetçi olmaktan korktukları için de Siirt Savcılığına giderek şikayetçi oldukları anlaşılmıştır.

3. Agit RUVANAS: Heyet, aynı zamanda mezra muhtarı olan Ruvanas ile yaptığı görüşmede diğer köylülerle aynı yakınmalarda bulunmuş ve ek olarak şunları belirtmiştir:

“…Diğer arkadaşlarımın söyledikleri olduğu gibi doğrudur. Ekonomik, moral ve maddi ihtiyaçlarımız bakımından çöküntü içindeyiz. Türkan Kaya isimli kadın doğum yapmak üzeredir, kendisi doktora ulaştırılmazsa yaşamından endişe etmekteyiz. Tüm mezra halkı her gece kabuslar görmektedir. Çocuklar sürekli ağlamakta ve korkmaktadırlar. Can ve mal güvenliğimiz yoktur; hayvanlarımızın çoğu zaten telef oldu. Adli makamların en kısa zamanda gelip keşifte bulunarak zararlarımızın tespitini yapmaları gerekmektedir. Zaten 1988’den 2002’ye kadar mezramıza giremedik; topraklarımızı ekip biçemedik. Varolan evlerin ve mekanların çoğu da yıkıldı. Şu anda sadece 11 hane evde yaşamakta; diğer aileler çadırlarda yaşamaktadır. 2002’den sonra yaylak olarak kullandığımız mezramızda hayvancılık yapmak ve tarlalarımızı ekip biçmek dışında hiçbir gelirimiz yoktur. Açlık sınırının altına düşmüş durumdayız. Halen köye herhangi bir gıda veya ihtiyaç malzemesi de alınmamaktadır.”

Mağdurun son derece kaygılı olduğu, bundan sonraki gelişmelerden dolayı endişe duyduğu, travmatik bir ruh hali yaşadığı gözlenmiştir.

4. Abdulaziz BAŞARAN: Yaşadıkları mağduriyetin artık katlanılamaz boyutta olduğunu belirten mağdur köylü, diğer ifadelerle benzer yakınmalarda bulunmuş ve İnsan hakları Heyetinden hukuksal destek talep etmiştir.

5. Mehmet ENGİN: Diğer başvurucularla aynı ifadelerde bulunan Engin, son derece kaygılı olduklarını, çocukların sürekli ağladıklarını ve çok korktuklarını belirterek, kendilerine yapılan gayriinsani muamelenin son bulmasını istemiş; mezrayı boşaltmaları durumunda açlıkla karşı karşıya kalacaklarını; şu anda dahi ciddi maddi kayıplarının olduğunu belirtmiştir.

HEYETİN ÇEMEKARE MEZRASINA GİDİŞİ
Heyet, 13 Ağustosta mağdurlarla görüştükten sonra bir araç kiralayarak yukarıda ismi geçen beş mağdur ile birlikte saat 12.30 sıralarında Mezraya gitmek üzere yola çıkmıştır. Rapor ekinde de bulunan bazı fotoğraflarda görüldüğü üzere, Heyet, Çemekare Mezrasına 5. km kala Meydana Süleyman (Süleyman Meydanı) olarak bilinen noktada dört korucu ve isminin Deniz olduğunu belirten bir uzman çavuş tarafından durdurulmuştur. Heyet, 10 Ağustos 2007’de İnsan Hakları Derneği Genel Merkezince ilgili makamlardan randevu istendiğini, bahsedilen iddialarını yerinde incelemek için mezraya gidip gözlemde bulunmak ve oradaki köylülerle görüşmek istediklerini; köyde bulunan ve doğum yapmak üzere olan bir kadının durumundan dolayı endişe ettiklerini, köylülerin gıda ve ihtiyaç malzemelerinin bitmesi nedeniyle heyetin yanında bulunan köylülerin mezraya girmesi gerektiğini orada bulunan askeri görevliye bildirmiştir. Buna rağmen, heyetin köye girişi yolların mayınlı olabileceği gerekçesiyle reddedilmiş ve Pervari’ye geri dönerek Köye giden başka bir yolun; Doğan yolunun kullanılması söylenmiştir. Oysaki aynı gün sabah saatlerinde ve heyetin geri çevrilmesinin ertesi günü olan 14 Ağustosta bazı köylülerin köyün dışına çıktığı ve aynı yolu kullandıkları sonradan öğrenilmiştir. Gerçekten mayınla ilgili bir endişe var idiyse niçin bazı köylülerin aynı yol kullandırılarak köyden çıkartıldığı konusu, aydınlatılması gereken bir husustur. Heyetin yanında bulunan başvurucu köylüler ise Doğan Köy yolu kullanılarak mezraya gitme girişiminde bulunulsa dahi yine izin vermeyeceklerini, nitekim daha önceden de Doğan Köy yolunu kullanmak istediklerinde engellendiklerini belirtmişlerdir.

PERVARİ ve SİİRT’DE YAPILAN RESMİ GÖRÜŞMELER
1. Pervari Cumhuriyet Savcısı Ahmet ATAMAN: C. Savcısı Ahmet Ataman ile görüşmek üzere Hükümet Konağına giden heyet üyeleri, bekletilmeksizin savcılık odasına alınmış ve görüşme gerçekleştirmiştir. Heyet üyeleri, özetle, aldıkları başvuruların ciddiyetini, içeriğini ve kaygılarını iletmiş ve konuyla ilgili etkili ve yeterli bir adli soruşturmanın başlatılması gerektiğini ifade etmiştir. Bunun üzerine Savcı Ataman, iddiaların ciddi oluşuna katıldığını, Siirt Savcılığınca alınan ifadelerin kendisine gönderildiğini, dosyayı kendisinin takip edeceğini; ancak Geçici Güvenlikli Bölge ilanının savcılıkla ilgisi olmadığını ve askeri makamların kararı olduğunu; bölgede savcılık görevlerini ifa ederken ciddi engellerle karşılaştıklarını, çoğu kere güvenlik koşullarından dolayı gitmeleri gereken yerlere gidemediklerini ve keşif yapamadıklarını, bu nedenle birçok dava dosyasının halen bitirilemediğini ifade etmiştir.

2. Pervari Kaymakamı Hakan BİLGİN: Heyet üyelerinin daha önceden randevu almak istemelerine rağmen, Kaymakamlık makamına gittiklerinde Kaymakam Bilgin’in ihale konulu bir toplantıda olduğu belirtilmiş ve heyetin görüşme isteği geri çevrilmiştir.

3. Siirt Valiliği: Heyet üyeleri, diğer resmi makamlarla olduğu gibi Siirt Valiliğine de yazılı olarak müracaatta bulunmuş ve randevu talep etmiştir. Siirt Valiliği ile İHD Genel Merkezi arasında yapılan telefon görüşmesinde heyetin Siirt’e dönmüş olduğu ve Valilik makamıyla görüşme yapmak isteği iletilmiş; yanıt olarak Vali Hüseyin Avni MUTLU’nun il dışında olduğu ve yerine vali vekilinin baktığı; ancak o esnada bir toplantıda olduğu bilgisi verilmiştir.

HEYETİN YAPTIĞI TESPİTLER
1. Heyetimiz, söz konusu mezrada bizzat bulunarak incelemeler yapmak istemiş ancak Pervari’den itibaren yaklaşık 1 saatlik yolculuk sonrasında aralarında dört korucu ve bir uzman çavuşun bulunduğu askeri grup tarafından durdurulmuş; yolun mayınlı olması ihtimaline binaen heyetin köye girişi engellenmiştir. Ancak ekteki iki fotoğraf karesinde de görüldüğü gibi, bu nokta, sadece heyetin köye girişini engellemek için konulan geçici bir noktadır. Çünkü herhangi bir kulübe, vs aşırı sıcak ve güneşten koruyacak kalıcı bir barınaktan yoksun bir nokta olup sadece bez bir çarşaf kullanılarak dinlenme noktası gibi kurulan bir yerdir.
2. Heyetin yanında bulunan başvurucu köylüler, noktada durduran uzman çavuşa, normalde o yolda mayın ihtimali varsa neden diğer köylülerin aynı gün sabah çıkabildikleri sorusunu sormuş ancak yanıt alamamışlardır.
3. Heyetin geri çevrildikten sonra yönlendirildikleri yol olan Doğan Köy yolunun ne kadar güvenli olduğu belli değildir.
4. Heyeti durduran Pervari Jandarma Komutanlığında görevli Uzman Çavuş, yanında bulunan korucuların kendileriyle bir ilgisinin olmadığını; onların kendi işlerini, kendisinin ise kendi işini yaptığı bilgisini vermiştir. Bunun üzerine neden aynı anda bir arada bulundukları sorusunu yönelten heyete cevap verilmemiştir.
5. Köyde birkaç gün önce yaşamını yitiren bir bebek olduğu ve doğum yapma ihtimali olan bir kadından bahsedilince, söz konusu uzman çavuş gayet kayıtsız kalmış ve kendisinin bu konuyla ilgilenemeyeceği bilgisi verilmiştir.
6. Bölgedeki koşullar nedeniyle adli makamların etkili ve yeterli olarak görevlerini yerine getiremedikleri, örneğin mahkemede devam eden davalar için yapılması gereken keşif gibi işlemlerin yapılamadığı anlaşılmıştır.
7. Heyet, gün boyunca Pervari’de iken sivil giyimli güvenlik görevlilerince izlenmiş; Pervari’den ayrıldığında da Siirt–7 km. noktasına kadar (Danilla Geçidi) içinde sivil giyimli güvenlik görevlilerinin olduğu beyaz bir Ford Connect minibüsle takip edilmiştir.
8. Heyet, Pervari’den ayrıldıktan sonra başvurucu köylüler Doğan Köy yolunu deneyerek Mezralarına ulaşmak istemişler ancak orada da engelleneceklerini düşünmüşlerdir. Heyete daha sonradan ulaşan bilgilere göre, aynı gün Doğan Köy yolundan mezraya gitmek isterken askeri görevlilerce önce engellenmişler ancak sonradan geçişlerine izin verilmiş; mezraya ulaşamadan araçları bozulduğu için geri dönmek zorunda kalmışlardır.
9. Ertesi gün (14 Ağustos) mezraya Doğan Köy yolunu kullanarak gidebilen köylüler, Pervari Jandarma Komutanlığınca ifade vermeye çağrılmışlar; ifadelerini verdikten sonra mezraya gitmişlerdir.
10. İnsan hakları heyeti, savcılık ile hiç bekletilmeden görüşme gerçekleştirebilmesine rağmen Kaymakamlık ve Valilik ile görüşme gerçekleştirememiştir.
AYDINLATILMASI GEREKEN NOKTALAR
1. 2002 yılında Siirt valiliği tarafından Çemekare Yaylası Festivalinin kabul edilmesine ve o tarihten itibaren köylülerin tekrar yaz aylarında mezraya girmelerine olanak sağlanmasına rağmen, Haziran 2007’de Genelkurmay’ın Geçici Güvenlikli Bölge ilan edilmesi nedeniyle mi Çemekare yaylası tekrar boşaltılmak istenmektedir?
2. İnsan Hakları Heyetinin durdurulduğu nokta olan Meydana Süleyman (Süleyman Meydanı)’daki nokta sadece heyetin mezraya girmesini engellemek için mi konuldu? Heyetin mezraya girmesinin engellenmesindeki amaç neydi? Başvurucu köylülerin yakınma nedenlerinin heyet tarafından gözlenmesi mi istenmedi?
3. Mezranın dış dünyayla bağlantısının kesilmek istenmesi nedeniyle bir bebeğin doktora götürülememesi ve yaşamını yitirmesiyle ilgili etkin ve yeterli bir adli ve idari soruşturma yürütülmekte midir?
4. Başvurucu köylülere tehditte bulunan, üzerlerine ateş açan askeri personeller hakkında herhangi bir adli takibat yapılmış mıdır?
5. Köylülerin keyfi olarak Karakolda bekletilmeleri esnasında telef olan hayvanların zararı neden karşılanmamıştır?

6. Heyete söylendiği gibi Süleyman Meydanından sonraki 5 km lik alanın gerçekten mayınlı olma ihtimali varsa, neden koruyucu tedbir olarak herhangi bir işaret veya levha konulmamıştır? Diğer köylülerin aynı gün aynı yoldan geri gelmesine neden karşı çıkılmamıştır?

7.Çemekare Mezrasında yaşayan yurttaşlarımıza yaşam alanı tanınmamakla, temel gıda ve diğer ihtiyaçların temini engellenmekle hedeflenen, köyü boşaltma ve bölgeyi insansızlaştırma mıdır? Böylelikle 1990’lı yıllarda yaşanan köy boşaltmalar farklı bir yöntemle mi denenmektedir?

8. Bölgede son günlerde orman yakma filleri, ciddi ve sistematik ihlallerin yaşanacağı yeni bir dönemin işareti sayılabilir mi?

9.Askeri yetkililer korucuların kendileriyle bir ilgilerinin olmadığını söylerken neyi amaçladırlar? Bu söylem, bundan sonra daha ciddi hak ihlallerinin yaşanacağı anlamına mı gelmektedir?

10.Heyetin Pervari’de çalışmalarını yürüttüğü esnada sürekli olarak güvenlik görevlilerince izlenmesindeki amaç nedir?

KANAAT VE SONUÇ
Kanaat
Heyetimiz tüm incelemeler sırasında yaptığı görüşmeler, edindiği bulgular ve gözlemlerinden hareketle, Çemekare mezrasının tekrar zorla boşaltılarak, insanların üretim araçlarından yoksun bırakılmasının ve bölgenin insansızlaştırılmasının hedeflendiği düşüncesini taşımaktadır. Heyet gerekli adli ve idari önlemler alınmadığı ve sorumlular derhal görevlerinden uzaklaştırılmadığı sürece Çemekare Mezrası halkının yaşam hakkının, seyahat özgürlüğünün ve tehdit/kötü muamele yasağının tekrar ihlal edileceği kanaatine varmıştır.

İnsan Hakları heyeti, söz konusu bölgede köylüler üzerinde çok ciddi bir baskı ortamının ve keyfiyetçi uygulamaların mevcut olduğunu gözlemlemiştir. Aynı şekilde yaşam hakkı, işkence yasağı ve mülkiyet hakkının sürekli bir biçimde ihlal edilme riski ile karşı karşıya olduğu tespitini yapmaktadır.
Sonuç
Zorla göçe zorlama, insanların yaşam hakkının ihlaliyle de sonuçlanabilecek seyahat özgürlüğü, temel insani gıdalara ve ihtiyaç malzemelerine erişim hakkının engellenmesi, ciddi sonuçları olan ve 24 saate yayılan işkence olarak değerlendirilir. Deliller karartılmadan hazırlık soruşturması tamamlanmalı ve adı geçen failler yargılanarak hak ettikleri cezaya çarptırılmalıdır. Ciddi hak ihlallerine maruz kalan diğer köylülerin de yaşam hakkının, gıdalara erişim hakkının korunması ve hayvancılık ve tarım faaliyetlerini yerine getirmelerinin sağlanabilmesi için başta Pervari Jandarma Komutanlığında görevli tüm güvenlik görevlilerinin ve korucuları hakkında etkili bir soruşturma yürütülmeli; sorumlular görevlerinden alınmalıdır.
Güvenlik görevlilerinin yurttaşla ilişkilerinde, ideolojik davranma, görev ve yetki sınırını aşmasına, aşırı güç kullanmasına, işkence ve gayri insani muamele uygulamasına, mülkiyet hakkını gasp etmesine göz yumulmamalıdır. Hukukun kayırmacılık özelliği yoktur, olmamalıdır. Hukukun bağlayıcılığı herkes için geçerlidir. Yargı mekanizması en etkin şekilde ve kısa zamanda adil sonuca ulaşmalıdır. Hukuk kurumu olması nedeniyle ve yasaca insan haklarını koruma göreviyle yükümlü kılınan barolar, iç hukukun etkin sonuca ulaşımı için Çemekare’de başlatılan yargısal sürecin takipçisi olmalıdır.
Son iki aylık zaman dilimi içerisinde bölgede gerçekleşen ciddi insan hakkı ihlallerinin açığa çıkması, sorumlular hakkında hukuksal ve idari kovuşturmanın yapılması için TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu ivedilikle yerinde inceleme başlatmalıdır.

İHD ve Mazlum-Der, Siirt’te ve yöresinde yaygın ve sistematik hale dönüşen ve toplumsal barış ortamını bozmaya dönük bu tür hukuk dışı provokatif girişimlerin ve hak ihlallerinin ulusal ve uluslar arası alanda takipçisi olmaya devam edecektir.

Av. Reyhan YALÇINDAĞ

İHD Genel Başkanı 

 Av. Selahattin ÇOBAN

 Mazlum-Der D.Bakır Şb. Bşk. ve GYK Üyesi 

 Vetha AYDIN

İHD Siirt Şb. Bşk. ve MYK Üyesi 

Raci BİLİCİ

İHD D.Bakır Şb. YK Üyesi 

Bir cevap yazın